Erkan Kiraz's Memoires

Pazar, Temmuz 10, 2005

Baharın Şiirselliği

Baharın Şiirselliği
Ömer Hayyam, Can Yücel, Çetin Altan & Can Dündar

Hanife telefon etmiş. Geri aradım. “Hesabıma para yatırman gerek. Bir de akşam yanında bana nakit getirmelisin” diyordu. Emir emirdir. Emir demiri keser derler. İstersen yapma. Akşam eve elin boş dönersen yemek bulamazsın.. Ama bu akşam şanslıyım. KYÖD Pazartesi Buluşması var tarih Gurubumuzun. Orada yer içer eğlenbirim. Eve de geç gider karnım da tok dönerim..

Geçen hafta “Çanakkale Savaşı Yıldönümü ve Tarih Ne İşimize Yarar?” Başlıklı yazımı bir çok arkadaşla paylaşmıştım. Gelen tepkiler arasında yararlı ve düzeltme bilgilerini de içerenler vardır. Uzun yıllardır Bursa’da yaşana yüksek okul ve askerlik arkadaşım Serhat Badal teşekkür ediyordu (1). Bülent Bakoğlu ise yazıda adı geçen ünlü tarihçinin adını yanlış kaydettiğimi ve doğrusunun İlber Ortaylı olduğunu vurguluyordu. Sağ olsun. Gerekli düzeltmeyi hemen yaptım (2). Sapancali.com’un web sayfası düzenlemesini yapan Murat Küçükbalkaya da gönüllü olarak uğraşılar sonucu yapılan wep sayfası çalışmalarının kısa sürede gazete biçimine dönüştürme düşüncesinden söz ediyor ve yazılarımı en iyi düzeyde değerlendirmeye çalışacaklarını belirtiyordu (3). Savaş Karakaş da TRT2’de gösterilen Çanakkale belesel filminin adını belirtiyor, Çanakkale’de batan denizaltılarla ilgili çekeceği belgeselin bilgisini aktarıyor ve çalışmalarını desteklediğim için teşekkürlerini sunuyordu (4).

İzmit Rüzgarı Gurubu’na Sevda rumuzlu birisi Cumhuriyet Gazetesi yazarlarında İlhan Selçuk’un tarihi ve tarihi olayalrı değerlendirmesini içeren ve Ermeni Tehciri olaylarının Ermenistan’nın Azarbeycan’ın bir kısmını işgal etmesi sürerken Türkleri suçlamak için güncelelmesinin ilkel, çağdışı bir yaklaşım olduğunu vurguluyordu (5). Ve içimi rahatlatan su gibi şırıl şırıl akan bir çeşmeden avuçlarının içinden kana kana su içmek gibi geldi Harun Ölmez’in gönderdiği şiir. Bir çırpıda içiverdim dizeleri. Sevgili Şetin Altan ne de güzel döktürmüştü kelimelerini yana yana alt alta (6). Geçenlerde Can Yücel’de de bir şiir vardı bir dostun iletisinde. O da ge güzel ne hoştu.. (7).

TMMT PCD’den 6 ayılığna İngiltere TMUK’de ki bir göreve gönderilen Murat Şahinel geri dönmüş. Sigara odasına gelip beni buldu (8). Derince Express Gazetesi yazarlarından Salih Çakım email adresinin değiştirilmesini istiyordu gurup lisetsinmden (9). Bugün şansımıza Kaan Gündoğdu da kalkmış Ömer Hayyam’da bir şiir göndermiş. Ömer Hayyam. Şiire et kan can veren gelmiş geçmiş en bilinen bir şair. Salt şair olmakla kalmıyor, zamanının siyasetçilerine yol gösteren düşünür, bilgin ve fen adamı (10). Dünyaya hiç gitmeyecekmiş gibi sarılanlar, hiç kaybetmeyecekmiş gibi bir diğerini ezip geçenler ve yaşamayı sürekli es geçenler.. Ömer Hayyam diyor ki “senin de bir gün üstünde otlar bitecek..” Ben işte “.. zümrüt çayırlar üstünde sefa sür”meye çalışanlardanım. Yapılması gerekenleri de olması gerektiği kadar yapıyorum. Erişelecek neler varsa onları yaşamın titreşimlerini ıskalamadan yapmaya devam ediyorum. Bazen dostlarla, bazen yarenlerle bazen de yüzlerini gözlerini bilip tanımadığım sanal yaşamdaki dostlarla da yaşanmış yada yaşanacak güzellikleri her biçimde paylaşıyorum..

