Erkan Kiraz's Memoires

Pazar, Temmuz 10, 2005

Dörner’in Ayak İzinden

Dörner’in Ayak İzinden
Kandıra Köyleri

Bu sabah erkenden kalkıp Çenesuyu Çınarlıdere’nin D-100’den geçişine yaptıkları güney köprüsünün son halini görüntüledim Şirinevler’den. D-100’ün ikileme çalışmaları köprü geçişi nedeniyle uzamıştı. İkili yolun sadece Derince Yeni Liman Yolu ile Çenesuyu arası kaldı. Bir de Kaşkaldere ile Tütünçiftlik arası.

Ablam Heyecan Kiraz’a (1) telefon ettim. Onu Derince Çavdar Caddesi’nin D-100 yanından alacaktım. Bir süre bekledim. O geldikten sonra Denizciler Caddesi üzerinden Merkez Camisi önlerine geldik. Arabayı yıkılan Cumhuriyet İlkokulu’nun park olarak kullanılan alanına bıraktık. Arka sokakları dolaştık. Sokak köşelerinde sokak ve cadde adları arıyordum ama nafileydi. Alma uzun süredir Derince merkeze inmemiş.

Karnımızı doyurmak için Derince’nin en eski ve ilk börekçilerinden olan Uğur Pastanesi’ne girdik (2). Kendime suböreği ile kıymalı börek karşımı ve çay söyledim. Ablam kıymalı böreği seçti. Karnımız doyunca sigara içesim geldi. Talgır Sokak köşesinde açılmış büfeden gazete ve sigara aldım (3). Hafız Hasan Caddesi’nden yukarı doğru çıkarken Ali Kızılkaya’nın (4) dükkanına baktık. Ali Kızılkaya içeride bir şeylerle uğraşmaktaydı. İlkin beni tanımadı. Tanıyınca boynuma sarıldı. Kucaklaştık. Oldukça yaşlanmış. Beli bükülmüş. Dükkanı oğlu Hüseyin Kızılkaya çalıştırıyor. Bir kalfalarıyla çırakları var. Çırak kızının oğlu. Cadde üzerindeki esnaf ve yerleşiklerine ait bilgilerinden yararlandım.

Ablamı Express Derince Gazetesi’ne (5) götürdüm. Seda Ceran ve Melek Sayın ile tanıştırdım. Köşe yazılarımın içeriği, söz edeceğim konu başlıkları ve gazeteye yazı yazan yazarlarla tanışma ve gazetenin bir tanıtım kokteylinden söz ettik. Her köşe yazarının 10 adet ücretsiz gazete alma ve dağıtma hakkı varmış. Onları aldık. Söz ettiğim yerlere ait resimler kullanmak istediklerini söylediler. Bir sonraki yazıda temin edeceğimi belirttim. Birde onlardan rica vardı.Derince Haritası ve Derince’nin eski resimlerinin peşine düşmeleri. Derinceli eski fotoğrafçılarının arşivlerine başvurabileceklerini belirttim.

Merkez Camisi çevresiyle Derince Belediyesi’nin depremin ardından anı olsun diye yamuk yapının görüntülerini aldım. Denizciler Cadddesi, Engin Caddesi ile cami çevresindeki sokakları ve bir zamanların geniş parkından geriye kalan kısımların görüntülerini dondurdum makinemde. Cami arkası sokakta ablamın 60 Evler Çarşamba Pazarı’ndan tanıdığı bir esnafın çayını içtik. Taşınmamızda işimize yarayacak boş karton kutular aldık (6). Denizciler Caddesi’yle Engin Caddesi köşesinde tanıdığım berber Mustafa Direk’in (7) Türk Kahvesi ve sodasını içtim. Manifaturacılık yapan Şükrü Çalık (8) ile muhabbet ettim. Saat 10:00 olmuştu. Muhittin Bakan (9) ve Yavuz Ulugün (10) ile İzmit Merkez Bankası önünde buluşacaktık saat 10:30’da.

Muhittin Bakan ve Yavuz Ulugün yolun köşesinde bekliyorlardı bizi. Geldiğimizi görünce hareket ettiler. Onlar önde biz arkada yola koyulduk. D-100’den Kandıra Yolu’na saptık. Nereye gideceğimizi bilmiyordum. Muhittin Bakan’ın elinde F.K. Dörner’in (11) 1940’lar bölgemize yaptığı gezi sonrası kaleme aldığı kitabının fotokopisi vardı. Orada söz ettiği köylerden bazılarına götürecekti bizi.

