Erkan Kiraz's Memoires

Pazar, Temmuz 10, 2005

Deniz Kızı Restaurant & Sereglio Bar

Deniz Kızı Restaurant & Sereglio Bar
Üsküdar-İstanbul

Bu sabah zor kalktım. Biraz farklıydı bir zor kalkma. Cüzdanımı, cep telefonumu her şeyi evde unutmuşum kapıdan çıkınca. Fabrikanın kapısından girerken aydım. Erken bahar yorgunluğu olmalı. Hava serinledi. Ilıman ama tam uyku havası. İzmit’ten Adapazarı’na otobüsün bir çırpıda erişivermesini anlayamıyorum. 45 dakika göz açıp kapayana dek nasıl böylesine hızlı geçer diye içimden geçiriyorum.

Sabahtan Ülkü Koç telefon etti İzmit Uzunçiftlik Çelik Halat’tan. Yanında İrfan Koç da vardı. Özge Koç’un Blue müzik gurubuyla ilgili dönem ödevini İngilizce’ye çevirdiğim için teşekkür ediyordu. Bir de İrfan Koç bizi bu akşam evlerine davet etmişlerdi. Hanife ve çocuklar gideceklerdi. Ben ise bu akşam İthalat & İhracat Departmanı’nın İstanbul Üsküdar’daki Denizkızı Restoran’daki yemeğine gidecektim.

Melih Şadoğlu II. Dino Yemeği ile ilgili bir ileti göndermiş ve 8 Nisan 2005 Cuma akşamının arkadaşlar için uygun olup olmadığını soruyordu (1). Filiz Memişoğlu, Alp Yıldırımalp, Murat Özden ve Nesrin Ercan tarihin kendileri için uygun olduğunu söylediler. Ben ise günü teyit edemedim. Bir de buluşacağımız yerin nerede olacağını sordum Melih Şadoğlu’na

Dün Necmi Şahin Sinan Yakay ile birlikte Osmanlı Arşivleri’nden İzmit’e ait olan belgeler üzerine hazırladıkları İzmit Redif Karargahı ile ilgili yazısını göndermişti. Okuyup incelemiş ve beğenmiştim. Sinan Yakay bugün Yavuz Ulugün ve bana yazının İzmit Şehiriçi Dergisi’nde (2) yayınlanabileceği son biçimini göndermişti.

Canakkale-War-History-Consciousness adlı yeni bitmiş bir yazımı bir çok arkadaşa dağıttım. Bu bir gezi yazısı değildi. Güncemden çekip çıkarttığım ve düzenlemesini yaptığım bir yazıydı. Şimdiye dek sadece yakın arkadaşlarla sözgelimi Muhittin Bakan ve Yavuz Ulugün’e ileti ekinde yada çıktı olarak paylaşıyordum. Gündelik yazılarımın ne tür bir tepki getireceğini bilmiyordum. Yakın dostlarım beğenerek okuyorlardı ama diğer arkadaşlar nasıl karşılayacaklardı? Sözgelimi şayet gündelik yazılarım İnternet ortamına ayıklanarak atılırsa nasıl tepki alırdı?

İlk tepki Ankaralı Ergin Tönük’ten (3) geldi. Tepkisi olumlu ve hoştu. Sağolsun (4). İş yerinde bilerek ve kasıtlı olarak belli yönetici ve üst düzey idareciler tarafından çalışanlara yönelik şiddeti tanımlayan ve ayrıntıları hakkında doğru dürüst bilgi veren bir ileti geldi. Yabancılar şiddetin tanımlamışlar ve adına Mobbing koymuşlar. Biz ise işyerinde şiddet diyoruz herhalde. Yazıda Dr. Hasan Tutar diye birisinin adı geçiyordu.