Cuma günü daha önceki günlük yazılarımdan derlenen yazılarımı göndermiştim dostlara (11). Bugün ise Cuma günü dahil hafta sonu kaleme aldığım yazılarımı godenrdim. İlk tepki Ülkü Koç’tan geldi (12). Yazılarımın içerik olarak nasıl karşılanacağı önemli. Yazılarımdan iki tanesini daha önce İngilizce’ye çevirmiştim. Mustafa Tuçnel iş egzisinde olmalı. Yazı sayfasına yüklenemedi. Bu nedenle uluslararası tepkileri alamadım. Son demem ise gündelik yazılarımı derleyip ayrı yazılara dökmek. Son biçimini alan yazılarımı da kısım kısım dostlarla paylaşıyorum. Amacım yazı yazma tarzımı, usul ve uyguladığım kurgulamaları okuyanların yakalayıp yakalamadığını anlamak. Olumlu yada olumsuz tepkilere göre daha sürdürebileceğim çabalarımı. Ama daha güzele ve iyiye ulaşarak..

Gümrük Komisyoncumuz Deka’da çalışan Gönül Dost’tan da yanıt geldi. Beğendiğini söylemekteydi yazılarımı. Vakti geniş olduğunda da yazılarımı okuyacakmış (13). Harun Ölmez’e bahar vurdu sanırım. Sabahtan başlamıştı şiir gödermeye. Can Dündar ile devam etmiş. Yazı yazmaya bir şeyler çiziktirmeye başladığımdan beri hedeflediğim Hasan Pulur ve Çetin Altan gibi nüktedan Can Dündar gibi demek istedikllerimi en engin kelimelerle anlatıp en kısa cümlelerle bitirmekti.. Onlar gibi olabilir mi insan? Bilemiyorum.. Ama güzeli hedeflemek yok mu uğrunda çaba sarf edip yolunda zorlukları aşmak bile bir ayrı güzellik. Can Dübdar’ın şiir gidi yazdığını söylerdim hep.. İşte yazarın harika dizeleri.. (14). Bir de Lokman Hekim diye bilinen kişiye atfediler sözler var. Ben de onları aktarayım bari (15).

Yazılarım tek tek tepkileri alıyorum. Şirketten Murat Şahinel (16) ve dış firmalardan Suat Özcan’dan. Suat Özcan Kerem Dedeler’in Sapanca Göl Ev Sitesi’nde düzenlediğimiz King Party’leri özlemiş. Havaların ısındığından ve parti düzenlemeye ne zaman başlayacağımızdan söz ediyordu (17).

Evden dışarı çıktığımdan beri tatlı bir serinlik vardı. Serinlik kendini duyumsatıyordu. Öğleye doğru ise herkes tam bir bahar havası diyordu. Hani hava tahminleri! Hepsi fos çıktı. Mart ayının tahminleri tutmadı. Hani Marmara Bölgesi’nden başlayıp yavaş yavaş Doğu Anadolu’ya kayacak olan soğuk, rüzgarlı ve sulu kar yağılı hava? Pazar günü hava serin ve soğuktu ama Pazartesi günü inadına iyi görünüyordu. Bulutsuz bir gökyüzü. Masmavi. Gök neden mavi renklidir acaba? Güneş tüm sevecenliğiyle ısıtııyordu bizleri camların gerisinden. Ama bu bir aldatmacaydı adeta. Öğle yemeği sonrası çalıştığımız yapının karşısındaki parkta sigara lafazanlığı yapacaktık. Gölgelik alanda boç bir bank bulduk ama oturmamızla kalkmamız bir olmuştu neredeyse. Serinlik içimize işlemişti. Güneşe çıktık. Burada da fazla kalamadık. Güneş sadece güler yüzünü gösteriyordu o kadar.

Harun Reşit Güney farklı yönelrden gelen uçakların gökyüzünde bıraktığı izleri gösteriyordu. Murat Özön uçakların ardında bu iz neden kalır dedi birden. Hopppala nereden çıktı bu zor soru birden! Baktım meraktan soruyor sadece. Ben de “anımsadığım kadarıyla uçaklardan çıkan hava çok sıcak uçtukları yükseklikte ise hava eksinin altında 50 filan seyrediyor. Çıkan hava anında kristalleşiyor. Güneşin yansımasıyla bu kristaller bir iz bırakıyor geride” dedim. Doğru muydu bilmem. İtiraz eden olmadı. Uçakların arkadasındaki izler.

Bahar erken geldi. Pencereden geçtiğimiz yerleri inceliyorum. Otoyol kıyısınıdaki ağaçlar hala çıplak. Çıplak ağaçlar aarsında Sapanca Gölü çevresinde gün be gün sayıları artan villa ve özel siteler daha belirginleşmiş. Yol Beşyüzevler civarına doğru kıvırıldığında Samanlı Dağları’nın kuzey eteklerinde egemen çam yeşiliğinin aralarında tatlı mı talı beyazlıklar belirmiş. Beyaz renkli top top ağaçlar. Çoğu Erik Ağacı. Türlü türlü Erik Ağaçları. Bu beyazlıkların ve erken gelen uyandırdığı doğdaki hızlı değişimini yakalamaya çalışıyorum. Bir çok çelişki de yok değil hani aralarda..