F Tipi Ceza ve Tutukevi’ni geçtik. Kocakaymaz’a (12) geldik. Eski yol köylerin içinden geçiyordu eskilerde. Köy şimdi yolun doğu tarafında kalmıştı. Mezarlık ise yolun hemen kıyısında. Arabaları yolun İzmit tarafına bırakıp mezarlığa girdik. Mezarlıkta sadece iki Osmanlı zamanlarından kalma mezar taşı vardı. Mezarlığın içini ve köyün mezarlığın doğu köşesinden görüntülerini aldım. Buradan geri döndük. Cezaevinin hemen batı tarafından ayrılan yola saptık. Bu yoldan iki üç sene önce Ağva’ya gitmiştim. Bu yol İzmit’ten Akçaova’ya (13) giden ikinci önemli yoldu ama inanılmaz bozuktu. Hala da öyle. Bir süre ilerledik ve yolun hemen kıyısında, güney köşede bir mezarlık vardı. Mezarlık önünde park ettik. Mezarlık aşağıdaki Aksakallar Köyü’ne (14) aitmiş. Terk edilmiş bir Osmanlı camisi vardı. Yavuz Ulugün caminin adını Cuma Camisi diyordu. Caminin duvarlarından tarihi taşları kullanmışlar. Caminin hemen doğu-güney köşesinde tamamı ahşaptan olan ve Çandı (15) denilen bir yapı vardı.

Caminin önünde su kuyusu kapağı olarak kullanılmış bir Roma dönemi lahit parçası, doğu tarafındaki koruluk girişinde ise birden fazla Osmanlı zamanlarına ait mezar taşları vardı. Define avcılarının taze kazdıkları bir çukurun yanında ise metni oldukça bariz ve okunaklı kırık bir taş vardı. Ölen kişinin 100 yaşında öldüğü ve adının Hacı Mehmet Ali olduğu ve Hicri 1323’de öldüğü yazıyordu (16). Diğer mezar taşlarında yazan metinler ise daha sonra okudum (17). Mezarlığın ve caminin dört bir yanı define avcılarının açtıkları çukurlarla doluydu. Buradan sonra gittiğimiz yer Tekkeşinler Köyü (18) oldu.

Köy yolun hemen kuzey tarafında, yamaç bir yere kurulmuştu. Ama konutların dağılımı doğu tarafta kalan yamaca doğru dizilmişti. Toprak yapısı, beyaz ve ufalanır kayalardan oluşmaktaydı. Bu yöre ta Akçaova’ya dek böyleydi. Yörede bol bulunur olmasından dolayı konutların yapımında bol bol taş kullanılmıştı. Birinci katlar ağaç arası taş örme ve üst katlar ya ahşap yada ahşap arası kalın tuğladan oluşuyordu. Merkezi köylere okul ve taşımalı sistem her köyle okul gerçeğini öldürmüş ve tarihe gömmüştü. Terk edilen köy okulları da mezbelelik olmuş durumdaydı. Cumhuriyetin zorla başlatıp yerleştirdiği bu güzel gelenek ne yazık ki günümüzde sürdürülememişti.

Köy camisinin hemen doğu-kuzey köşesinde bir ev yapımında çalışan insanlarla vardı. Ekrem Candan ve Necdet Kayaalp. Bizleri karşıladılar. Konukseverlik gösterdiler. Bilgiler verdiler. Aradığımız tarihi malzemelerin hangi konutun temelinde, hangi köşede olduğunu gösterdiler. Başka köylerde neler olduğunu söylediler. Köylerde ve kırsal kesimlerde hala insanlar arasında inanılmaz bir ”güven” duygusu var. Artık kentlerimizde olmayan şey yani. Bir zamanlar önemli bir köy merkezi olan orta yerdeki ağaçlık kısmında tarihi parçalar vardı. Üzerlerinde lale benzeri bir çiçek figürü, servi ağacı, sülün benzeri bir kuş. Bir evin temelinde ise bir teke figürü. Köyü sokak sokak dolaşıp konutları görüntüledim. Köyün doğusunda kalan yamaçtan aşağılara vadiye indim. Burada köyün geniş yalaklı çeşmesi vardı.Yalaklar lahit kapakları. Sütün başlıkları ve diğer kalıntılar çeşmeyi süslemek için kullanılmış. Tarihi taşlar ya çeşmelerde, ya konutların temellerinde yada camilerin yapımlarında kullanılmış hep. Böylece günümüze dek ulaşmışlar.