Çıkmamıza yakın Yavuz Ulugün aradı İzmit’ten. İstanbul’dan yeni gelmiş. Radyo KYÖD Gecesi bu akşam değil diyordu (!). Biliyorum 25 Nisan 2005 gecesi dedim. Bazı arkadaş ve dostlara sanki bu akşam dedim gibi anımsıyorum. O nedenle arama gereğini hissettim diyordu. Bu arada gece için biletleri senden mi Abdullah Coştu’dan mı alacağım. Biliyordun Orhan Emir gibi dostlarla bir arada olalım diye bir düşüncemiz vardı dedim. Orhan Emir’i bilmem ama o gece siz benim konuğumsunuz dedi Yavuz Ulugün. Eşimle birlikte değil mi dedi. Elbette dedi. Radyo müdür Abdi bey Yavuz Ulugün gibi bazı dostlara blok bilet vermiş ve oda tanıdık ve bildiklerine satışını yapsın istenmiş olmalıydı. Yavuz Ulugün de kendiliğinden beni ve eşimi kendi konuğu olarak ağırlamayı düşünmüştü.

Bu akşam ki departman yemeğine nasıl gideceğimizi konuşmuştuk. Hasan Güner zaten saat 11:00’de ayrılıyordu. Kaya Şalvarlı çoktan gitmişti. Alp Yıldırımalp bir şirket aracı almıştı. Onunla birlikte Şule Kapkın, Ahu Ece ve Murat Özön gidecekti. Kerem Dedeler, Erdem Peren ve ben İstanbul servis otobüsüyle Harem’e dek gidecek oradan bir taksiye atlayıp Üsküdar’a gidecektik.

Sinem [Eren] Ağar ise gelemeyeceğini bildirmişti. Son güne dek Kerem Dedeler de gelecek hafta izin aldığından geceye katılamayacağını, kedisi Siyamlı Spoon’u alıp çok ama çok eskilerin Prussa dedikleri, Osmanlıların Hüdavendigar diye adlandırıp başkent ettikleri, Bursa’ya gideceğinden söz ediyordu. Kendisini tanrıların zevkü sefa dağı Olympos’a atacağını söylüyordu. Ama fikrini değiştirmiş Cumartesi sabahı saat 10:00’larda Bursa yolculuğuna çıkacağını söylemişti. Bir haftalık tatilinde planladığı ve umduğu biçimde gelişmemeler olmadığının belirtileri dökülmüştü hafta içi aktarmalarında. Uludağ’a kayağa gidecekti arkadaşlarıyla ama belli belirsizlikler oluşmuştu.

Geceyi görüntüleme işini Hasan Güner Sony T-15 sayısal fotoğraf makinesi alalı beri ona bırakmıştım ben. Ancak Hasan Güner’in bir gün önce arşive dosya taşınması konusunda birileriyle gerildiğini herkes gibi ben de biliyordum. Olasılık verilmiyordu ama Hasan Güner bu akşam resim çekme işini bilerek yapmayabilirdi.

İş yerinden ayrılmadan önce Alp Yıldırımalp’ten YTL 5 borç alıp kendime şirket kantininden iki paket Muratti Ambassador aldım. İstanbul servis otobüsü pek kalabalık değildi hafta sonu olmasına rağmen.hafta içinde İstanbul’a gidip gelenlerden başka hafta sonunu İstanbul’da bizim gibi geçirmek isteyenler de vardı. Kerem Dedeler pencere tarafında ben ise koridor tarafında oturuyorduk. Arkamızda ise Erdem Peren. Uykum olmasına rağmen uyumam kolay olmadı. Erdem Peren hemen uyuyacak ve İstanbul Kozyatağı’na dek horlayacaktı. Onun gerisinde Erhan Karsak da onu aratmayacaktı.

Uykumda ilk bölünme İzmit Derince Çınarlı sırtlarına sarılırken oldu. Hereke viyadüklerine ulaşmamızı ve ardından tünele girişimizi, sonra dümdüz ilerleyip Diliskelesi öncesi tünele girişimizi değişen trafik ve otobüsün teker seslerinden gözlerim kapalı izleyebiliyordum yarı uykulu halde. Aniden oluşan düşme sesleriyle gözlerimi açtım. Sağ kolumuzda oturmakta olan iki bayan orta kapı önündeki yükseltiye eşyalarını koymuşlar ve arabanın hızlı dönüşüyle kayıp kapı boşluğuna düşmüştü. Uykum ikinci kez bölündü.