Harun Reşit Güven canlı Paparazzi ve ana haber bülteni gibi. Her tür bilgi aktarıyor. Nerede kaza olmuş, Semra Hanım ne yapmış, sahte rakıdan kaç kiş ölmüş, Fenerbahçe Denizlispor’a nasıl yenilmiş.. Fenarbahçeli olduğunu bilen komşuları evinin bahçesine horozu nasıl koymuş.. Kulağım onda yüreğim başka yerlerde. Gözlerim lzlemede.. Göl kıyısında yer alan cafe ve restaurantlar, sazlık alanlar ve Kavak Ağacı dikili alanler. Eskilerde doğan her çocuk için bataklık alanlara Kavak Ağacı dikilirmiş. Büyüdüklerinde de sünnet, askerlik ve evlendirme gibi masrfları ağaçlar satılarak karşılanırmış.

Acısu civarları. Büyük Derbent’le karşı karşıya. Acısu’da toprak konutlaşmaya uygun değil. Toprak yumuşak. Düz alanlar sularla kaplı. Sularla kaplı arsalar. Aralarda tek tük evler. Beyaz renkli taş dökülmüş ara yollar. Sularla kaplı alanlar nasılda konutlaşıyor. İnanılmaz. Otoyolun güney tarafı hala bataklık alanlarla kaplı. Yazları dahi bu alanda ta Sarımeşe’ye dek sular çekilmiyor. Sularla kaplı bu alan 1800’lü yıllarda İzmit Körfezi’ne dek uzanırmış. Ağaçlar ve fundalıklar çıplak. Gerilerde neler var hepsi berrak biçimde görülebiliyor. Bir aya kalmaz ağaçlar yaprağa büründüğünde hiç bir şey görülmeyecek. 1860’lerde bölgeyi gezen Kont A. De Moustier (18) İzmit’ten Sapanca’ya ancak 6 saatte gidebilmiş. Otoyol ile biz sadece 15 dakikada alıyoruz yolu. Gezginin geçtiği yol bataklıklar ve jangıla benzer ağaçlık ve fundalıklarla kaplı bir bölgeden geçiyormuş. İzmit’in batısından Adapazarı’na dek uzanan alanda Ağaç Denizi denilen balta girmemiş ormanlar uzanırmış..

Gözlerimiz daga, gerilere Keltepe ve eteklerine kayıyor. Bulutlarla kaplı. Bulutların altındaki alanların karla kaplı olduğunu görüyoruz. Oralara kar yağıyor. Hava tahminleri doğruymuş diyorum. Öğleden sonraki serinliğin yanıtı belli. Kar yağışı dağın en alt etekelrine dek erişmiş. Deniz düzeyinde ise genelde bir şey yok. Egemen olan sadece içe işleyen serinlik ve soğuk. Bırrrr. Buz gibi. Harun Rerşit Güven arabanın iç ısıtma düzeneğini açıyor sonmuna dek. O da kısa sürede içerideki havayı kurutuyor. Harun Reşit Güven, Köseköy İzmit Doğu Çıkışı’ndan çıkmıyor. Devam ediyor. Murat Özön de şehiriçinde inecekmiş arabadan. Buradan Uzunçiftlik Sapağı’ndan Yahya kaptan Mahallesi D-100’de dek tam 10 km fark ediyor diyorum. Bak göstergeye 24241. D-100’e çıktığımıza aradaki fark benim dediğim rakam olacak. Evet. D-100’e döndüğümüzde rakam 24251’i gösteriyordu.

Uzunçiftlik’ten itibaren yolun çevresi kilometrelerce düz alanlarla çevrili. Yolun kenarında hemen bir parke fabrikası var. Boş alanlar tarla. Ekilmiş. Olasılıkla buğday. Kuzeye doğru yükseliyor alan. Tepeler doğru. Tepelerin üzerinde bir bacadan dumanalr çıkıyor. Rüzgarın yönü doğu-güneye doğru. Baca kızrmızı halkalarla boyanmış. Burası Atık Yakma Tesisi. Bölgemize Sefa Sirmen’in hediyesi. İnsan sağlığı için risk oluşturup oluşturmadı tartışma konusu hep. Greenpeece hareketi kaç eylem yapmıştı burada. Böyle bir tesisin çevresinde kaç km güvenlik alanı olması gerekiyor acba! Yerleşim ve konutlaşma yasağı olan! Osmanlı zamanlarının küçücük çiftliği inanılmaz hızla çeperlerini yırtıyor. Konutlaşma neredeyse halkın “çöp fabrikası” diye tanımladığı Atık Yakma Tesisi’ne doğru gelmiş. Hyundai Otomotiv Fabrikası’nın yer aldığı Vezirçiftliği. Şimdilerde bir belde. Belediyesi var.