Sokaklarda dolaşırken ayva topladım. Muhittin Bakan ile aşısız beyaz ve siyah incirlerden yedik. Köy meydanında bulunan ve bir arada olmalarından dolayı ilginç bir görüntü oluşturan ağacı sordum. Çitlenbik’miş (19) (!). İnanılmaz şaşırdım. Geçen hafta öğrendiğim kuşun adı gibiydi. Yalı Çapkını’ydı (20) kuşun adı. Biliyordum ama hiç görmemiştim. Konuştuğumuz köylülerden birisi bana köyü olan Akçakese Köyü’nde yazılı bir taş var dedi. Gidip onu görün. Köy cezaevinin hemen doğu tarafındaki vadi içinde yer alıyordu. Okulun hemen yanında diyordu taş için.

Sonraki durağımız yolun yine kuzey tarafında kalan bir başka vadideki Aksakallar Köyü (21) oldu. Köy camisi önünde bir bayan vardı. İmamın eşiymiş. Sonra yanımıza merak edip imamın kızı da geldi. Muhittin Bakan ile Yavuz Ulugün köyün batı köşesine gitmişlerdi. İmam, Gümüşhane İmam Hatip Lisesi’nden mezunmuş ve kendiside oralıymış. Evler yine aynı işçilik, ustalık ve mimariyle yapılmıştı. Kare kare görüntülemekteydim. Köyün kuzeyindeki vadi içindeki köy çeşmesine gittim ama burada yeni düzenleme yapılmıştı ve çeşmede tarihi malzemeler yoktu. Bir su deposuyla köprü benzeri bir beton düzenek görünmekteydi ortalıkta. Köyün mezarlığı ise yolun kıyısındaki, daha önce gittiğimiz mezarlıkmış.

Bu köyden ayrılıp tekrar cezaevi önlerine geldik. Yolu geçip doğu tarafa indik. Akçakese Köyü vadi içindeydi. Köy çeşmesi ve cami vadinin orta yerindeydi. Köy vadinin güney ve kuzey sırtlarına kurulmuştu. Batı yamaçlarında, yüksek duvarları ve katlı nöbetçi kulübeleriyle heybetli ve görkemli F Tipi Ceza ve Tutukevi görünmekteydi. Arabalarımızı köyün çeşmesinin yanına park ettik. Caminin önünde tarihi taşlar vardı. Cami yüksek ve süslü minaresiyle uzaktan harika görünüyordu ama yakından inceleyince her köy yerinde görülen bakısızlık ve ilgisizlik içindeydi ne yazık ki. camin arka bahçesinden köyün kuzey yamaçlarını görüntüledim. Terk edilen köy okulunun nerede olduğunu öğrendim bir köylüden. Benim de resmimi de çek diye sesleniyordu bana, betonarme evinin ikinci kat balkonundan.

Köyün içinden geçen ama şimdi kurumuş olan dere yatağında bir geçiş yeri yapılmış. Büyük bir beton boru yanında topraklar arasında tokalı bir lahit kapağı ve diğer malzeme kırıkları ilişti gözüme. Gidip inceledik. Görüntülerini aldık. Ben cami çevresine gitmeden önce köy çeşmesin daha doğusunda kalan alanda su deposu ve ikinci köy çeşmesinin bulunduğu yeri de gezmiştim. Daha ilerisinde ise yatağı kayalık olan dereye ulaşmıştım. Çevresi ağaçlarla kaplı harika bir yerdi orası. Bu dere ise kuruydu. Kışları canlanıyor olmalıydı.

Terk edilmiş okulu bulduk. Köyün güney sırtlarında hakim bir yere yapılmış. Okulun batı ucunda tuvaletler ve bir kulübe doğu tarafında ise hala kullanılmakta olan bir konut vardı. Üzeri yazlı olan yazılı taş ise bir zamanlar okul kantini olan kulübenin hemen önündeydi. Taş yazısı batı tarafa gelecek biçimde ama yazılar da toprağa doğru dönük olarak konulmuştu buraya. Yakın bir yerden taşınmıştı yani. Üç dizi halinde metindi. Ama toprağın altında başka bir dizi daha çıkacaktı daha sonra. Muhittin Bakan ve Yavuz Ulugün önce dikenleri ve otları temizlediler. Biz bunlarla uğraşırken evden bir beyefendi geldi yanımıza. İlkokul öğretmeniymiş. Ncdet Duran. On beş senedir köyde oturmaktaymış. Bize sağ olsun kürek ve keser getirdi. Yardım etti. Bir çok bilgi verdi. Metin ortaya çıktı. Muhittin Bakan ilk üç diziyi ben ise toprak içinde kalan diziyi yazdım; ” “ İşimiz bitti. Öğretmenden su rica ettik. Bize sandalye çıkarttı. Su getirdi. Ardından birer bardak ayran ikram etti. Minnettar kaldık kendisine.