Ön tarafında da dörtlü küme oluşturan ISD [Infomation Systems Dept] elemanları aralarında durmak bilmeyen bir İngilizce konuşma denemelerine başlamışlar ve Kozyatağı’na dek susmak bilmemişlerdi. Birisi bozuk, bölük pörcük cümlelerle konuşmaya çalışıyor daha akıcı gibi görünen İngilizce’si ile bir bayan ona yanıtlar veriyordu. Tüm bu alanlar uykumuz arasında silikte olsa kazınıyordu belleğimize. Uykumda üçüncü bölünme ise Kerem Dedeler’in dürtmesiyle oldu. Böğrüme indirdiği dirseği duyumsamak olanaksızdı. Kerem Dedeler uyarmalarında oldukça nazik ve sevecendi hep. Onun hep diye geldiği gibi “o yaşamımı kolaylaştırmak için vardı”. İşte yaşamımı kolaylaştırıyordu. Telefonuyla bana iletişim olanağı sağlamaktaydı. Telefonunda ”Herr Kiraz” yazıyordu. Telefonumu evde unutmuştum ve Hanife Ülkü Koç’ların evinden benim cep telefonumla Kerem Dedeler’i aramıştı.

Bizimkiler davet üzerine Ülkü Koç’lara Kurufasulye Partisi’ne icabet etmişlerdi. Evin içinden uğultular ve gürültüler, kızların haykırışları geliyordu. Hanife ne demek istiyor anlamak zordu. Aslında bana ait zamanda İstanbul’da bir yerde iki saatlik bir yemek için üç saat yol tepip onca zahmete katlanmak iş değildi doğrusu.

Bu tür balık muhabbetleri benim balık yeme tarzıma uygun düşmüyordu. Balık öncesi sunulan Tarama, Balık Köftesi, Karides ve soslu una bandırılmış Kalamar. Balığa kadar gelen beyaz peynir, rakı yada biranın dışındakiler benim için pek anlamlı değildi. Önde gelen, meşhurlaşmış bir çok Balık Lokantası’nda yaygınlaşan usul ve moda buydu ne yazık ki. Seveni çok olsa da bana göre değildi.

Benin alışageldiğim usul başkaydı. Önce sevdiğim bir çorba. Ezogelin yada Mercimek. Yanına harika bir Mevsim Salatası, Balık ve ardından öncelikle Tahin Helvası olmazsa sevilen bir tatlı türü. Yada en çok hoşlandığım ve tadı damağımda kalan tarz da salaş bir yerde balık yemekti. Önce balığı belirlemek, balığın pişmesini beklerken masaya gelen sızma özgün zeytin yağa bandırılmış siyah renkli iri Kalamar zeytinlerini, baharatlı yağa bandırılmış ekmek parçalarıyla mideye indirmek, yan tarafa getirilmiş harika mevsim salatanın yanına konulmuş mor soğan dilimleri ve beyaz turpun eşliğinde bira yada rakıya yarenlik ettirmek daha güzeldi.

Otobüs Konstantiniyye’ye erişmişti. Doğu Roma’nın Constantinople’ünü Fatih Sultan Mehmet alalı beri çok değişmişti. Nice adlar verilmişti ona. İstanbul ise en güzeliydi. Osmanlılar iki inanılmaz abide bırakmışlardı geriye. Harem Sarayları, Selimiye Kışlası ve arlarda bizler de buralardayız diyen irili ufaklı camiler. 1870’lerde Almanların yaptığı Haydarpaşa Garı yöreye adını vermişti. Büyük bir liman vardı. Liman da son zamanlarda neredeyse bölgeyi tümden yutmuştu. Otobüs Harem Sarayları ve Selimiye Kışlası arasından süzülerek aşağıya inmiş ve tarihi bir caminin hizalarında durmuştu. Son durak.