Vezirçiftliği’nin de düz alanları sular altında. Sularla kaplı alanalrın ortalarında evler. Yerleşim alanalrında bitmemiş konutlar, çatısız, direkleri dikilmiş, tuğla kaplı yapılar. Vezirçiftliği merkez alanı iki vadi ve üç tepeden oluşuyor. Yamaçlar kuzeyden güneye doğru uzanıp düz alanda kayboluyor. Daha batı-kuzey taraflarda Yuvam Akarca Konutları. Daha düzenli, zengin ve geceleri ışıl ışıl. Sabancılar’ın biz depremzedeler için para ve arsa bağışında bulunduğu Kentsa Sitesi konutlarının sadece çatı uçları görünüyor otoyoldan. Evler tam Lassa Fabriaksı’nın batı-kuzey ucunda. Sabancı depremzede evelri ne tarafta diye soran meraklı Harun Reşit Güven. Tarif ediyorum.

Trafik bu akşam rahat. Işık öncesi bekleyen araç yığılması olmamış. Murat Özön benden önce iniyor. Ben de Nazif Yardımcı yapısındaki BP’de ineceğim. KYÖD Pazartesi Buluşması var. Hanife çocuklar ve annesiyle XX’in Gallipoli adlı Çanakkale Savaşı belgeseline gidecekti. Dönerken bei alacaklardı. KYÖD’den saat 08:30’da ayrılıyorum. Sinemadan saat 21:00 gibi ayrılırz demişti Hanife. Yürüyüş Yolu’ndan Alemdar Caddesi’ne dek gidip buradan Çocuk Parkı’na çıkıyorum. Parkta bir süre oyalanıyorum beni aramaalrı için. Ben aradığımda telefon erişilmez çağrısı veriyor. Telefonum da kapanmak üzere.. Durakta çevreye bakınırken Numan Gülşah’a arstlıyorum. O da Derince 60 Evler otobüsünü bekliyormuş. Beklerken yarenlik ediyoruz. Soner Kılıç ve Mustafa Küpçü birlikte Bodrum’a gitmişler. Numan Gülşah Kandıra Meslek Yüksek Okulu ile temasını sonlandırmış. 5 Nisan 2005’e dek izinliyim sonrası kesin ayrılmış olacğım. Soner Kılıç’la birlikte turizm işine gireceğiz diyordu.

Çukurbağ Kültür Merkezi’nde yürüttükleri etkinliklerden söz ediyodu kısa kısa. Keten Bezi dokuma işine el atacaklarmış. Kandıra Yolu üzerindeki Koca Kaymaz adlı köyde dokuma tezgahlarını toparlayacak ve Keten Bezi üretimine başlayacakalrmış. ABD’den bir üniversiteden yakında öğrenciler ziyaretimize gelecek diyordu. Kaymaz [Kaimas] kelimesinin aslının Romalılardan geldiğini, Keten işleme kültürünün ve Keten Bezi ve Keten Yağı’nın dokunması ve kullanılamsının ilkin Bithynia’lardan Romalılar’a oradan Doğu Roma İmparatorluğu ve Bizans’a geçtiğini ve Osmanlılar’ın bölgeye egemen olmalarıyla Osmanlılar’a uzandığını akatrdı. Oradan Cumhuriyet döneminde Keten Yağı’nın aydınlatmada kulllanılmaya başalamasına bağladı aktarımını. Kısa sürede bir çok bilgi aktarmıştı bana.

Numan Gülşah’ın otobüsü gelince ayrıldık. Ben bir süre daha telefon bekledim. Hava serindi. Daha fazla beklemeye dayanamadım. İlk gelen Şirintepe minibüsüne atladm. Hanife’nin telefonu minibüs Kuruçeşme merkeze girdiğinde geldi. Seni alalım diyordu. Gerek yok dedim. Geldik zaten. Ben onlarden önce eve girmiştim. Benden on dakika sonra geldiler. Filmi çok beğenmişlerdi. Aybüke Beren kızımız sıkılmış. Onun sevdiği filmler daha başka. Ona Harry Potter türü filmler gerek.