Tekrar Akçaova yolundaydık. Onlar önde hızla ilerliyorlardı. İzmit’in Kandıra, Akmeşe ve Akçaova, İshakçılar çevresinde yer alan köyler o denli çok ve birbirlerine yakın ki hepsini bir çırpıda gezmek olanaksız. İlginç ve güzel olansa bu köylerin oldukça eski yerleşim yerleri olmasıdır. Yöre ta Traklardan Romalılara, Romalılardan Doğu Roma yani Bizans’a ve Osmanlılara dek hep yerleşim yeri olarak kullanılmış. Biz sadece F.K.Dörner’in sözünü ettiği köyleri dolaşmaya çalışıyoruz bugün. Ama ben bu taraflarda yer alan köyleri tek tek dolaşma ve görüntüleme, kayda geçirme işini istiyordum. İsteğimi de işin zorluğundan dolayı hep ötelemekteydim. BU isteğimi bir gün tamamlayacağım. Eski İstanbul Yolu, Çayırköy Göleti-Akçaova Yolu, Kocakaymaz-Akçaova Yolu ve Kandıra-Ağva Yolu’nun hep dolaşmıştım bölüm bölüm. Geçmediğim sadece Yarımca-Körfez ile Kalburcu Köyü arasında yer alan köy yoluydu. Yani Yukarı Yarımca dedikleri yere giden köy yolu.

Neredeyse Akçaova’ya ulaşacaktık. Akçaova’ya 7-8 km uzaklıktaki Deliveli Köyü’nde (22) mola verdik. Yol köyü ikiye bölüyordu. Yol üzeri bazı dükkanlar vardı. Cami de yolun doğu tarafında kalmaktaydı. Cami avlusunda Osmanlı mezar taşlarıyla tarihi taşlar vardı. Sokak aralarında dolaşırken evlerin önlerinde, bahçe içlerinde yer alan birçok malzemenin de görüntüsünü aldım. Yavuz Ulugün’ün sayısal fotoğraf makinesinin belleği dolmuştu. Yol kenarı kahvenin bahçesine oturduk. Yavuz Ulugün bize köfte ısmarladı. Aç kurtlar gibiydik. Muhittin Bakan kilo derdi olmamasına rağmen yemek taraftarı değildi. Sadece çay ve su içiyordu. Karnımız doydu. İkinci posta çaylarımızı içtik. Ben Erkan Baykal’ın (23) nikahına yetişemeyecektim artık. Hanife’ye telefon edip nikaha bensiz gitmesini ve adıma özür dilemesini rica ettim.

Bir sonraki durağımız Göğüşler Köyü (24) olacaktı. Köyün iki girişi vardı. Birisi doğudan diğeri ise kuzeyden.Biz kuzeydeki yoldan saptık. Yolun hemen batı tarafında terk edilmiş ve vaktiyle oldukça görkemli olan köy okulunun kalıntısı vardı. Köy çeşmesinin yalakları lahit kapaklarından yapılmıştı. Yol kenarında bazı taşlar vardı. Betonarme iki katlı bir evin önünde mısır ve süpürge tohumu kurutmaktaydı bir yaşlı çift. Yanlarında başka bir adam da vardı. Yolun kenarındaki tümseğe dayanmışlardı. Bizi karşılayanlar onlar olmuştu. Ben bir çırpıda ara sokaklara dalıp köyün meydanından geri döndüm. Köy meydanında birçok tarihi malzeme vardı. Yavuz Ulugün çoktan arabasına atlamış ve köşede beni beklemekteydi. Hızla arabama gidip onların ardına takıldım. İlkin köyün batı yamaçlarına tırmandık. Daha sonra ise yanlış yola saptığımızı anladık. Geri döndük.

Şimdi dar ve bozuk toprak bir yola sapacaktık. Taşlı ve çakıllı. Yol kıvrılarak, taşlık ve çorak tepelere doğru kıvrılıp gidiyordu. Tırmandığımız yer köyün güney tarafında kalıyordu. Çevreye hakim bir konuma sahipti. Köyün tamamı neredeyse görünüyordu. Tepenin ortalarında bir Anıt Mezar (Catacomb yada Sarcophagi )vardı. Sayısız define avcısı saldırılarına direnmiş bir mezar. Ne zamanlar geçirmiş. En altta kuzey-güney doğrultusunda iki blok taş üzerine oturtulmuş kaidesinin üzerinde sanduka taşı ve üzerine lahit kapağından oluşuyordu. Yazısız bir anıt mezar. Her yanı delinmiş ve kırılmış. Dört bir yanından görüntüledik. Çeşitli yorumlar yaptık.