Otobüsten indikten sonra bir süre yürüdük Harem Otogarı’nın Üsküdar tarafına doğru. Her yer ışık hüzmesi altındaydı. Yol, konutlar, Boğaz, Boğaz’dan gelip geçen her tür ve büyüklükteki deniz taşıtları ve karşı sahiller. Işıklandırılmış Minareler, Beyazıt Kulesi, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, konutlar arasından sivrilmiş göğe doğru yükselen uluslararası oteller ve tam karşımızda duruveren Kız Kulesi. Gözlerim sağda solda ilerliyordum. İleride dolmuş durağı benzeri yerde bir taksiye atladık. İki saattir sigara içememiştik. İkimiz de sigaraya sarılmıştık. Uzun süredir sigarayı bırakan Kerem Dedeler’de sigara özlem yoktu. İki sene önce de benzer yerde bir araya gelmiştik. Mekan Kız Kulesi’nin neredeyse tam karşısına düşüyordu. Teraslı alana kurulmuştu mekan. Üç bölümden oluşmaktaydı; Bar, Balık Lokantası ve Kafeterya. Balık Lokantası’nın girişi daha kuzey taraftan, merdivenlerleydi. Deniz Restaurant & Sereglio Bar (5).

Yenilerde önü PVC cam sistemleriyle kapatılmış teras katına geldik. Bizden önce gelenler terasın güney köşesinde bir masa etrafında oturmaktaydılar. U biçimine dönüştürülmüş masa dizisinin önü Boğaz’a bakıyordu. Ortasında ise çiçek benzeri bir şey vardı. Pencere kıyısında en güney uçta oturan Kaya Şalvarlı’nın sağından itibaren dizilmiş IED elemanları. Kaya Şalvarlı’nın oğlu Kayahan onun hemen sağ tarafındaydı. Aradaki boş yere Kerem Dedeler’i postaladık. Onun yanında Hasan Güner oturmaktaydı. Bayanlardan Şüle Kapkın ve Ahu Ece Hasan Güner ve Erdem Peren’in arasında kalmışlardı. Ben Erdem Peren ve Murat Özen arasında masanın köşesine oturdum. En sağımızda pencere tarafında ise Alp Yıldırımalp vardı.

Kaya Şalvarlı ve Şule Kapkın Kırmızı Şarap içiyorlardı. Ahu Ece ve Alp Yıldırımalp alkollü içecek almıyorlardı. Geri kalanlar rakı isteyince bende onlara uydum. Rakının Yeni Rakı olmamasına özen gösterdim. Açılan şişeyi gösterdi bana garson. Tekirdağ Rakısı. Sahtesinde metil alkolün oranını tutturamayan kalpazanlar Yeni Rakı’dan onlarca kişinin ölümüne yol açalı beri Türkiye’de Yeni Rakı imajı diplere vurmuştu. Ülke çapında tüm 70’lik Yeni Rakı’lar toplatılmış ve imha edilmişti.

Masalarda salatalar ve meze tabakları vardı. Midye Tava, Tarama ve Haydariye benzer bir mezeyle adını öğrenmediğim başka bir meze parçası. Sadece midye tavayı yedim. Salata ise hızla tükenecekti önümde. Balık siparişi alınana dek getirilen Balık Köftesi ve Kalamar kimseleri doyurmadı. Alp Yıldırımalp gelen garsona sık sık şef bizim karnımız aç diye dertleniyordu. Ben levrek sipariş ettim Erdem Peren ile. Balık öncesi gelen Beyaz Peynir sadre şifa oldu. Balık Restaurant’larında alışageldiğimiz Kaşarpane, Sigara Böreği, Beyaz Turp ile Mor Soğan Dilimleri ne yazık ki servisi yapılan mezeler değildi. Beyaz Peynir istemek onun da geleceği yoktu.

Hızlı atıştırmanın ardından herkeste bir gevşeme oldu. Ama Alp Yıldırımalp ne yazık ki doymamıştı. Masaya gelen şefe yine biz açız diye meramını aktarama çabasında ısrar ediyordu. Arada sigaralar yakıldı. Karşılıklı konuşmalar başladı. İşle ilgili konuşmalara radarlarımı kapatmıştım. Daha çok Erdem Peren ile bir şeyler geveledim. Murat Özön de Alp Yıldırımalp ile. Hasan Güner’e fotoğraf makinesini neden çıkartmıyorsun diye sorunca durumu anladım. Kızgındı ve makineyi getirmemişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde deyip geçiştirdi işi. Kayahan elindeki sayısal makineyle bir iki resim çekmeye çalıştı ama geceyi tümden görüntüleme işi olmayacaktı bu gece.