Karnım aç. Yapımı kolay yemek de Pizza. Hazır olandan. Dardanel. Yanıda erik hoşafı. Ama hoşaf sıcaktı. Pizza adam başı. O da akşam yemeği için uygun değil aslında. Hamur işi. TRT1’de bir filme dalıp gidiyoruz. Hanife arada Kanal D’deki bir filme takılıyor. Hatay’da çekilmiş bir film. Farklı inançlaar sahip köklüğ aileler arasında yaşanan olayları işliyor. Aşk var. Gerilim var. Göz yaşı var. Gizemler var. Şiddet de var. Tarihi Mekanlar iyi seçilmiş. Konaklar, taş yapılar ve Hatay’ın güzelliği. Ben Hatay’a gitmedim. Gitmek isetdiğim yerlerden birisi. Bu aralar yerli yapım diziler iyi tuttu. İyi izleyici topluyor ekranlara. Ben iyi izleyici değilim. Benim takıntım sadece Cuma akşamları Yabancı Damat ve Çemberimde Gül Oya. Ben okuyucuyum. Bir de kaydedici. Ya kitap okuyacağım yada bilgisayarımın başaına geçip saatlerce düşünüp, kurgulayacak ve bir şeyler yazacağım. Bu aralar üretkenliğim yerinde. Doğru yoldayım. Neredeyse günlük yazılar üretiyorum.

Aybüke Beren yere uzandı ders yapıyor. Bangisu karşı komşuyla bizim ev arasında mekik dokumaya başlAdı. Hanife Aybüke Beren’in bir okul ödevini gösteriyordu bana tebeseüm ederek. Üstünde bastonlu ve gözlüklü bir dedenin koluna girmiş bir kız çocuğuyla bir ninenin torbalarını taşınyan bir erkek çocuğu vardı. Sayfanın başında resimde gördüklerinizi anlatın yazıyordu. Aybüke Beren ise olaya daha farklı açıdan yaklaşmıştı. Yazısı çok tatlı ve insanın yüzünde gülücüklerin oluşmasına neden oluyordu. Okduktan sonra “eline sağlık, çok güzel olmuş kızım” deyip kutladım yanaklarından derin “mcuk”lu birer öpücükle.. (19)

Açıklamalar & Dipnotlar
(1). "Serhat Badal" serhat.badal@kieltr.com 18.03.2005 17:38, Konu: RE: Canakkale Savasi Yildonumu & Tarih Ne Isimize Yarar?, Teşekkürler,selamlar, Serhat Badal,”
(2).
bakoglu@toyotatsusho.com.tr 18.03.2005 18:03, Konu: duzeltme, Erkan bey merhaba, 17/03 yaziniza hizli bir goz gezdirirken bi ynalislik dikkatimi cekti. Tarihici İlber Ortaylı olacak. Aman dikkat saglam adamdir, sayılı tarihcilerden. Bir cok eski yazıyı okur, uygurca, hiyeroglif… Bu arada hemen ne zaman yazdiniz bu yaziyi? Ben de dun Okan Bayulgen’i seyrettim, iyiydi hakikaten… Iyi tatiller..”
(3). "sapancali.com"
sapancali@sapancali.com 20.03.2005 16:39, Konu : Re: Canakkale Savasi Yildonumu & Tarih Ne Isimize Yarar?, Sn Erkan Kiraz, Şüphesizki göndermiş olduğunuz çalışmalarınızdan maximum istifade etmekteyiz. Çalışmalarımız malumunuz üzere birkaç arkadaşın fahri gayretleri sonucu vucut bulmakta. Buda bazı çalışmalara zamanında hakettiği değeri verememek gibi bir sonuç çıkarıyor. Çalışmakarımızı busorunlardan kurtulmak üzere yoğunlaştırmaktayız. Bu bağlamda sapancali.com a kimlik kazandırma, fahri değil bir basın yayın organı haline getirme gerekirse bir büro açma gibi düşüncelerimiz var. Sizin gibi duyarlı görüş sahiplerinin gösterdiği ilgi ve katkı bizleri cesaretlendirmektedir. Lütfen bizimle irtibatınızı koparmayınız. Saygılarımızla”
(4). "Savas Karakas"
savaskarakas@superonline.com 20.03.2005 12:15, Konu: Re: Canakkale Savasi Yildonumu & Tarih Ne Isimize Yarar?, Sevgili Erkan Kiraz dostum, Mesajınız için çok teşekkür ederim. TRT2'deki 'Çanakkale Geçilemedi' belgeselimizi izlemenize ve beğenmenize çok sevindim. 90 yıl önce savaşmış tarafların biraraya gelerek böyle yapımlar gerçekleştirmesi her iki tarafın da yaşananlara bakış açılarında bir gelişme sağlıyor. Savaşa ilişkin daha gerçekci ve objektif yorumların bizde ki 'şüheda fışkıran topraklar', onların da 'Türkleri aslında yenerdik ama şansımız yaver gitmedi' söylemlerinin yerlerini alması sevindirici. Bu alanda çalışmaya ve özellikle literatürde pek incelenmemiş Çanakkale Savaşı'nın Denizaltıları ile ilgili yeni belgeselimi de bu yıl içerisinde sizlere sunmaya çalışacağım. İlgi ve desteğiniz için tekrar teşekkürler. Saygılarımla, Savaş Karakaş. www.savaskarakas.com PS. Belgeselin VCD ve/veya DVD'si için girişimde bulundum ancak üretimi biraz zaman alacak. Web sitemden takip edebilirsiniz.”
(5). “Tarih Nasıl Yorumlanır?.. Oscar Wilde güzel bir laf etmş: ''-Tarihe borçlu olduğumuz tek görev, onu baştan yazmaktır.'' Ne demek bu?.. Wilde'ın özdeyişindeki anlamı belki Bernard Shaw dile getiriyor: ''-Büyük İskender sarhoşken en yakın dostunu öldürmüştü; ama ona duyduğumuz hayranlığın nedeni bu değil. O, sayısını bilemeyeceğimiz kadar insanı öldürttüğü için tarihin en saygın kişilerinden biri oldu.''La Rochefoucauld diyor ki: ''-Tarihin en büyük bölümü dedikodudan başka bir şey değildir.'' **İkinci Dünya Saşaşı'nda Macaristan tam bir trajediyi yaşadı. İki arada bir derede kalıp ne yapacaklarını şaşıran Macarlar 1940'lı yıllarda kahroldular. Naziler yaklaşık 400 bin Macarı, Yahudi oldukları gerekçesiyle, gaz odalarında öldürdüler. Sovyet orduları Doğu Macaristan'a ulaştıklarynda Budapeşte Almanların elindeydi. Bir düşünür der ki: ''-Bir yabancı gücün eline düşmek acıdır; ama, bir başka yabancı güç tarafından kurtarılmak daha acıdır.''Sovyetler Macaristan'ı 'kurtardılar'. Budapeşte'de Moskova'ya dayanan bir hükümet kuruldu. Ancak 1956'da Macarlar başkaldırdılar. Sovyet tankları Budapeşte'ye girdi. 'Ayaklanma' bastırıldı; adı da kondu: 'Karşıdevrim'. Okullarda Macar çocuklarına '1956 Başkaldırısı' uzun süre 'karşıdevrim' diye belletildi; ama, bugün iş değişti, kuşkusuz tarih kitapları da değişti. **'Fetih' sözcüğünün dinsel bir içeriği var, Kuran'da 'Fetih suresi' 29 ayettir; İstanbul'un Türklerce ele geçirilmesi İslamda 'Feth-i Celil' diye kutsanır. Biz garip insanlar olduğumuz için her yıl iki bayram yaparız; bunlardan biri 6 Ekim 'İstanbul'un Kurtuluşu'dur; ikincisi 29 Mayıs 'İstanbul'un Fethi' dir. Bu iki kutlama birbiriyle çelişir... Neden?.. Çünkü çağlarla birlikte kavramlar da değişiyor; İstanbul bizim vatanımızın bir kentidir; insan yurt bilincine eriştikten sonra kendi vatanının bir kentini fethetmekle övünebilir mi, davul zurna, bando mızıka çalabilir mi?.. Atatürk döneminde yalnız '6 Ekim' kutlanırdı; İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşu gündemdeydi; Demokrat Parti iktidarında 'Fetih Bayramı' gündeme girdi; çağdışı bir mantık sardı kafaları... **Tarihi nasıl yorumlayacağız?.. 21'inci yüzyılın başındayız, 20'nci yüzyılın başında yaşanan 'Ermeni Tehciri' ne bakışın çağdaş manıtığı nedir?.. Ermenistan Azerbaycan'ın bir bölümünü işgal etmişken ve bu işgal sürerken, Batı neden geçen yüzyılın başında yaşandığı ileri sürülen ''Ermeni soykırımı'' iddiasını güncelleştiriyor, Osmanlı dönemindeki bir tarihsel olayın hesabını yaklaşık bir yüzyıl sonra Türkiye Cumhuriyeti'nden sorabiliyor?.. **Tarihsel olayların yorumunu günümüzde yaparken insanların birbirlerini suçlamaları kadar çağdışı, gerici, ilkel bir tutum olamaz!.. 'Senin babanın dedesi, benim anamın ninesini bir tarihte kesmiş' diye 21'inci yüzyılda hesap sormanın hukukla bir ilgisi olamaz!.. Bu bir ilkel kan davasıdır ”[Cumhuriyet Gazetesi, 18.03.2005, Pencere, İlhan Selçuk].