Herkesin midesi bir şeylerle dolduktan sonra genel rahatlama havası etkin oldu ortama. En fazla konuşan Kayahan’dı. Hasan Güner ile ayrı bir hukuk oluşturduğu belli oluyordu. Hasan Güner’in yönlendirmesiyle karşıdan Murat Özön’e “Buruşuk Murat” diye takılmaya başlayacak yemeğin sonuna dek sürecekti bu. Ne ilgisi ve anlamı vardı bilmiyorduk ama Murat Özön’ün elimizden çekeceği vardı oluşturulan bu “Buruşuk Murat” lakabından. Kaya Şalvarlı Kayahan konuşurken sadece bıyıkaltı gülümsemesini takınıyordu. Masamdaki beyaz yazıyla Sapancali.com yazan siyah şapkamı alıp kafasına geçiren ve yerine oturan Kerem Dedeler şapkayı Kayahan’a kaptıracaktı. Elinde şapkam Kayahan da masanın çevresinde dolaşıp şapkamı herkesin kafasına takacaktı.

En son tatlıları saymaya başladı masamızla ilgilenen şef garsonumuz. Kaymaklı Ekmek Kadayıfı, Kaymaklı Ayva Tatlısı, Süfle ve diğerleri. Ben Cevizli Ayva Tatlısı istiyorum dedim. Murat Özön v Erdem Peren Süfle istediler. Tatlılardan sonra Türk Kahveleri ve çaylar ısmarlandı. Gelen hesabı Kaya Şalvarlı kredi kartıyla ödedi. Fatura Alp Yıldırımalp’e gitti. Ödediğimiz bedel Boğaz manzaralı aleme göre yüksek değildi ama başka tür ama benim gibi adamların zevk alacağı başka bir yemek lokantasına göre de oldukça yüksekti (7).

Deniz Restaurant’ın önünde vedalaştık. Hasan Güner Şule Kapkın ve Kaya Şalvarlı’yı evlerine bırakacaktı. Biz geriye kalanlar altı kişiydik. Erdem Peren’i Acıbadem’e Murat Özön’ü de Bahçeşehir’e bırakacaktık. Murat Özön’ü bıraktıktan sonra Alp Yıldırımalp sahile inelim dedi. Küçükbakkalköy Yolu üzerinden ara yollarla Bostancı Köprüsü’ne indik. Buradan Bostancı Gösteri Merkezi önünden sahil yoluna. Geri dönmek için yol Sapağını kaçırınca devam edip ara yolla sahile indik ve yavaştan ilerledik. Karşıda adalar pırıl pırıldı. Sahil Yolu’nun kuzeyinde kalan alanda da çeşitli mekanlar vardı ışıklar arasında. Yolun en sonunda Pendik-Kurtköy Çevreyolu’na döndük. Kartal Köprüsü’nü geçip Otoyola girdik.

Gözlerim kapanacak denli ağrıyordu ama uyuyamadım. Alp Yıldırımalp ise sürekli bir şeyler anlatıyordu hafiften. Adalara gidelim mi, Serap Gencer’e uğrayıp bir kahve içelim, Reysaş’a uğrayalım mı filan işte. Arkada Kerem Dedeler’den ses gelmiyordu.