(6). [Bir tılsımı olmalıdır hayatın, / Vazgeçilmez bir öfke gibi, / Zaptedilmeyen bir aşk aranışı gibi, / Kaptırıp kendini şiirler yazma gibi, / Bir kadehi fırlatıp aynalara, / Gecenin büyüsünde çıldırmak gibi. / Böyle bir tılsım yoksa, / İsteksiz isteksiz oluyorsan traşı, / Bir küf bağlamışsa bütün heyecanlarını, / Bir çıplak kadın vücudu düşünmüyorsan en ciddi konferansta / Ve / Bir anda çalıştığın yerden istifayı basıp çekip gitmek gelmiyorsa / İçinden; / Bir kapı önünde tozlu bir paspas bile olamazsın...!] [Çetin Altan].
(7). [Diyelim yağmura tutuldun bir gün / ardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek / Öbür yanda güneş kendi keyfinde / Ne de olsa yaz yağmuru / Pırıl pırıl düşüyor damlalar / Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın / Dar attın kendini karşı evin sundurmasına / İşte o evin kapısında bulacaksın beni / Diyelim için çekti bir sabah vakti / Erkenceden denize gireyim dedin / Kulaç attıkça sen / Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor ortadan su / Ege denizi bu efendi deniz / Seslenmiyor / Derken bi de dibe dalayım diyorsun / İçine doğdu belki de / İşte çil çil koşuşan balıklar / Lapinalar gümüşler var ya / Eylim eylim salınan yosunlar / Onların arasında bulacaksın beni / Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya / Çakmak çakmak gözleri / Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı / Herkes orda sen de ordasın / Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından / Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim / Özgürlüğe mutluluğa doğru / Her işin başında sevgi diyor / Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili / Bi de başını çeviriyorsun ki / Yanında ben varım] [Can Yücel].
(8). TMEM (UK) Ltd. Burnaston Derbyshire East Midland, United Kingdom.
(9). "Salih Çakım"
salih_cakim@mynet.com 21.03.2005 09:43, Konu: Merhaba, Merhaba Erkan Abi..
Öncelikle göndermiş olduğun mailler için teşekkür ediyorum. Gerçekten zevkle okuyorum ( Sanırım bu benimde gezmeyi sevmemden kaynaklanıyor ).. Yanlız sizden ricam bundan sonraki mailleri salihcakim@yahoo.com adresine göndermeniz. Yahoonun 100 Mb. arşivinde bunları saklamak daha kolay olacaktır. Şimdiden teşekkür ediyor çalışmalarında başarılar diliyorum.. Saygılarımla.. Salih Çakim, Derinceexpress İkikiki Yazarı”
(10). [Geçmiş günü beyhude yere yad etme, / Bir gelmemiş an için de feryad etme, / Geçmiş gelecek masal bunlar hep, /Eğlenmene bak ömrünü berbat etme. / Niceleri geldi neler istediler, / Sonunda dünyayı bırakıp gittiler. / Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?, / O gidenler de hep senin gibiydiler, / Dünya da ne var kendine dert eyleyecek, / Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek, / Zümrüt çayır üzerinde sefa sür iki gün.. / Zira senin üstünde de otlar bitecek..] [Ömer Hayyam]
(11). Erkan Kiraz/TMMT, 21.03.2005 11:03, Konu: Bir Kac Yazi Daha, Dostlar, Uzun suredir uzerimdeki atalet kullerini attim sanirim. Son zamanlarda tum yazilarim sonlanmamis ve son dokunuslari vurulmamisti. Onlar hala son dokunuslarini bekliyorlar. Yazi yazamak ve sonlandirmak inanilmaz zaman aliyor. Bitti diye dusunduklerimde bile bir suru yazim yanlisi, yanlis animsama ve yanlis aktarma soz konusu oluyor. Son gunlerde birden fazla yazi urettim. Yazilar uzun, konular ilginc ama gundelik yasamimin kosusturmalari ile ic ice. Yasiyoruz iste bir yerlerde ikina sikina, isteyerek yada istemeyerek. Benim gibi duyumsayanlar icin ayaklarimiz geri geri giderek. Yasamak icin de bir yerlerde calisiyoruz zor da olsa yasamimizi surdurmek icin cabaladigimizi bilmek gerek. Yasami iskalamamaya, ele gecen firsatlari aninda ve zevkle yasamaya ve sevdiklerimle yarenlik ederek yasamaya cabaliyorum. Bu arada kendi cevremizde, kentimizde, ulkemizde ve dunyada bir suru olaylar oluyor. . Son gunlerde gezi yazilarimin yerine yakalayabildiklerimi kayda geciriyorum ve bunlari ayri yazilar olarak duzenliyor ve dostlarla paylasiyorum. Bilmenizi isterim ki olumlu yada olumsuz tepkileriniz beni yureklendirecek ve yazma cabalarima destek olacaktir. Sikildiginiz yerde artik bana gonderme demeniz de yeterlidir.”
(12). Ülkü Koç
ulkukoc@yahoo.com 21.03.2005 13:31, Konu: Re: Bir Kaç Yazı Daha, Erkan’cığım, Yazılarını okudum (Irak ile ilgili olanını az), büyük keyif aldım, ayrıca böyle bi arkadaşa sahip olmaktan dolayıda içten içe gururlandım, bir de mobbing sendromu adını ilk defa duydum, gerçekten böyle bir sendromun yaşandığına bizzat şahit oluyorum (iğrenç bir şekilde ama ne yapalım), umarım hedeflediğin, istediğin doğrultuda sağlıklı bir şekilde bu çalışmalarına devam edersin... bizler de hazır pişmiş bilgileri yorumları okur aydınlanırız..başarılar arkadaşım....”
(13). "Gönül Dost"
gonul.dost@de-ka.com.tr 21.03.2005 14:42, Konu: RE: Bir Kac Yazi Daha, Teşekkürler Erkan bey yazılarınızı tam olarak okuyamadım ama şöyle bir baktım çok zevkli görünüyor. En kısa zamanda tamamını okuyacağım.”
(14). [Ulemanın yanında dilini koru / Evliyanın yanında gönlünü koru / Namazdayken kalbini koru / Yemekteyken mideni koru / Başkasının yanında gözünü koru / Halkın arasında dinini koru / İki şeyi unutma: Allahı ve ölümü! / İki şeyi unut: Başkasına yaptığın iyiliği / Başkasının sana yaptığı kötülüğü] [Lokman Hekim].
(15). [Bahar, yalvarırım çek git işine!.. / Salma üstüme çiçeklerini, ...aklimi çelme!.. / Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; / sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi / buğulanıyor. Ne zaman sokağa çıksam badem / ağaçları salkım saçak çiçek... Kavaklar kıpır kıpır, / islik ıslığa meltem... Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek... / Yapma bunu bana bahar, Böyle üstüme gelme...! / Zaten damarlarımda zor zaptediyorum kanımı... / Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime... / Kalbimin buzları erimiş. / Göğüs kafesimde ne idügü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir... / Bir de sen çıldırtma beni... Krizdeyim ben... / tembelliğin sırası değil, uyamam sana... Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, / kokularına hakim ol. Meltemlerine söyle, deli gibi islik calip sokağa çağırmasınlar beni... / Bulutların üşüşmesin başıma... / Girme kanıma benim...yoldan çıkarma...! / Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, / afrodizyakların en etkilisi, / Sevdanın suç ortağısın. / Kıyma bana...! / Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; / gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin. / Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, / beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin... / O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman... / Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran capkin eteklerin uçuştuğu günbatımları... / Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan... / Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında... / Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz... / Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden... yüreğim viraneye... / Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da... / Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak. / İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar... / iş açma başıma... / Git isine! / Yoldan çıkarma beni!.....] [Can Dündar]
(16). Murat Şahinel/TMMT, 21.03.2005 16:04, Konu: Re: Bir Kac Yazi Daha, tesekkur ederim. Bu güzel yazıların için. Formundan bir şey kaybetmemişsin... Saygılarımla, Murat”
(17). Suat Ozcan
suat.ozcan@anadolu-shipping.com, 21.03.2005 11:25, Konu: RE: Bir Kac Yazi Daha, Erkan Abi, Yazılarında olmasa senden haber alamayacağız,Kerem bu hafta yokmuş havalarda ısınıyor "king" partisi yapalım artık,ayarlayın haftaya bir gün geleyim... Sevgiler+Saygılar/Suat”
(18). Kont A. De Moustier: 1862. Sultan Abdülaziz [1861-1876] döneminde Osmanlı Devleti’nden aldığı özel izinle İstanbul’dan Efes’e kadar 25 Eylül 1862 gününde başlayarak ilgi çekici bir gezi yapmıştır. Gezinotları 1864 yılında Le Tour du Monde [Dünya Turu] adıyla 15 cilt biçiminde yayınlanmıştır. Bölgemizi ilgilendiren bölümün adı İstanbul’dan Efes’e Yolculuk’tur.
(19).
(20).
(J). Hata ve yanlışlıklar müstesna.

[Bu yazi duzenlenmesi ve yazım hataları tamamlanmamis geçici bir yazıdır.]

Erkan Kiraz, 22.03.2005 Pazartesi, Saat 00:30-02:00, Şirintepe-İzmit, erkankiraz@yahoo.com, erkankiraz@superposta.com

http://www.gezinotlari.net/ky_asp
http://community.webshots.com/user/erkankiraz
den başlayıp ardışık alarak devam edip
http://community.webshots.com/user/erkankiraz30
‘e kadar
http://www.mydalyan.com/erkankiraz
http://www.virtualtourist.com/erkankiraz
http://groups.yahoo.com/group/bilgisayarveinternetguvenlik
http://www.trainweb.org/demiryolu/
site: Jean-Patrick Charrey, contributions & translation into Turkish by Erkan Kiraz

© Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır.
Bu yazı ancak kaleme alanın izni alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir.

© Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved.
This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author.
Written & Edited By Erkan Kiraz
erkankiraz@yahoo.com on 21.03.05.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home