Açıklamalar & Dipnotlar
(1). Melih.SADOGLU@toyotasa.com.tr 18.03.2005 10:58, Konu: 2.Dino yemeği. 8/4/2005, Herkese çok selam, Artık toplanma zamanı gelmiştir (hatta geçiyor), diye düşünüyorum. Daha önceki yazışmalarda da belirttiğim üzere Büyük Cuma olarak 8 Nisan 2005 Cuma'yı (kar yağmazsa:) ayarlamak istiyoruz. Lütfen , bu tarihi teyit edenlerin teyit yazılarını bekliyorum. Gelemeyecek olanların da lütfen şartlarını zorlamalarını rica ediyorum. Yeri ve YTL 'yi ayrıca belirteceğim. Herkese sağlık ve mutluluklar dilerim. Dinolar.......: Öpüldünüz. Melih Şadoğlu, 0216 4585791, Toyotasa”
(2). Şehiriçi Dergisi; Ömerağa Mah. İnönü Cad. Sınal Apt. No: 176, K: 4, Tel&Fax: 0262-324 20 10, 324 24 34. Email:
sehirici@sehirici.com, Yaşar Sevim; yasarsevim@sehirici.com, İzmit.
(3). Ergin Tönük: Y.Doc. Dr. Ergin TÖNÜK, Assistant Professor of Mechanical Engineering, Middle East Technical University, Dept. of Mechanical Engineering, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Makine Mühendisliği Bolumu, 06531 Ankara, 06531 Ankara-Turkey, Tel: (312) 210 52 93, Voice: ++ 90 312 210 5293, Faks: (312) 210 12 66, Fax: ++ 90 312 210 1266, Ev Telefonum: 0-312-210 68 19
http://www.me.metu.edu.tr/tonuk tonuk@metu.edu.tr
(4). Ergin Tönük
tonuk@metu.edu.tr 18.03.2005 12:58, Konu: Re: Çanakkale Savası Yıldönümü & Tarih Ne İsimize Yarar?, Sevgili Erkan Bey, Günlük koşuşturma ve sıkıntıların arasında apansız açıveren bir çiçek gibi beliren güzel yazınız için çok teşekkür ederim. Saygılarımla, Ergin Tönük”
(5). İşyerinde Psikolojik Şiddet (Mobbıng) Süreci: Dr. Hasan Tutar: İşyerinde psikolojik şiddet (mobbing), çeşitli aşamaları içeren bir süreç seklinde devam eder. Mobbing oluştukça çeşitli psikolojik faktörler etkileşime girer ve kurbanın sağlığını olumsuz biçimde etkiler. Mobbing sendromu; haksiz suçlama, küçük düşürme, genel taciz, duygusal eziyet ve psiko-terör uygulamak yoluyla, bir kişiyi işyerinden dışlamayı amaçlayan, kotu niyetli eylemlerden oluşan bir süreçtir. Psikolojik şiddet sendromu genel olarak; çalışanların şerefi, doğruluğu, güvenilirliği ve mesleki yeterliğine saldırıyla baslar. [i] Mobbingde, insanların imajını, meslek ahlakini ve yeterliğini küçültücü davranışlar vardır. Mesleki yeterlik sorgulandığı zaman, bu ayni zamanda, kurbanın mesleki kişiliğini tartışmalı hale getirir ve onun çevresinde bir güvensizlik halkası oluşturulur. Mobbingcinin algılamasına göre, eğer ona güvenilmiyorsa, yaptığı is değersizdir ve kendileri de, değersiz hale getirilmelidir. Mobbing surecinin ikinci aşamasında kurban; olumsuz, küçük düşürücü, yıldırıcı, taciz edici, kotu niyetli ve kontrol edici iletişimle ve kontrollü bir gerilim stratejisiyle, kronik kaygı ve endişe içinde bırakılmaya çalışılır. Olumsuz iletişim yoluyla kurbanın aşağılanması, utandırılması ve küçük düşürülmesi amaçlanır. Mobbing surecinde kurbanı en fazla etkileyen mobbingin sıklığı, tekrarı ve suresidir. Psikolojik şiddet arttıkça ve suresi uzadıkça, etkisi de artar. Herkesin psikolojik şiddete dayanma siniri farklıdır. Birisi için, dayanılabilir olan bir durum, diğerine çok büyük zarar verebilir, psikolojik olarak yaralayabilir. Psikolojik şiddeti tolere edemeyen mağduru bekleyen son, kişisel benlik duygusunun kaybı veya olumudur. Psikolojik şiddet surecinde sik başvurulan yollardan biri de, mağduru karalamaktır. Mağdurun performansı, yeteneği ve becerisi yüksek olmasına rağmen, yetersizmiş gibi, gösterilir veya daha önce şikayet konusu olmayan bazı hataları, sorun olarak görülebilir. Bu aşamada kurbanın sağlığı etkilenir; bir takım semptomlar görülmeye baslar. Performans düşüren konsantrasyon bozukluğu, hastalık izinleri genellikle bu aşamada sik gözlenen belirtilerdir. Psikolojik şiddetin bu aşamasında kurban artık bellidir ve tanımlanmıştır; dolayısıyla sıra bilinen ve tanımlanan kurbanı ortadan kaldırmaya gelmiştir. Mobbingci hedefle mücadelede ilk adımın, onu kabul edilemez bir kimlikle tanımlamakla atılacağını bilir. Thomas. Aquinonun dediği gibi yok etmek için, insanlar aleminde tanımlama, hayvanlar aleminde ise yeme kuralı geçerlidir. Psikolojik şiddetin bu aşamasında kurbanın kendini savunmak için daha fazla caba göstermesi gerekecektir; artık kurbanı ortadan kaldırmak amacıyla gerekli adımları atmak için uygun bir zemin oluşturulmuştur. Burada vurgulanması gereken nokta, psikolojik şiddetin, zaman geçtikçe acı veren rahatsız edici davranış sureci olarak meydana geldiğidir. Sinsice baslar ama öyle hızla ilerler ki, kısa surede geri dönülmez noktaya erişir. Olaylar, bir hortum sarmalı biçiminde hız kazanır. Her sosyal ve psikolojik olayda olduğu gibi psikolojik şiddet de bir sureci takip eder. Leymann, [ii] işyerinde psikolojik şiddet surecinde, beş asama belirlemiştir: Tanımlama aşaması. Bu asama önemlidir; çünkü, kurban; zor, asi, muhalif, öteki veya psikolojik sorunları olan biri olarak damgalanır. Yönetimin yanlış yargısı ve taraflı tutumu, bu negatif döngüyü hızlandırır. Hemen her zaman, bunun sonunda, isten kovulma, yer değiştirme zorlanma veya zorunlu istifa vardır. Anlaşmazlık aşaması. Kritik bir olayla, bir anlaşmazlıkla, karakterize edilir. Henüz mobbing değildir fakat mobbing davranışına dönüşebilir. Saldırganlık aşaması. Bu aşamada saldırgan eylemler ve psikolojik saldırılar, mobbing dinamiklerinin harekete geçtiğini gösterir. Kurumsal güç aşaması. Yönetim, ikinci aşamada doğrudan yer almamışsa da, durumu yanlış yargılayarak, bu negatif döngüde isin içine girer ve kurban, örgütlü ve kurumsal bir güçle bas etmek zorunda bırakılır. İşine son verilme aşaması. Psikolojik şiddeti sarsıntısı, travma sonrası stres bozukluğunu tetikler. Kovulmadan sonra, duygusal gerilim ve onu izleyen psikosomatik hastalıklar devam eder. Mağdur isini bırakmakla da psikolojik şiddet baskısından kurtulamaz. Örgüt, psikolojik şiddeti görmezden geldiği, göz yumduğu, hatta kışkırttığı için, kurban, çok sayıda ve örgütsel gücü arkasına alan kişi karsısında, kendini, çaresiz görür ve mobbing sureci tamamlanmış olur. Üst yönetimin mobbingi görmezden gelmesi, hatta teşvik etmesi, sendromun büyümesine neden olur. Davenport ve arkadaşları psiko-teröre ilişkin sureci, beş farklı kategoride ele almakta ve psikolojik şiddet mağdurlarının karsılaşabilecekleri olası yıldırma davranışlarını Leymann tipolojiği tanımıyla aşağıdaki gibi sıralamaktadırlar: [iii] İlk aşama: İletişim biçimi ve etkileri: -Astın kendini ifade etmesi mobbingci üst tarafından sınırlandırılır, -Toplantılarda sözü kesilir ve sözüne önem verilmez, -Çalışma arkadaşlarıyla diyalog olanakları sınırlandırılır, -Azarlama ve karalama gibi eylemlere maruz bırakılır, -Başarıları görmezlikten gelinir ve başarısızlıkları abartılır, -Özel yasamı sürekli eleştirilir, -Telefonla taciz ve rahatsız edilir, sözlü olarak tehdit edilir. İkinci aşama: Sosyal ilişkilere saldırı: -Zayıf kişilikli insanlar güçten yana tavır takınarak, mobbing mağduruyla ilişkilerini en asgari düzeyde tutarlar. -Şikayet kanalları sınırlandırılmaya çalışılır. -Diğer çalışanlardan izole edilir ve mağdurla yakın ilişki kurmaya çalışanlara iyi gözle bakılmaz. Onun da bir mobbing mağduru olma riskinden söz edilir. -Mağdur görmezlikten gelinir; yokmuş gibi davranılır ve haklarına ve kişiliğine saygı gösterilmez. Uçuncu asama: İtibara saldırı: - Mağdura karsı bir karalama kampanyası başlatılır. -Asilsiz dedikodu çıkarılır, çeşitli iftiralara maruz bırakılır. -Alaya alınır, başarıları küçümsenir ve başarılarının nedeni diş faktörlerde aranır. Herhangi bir kusuru ile alay edilir ve kusurları kendi kişisel faktörleriyle izah edilmeye çalışılır. -Psikolojik sağlığı konusunda ileri geri konuşulur. Tehlikeli olduğu yönünde şayia yayılır. -Siyasi ya da dini inançlarıyla alay edilir. İnançlarına ve değerlerine sözlü ve fiili saldırıda bulunulur. -Öz saygısını olumsuz yönde etkileyecek davranışlarda bulunmaya zorlanır. -Kararları sürekli sorgulanır. Dar görüşlülük ve vizyonsuzlukla suçlanır. -Küçük düşürücü isimlerle çağrılır, unvanları göz ardı edilir ve kendisine karsı saygısız bir dil kullanılır. Dördüncü aşama: Yaşam ve iş kalitesine saldırı: -Mağdura önemli görevler verilmez, yetkileri sınırlandırılır, haklarından mahrum bırakılır. Her hakkına yargı yoluyla kavuşmaya zorlanır. Lehine olan kararların uygulanması kasıtlı olarak geciktirilir. -Yeteneklerinden daha önemsiz ve öz saygısını olumsuz yönde etkileyen görevler verilir -İstifaya zorlamak ve gözden düşürmek için niteliğinden daha düşük yerlerde önemsiz görevler verilir. Besinci aşama: Doğrudan sağlığı etkileyen saldırılar: -Mağdur fiziksel olarak zor bir görev yapmaya zorlanır. -Bayan mağdurlar ima yoluyla sözle veya fiili olarak cinsel tacize maruz bırakılır. Yukarıda sayılan faktörlerden de anlaşılacağı üzere mobbing kısaca; Yası, ırki, cinsiyeti, inancı, uyruğu, veya herhangi bir nedenle kurbanı rahatsız etme ve her tur kotu muameleyle başlayan ve derinleşen sistematik bir psiko-terördür. Psikolojik şiddet sureci, ya kişinin benliğini oldurup koşulsuz itaatini sağlamakla veya istifasıyla sonuçlanır.
(6). Deniz Restaurant & Sereglio Bar: Dilaver Yıldız, Şef. Salacak Sahil Yolu [Kız Kulesi Karşısı], Tel: 0216-342 30 32, 342 33 32, faks: 0216-342 54 52, GSM: 0536-985 71 82, Email:
info@denizsereglio.com URL: www.denizsereglio.com, Üsküdar-İstanbul.
(7). Sekiz kişi için YTL 50 bahşiş de dahil YTL 800.
(8). (€ 1.6566)
(J). Hata ve yanlışlıklar müstesna.

© Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır.
Bu yazı ancak kaleme alanın izni alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir.

© Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved.
This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author.
Written & Edited By Erkan Kiraz
erkankiraz@yahoo.com on 18.03.05.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home