Köy meydanına gelince meraklı köylüler karşıladılar bizi. Yavuz Ulugün’ün arabasının sol arka tekerleği inmişti. Bir çırpıda değiştiriverdi. Köy camisi çevresinde buralarda Çınar dedikleri Dişbudak (25) ağaçları ve Çitlembik ağaçları vardı bol bol. Evler harika mimariyle yapılmışlardı. Köy derneğinin duvarında ise “ “ yazıyordu. Divanın adı X’miş. Köyün adı ise Gögüşler. Köyün kuzey-doğu köşesinde kalan köy çeşmesi yine lahit sanduka ve kapaklarından yapılmıştı. Böylece korunmuşlar ve günümüze dek ulaşmışlardı. Köylülerden birisi Yavuz Ulugün ve Muhittin Bakan’a evlerinin ahırında duran, üzeri yazılı bir lahit sandukasından söz etmiş. Birlikte oraya gittik. İnanılmaz bir şeydi. Öylece duruyordu. F.K.Dörner yazıyı kaydetmiş. “ “. Görüntülerini aldım. Yazıyı bölüm bölüm.

Köylüler anıt mezardan başka, çıktığımız tepenin daha güneyinde,vadi yakınlarında kırılmış ve parçalanmış başka anıt mezarların olduğundan söz ettiler. Bir köylü bizimle rehber olarak gelecekti. Yavuz Ulugün’ün aracına bindi. Onlar önde biz arakada düştük tepenin yollarına tekrar. Tarif ettiklerinden daha da uzaktaydı. Yavuz Ulugün Mercedes’ini vuruyordu korkmadan taşlı çukurlu toprak yola. Benim arabanın altı taşlara vurunca ben arabayı bıraktım.Arabadan inince ortalığın Kekik (26) kokusuyla kaplı olduğunu fark ettik. Anıt Mezar çevresinde öyleydi. Orada biraz Kekik toplamıştık. Ama burada daha çok yoğundu kekikler.

Yürümeye başladık. Ara ara durup kekik topluyordum. Topladıklarımı geri dönüp bagaja attım. Yoğun kekik kokusu midemi kabarttı adeta. Hafiften bir hareket duyumsamaya başladım bağırsak ve midemde. Aklıma Halit Çamlıca’lara (27) gittiğimizde içtiğimi Kekik Yağı geldi. İçtikten sonra dayamaz hale gelmiştim. Şimdide öyle olacaktım yine. Patika yolu izlemeye başladık.Hava tahminlerin aksine inanılmaz sıcaktı. 30’nin üzerinde bir sıcaklık olmalıydı. Bulutsuz bir gökyüzü. Parlayan güneş. Buram buram terliyorduk. Çevre taşlık arazilerle doluydu. Tarım yapıldığı zamanlarda taşlar toplanıp arsaların kenarlarına öbek öbek yığılmış. Görünürlerde araba yoktu. Bir koruluğa doğru yaklaştık. Arada terk edilmiş bir fındıklık vardı. Artık yolun ucunda siyah renkli Mercedes’i görebiliyorduk. Ama çok yürüyecektik daha. İlerisi vadi benzeri bir yerdi. Çevrede bir sürü taş yığını. Beyaz renkli.

Yavuz Ulugün’e seslendim. Yanıt vadinin aşağılarından geldi. Sesler yankılanıyordu sessiz dere tepelerde. Bizimkiler yamacın diplerinde bir yerde kırılmış ve parçalanmış lahit kapaklarını inceliyorlardı. Patikan aşağılara doğru yürümek kolaydı. Bir de bunun dönüşü vardı. Arabamızı bıraktığımız yerle ulaştığımız yer arasında neredeyse üç dört km mesafe vardı. Geri dönüş tırmanış olacaktı sadece. Karnımdaki gaz basıncı artık dayanılmaz olmuştu. Geğirmeler dayanılmaz hale gelmek üzereydi. Ama görüntüleme ve inceleme işini de yapmalıydım. Arkadaşların yanına indik.parçalanmış yazılı sanduka kenarında ki metni okumaya çalışıyorlardı. Ben onların doğu tarafında kalan diğer anıt mezarların parçalanmış kalıntılarını görüntülemeye gittim. Üç lahit kapağı. Yarı parçalanmış. Tamamen parçalanmış diğer lahit sandukaları. Define avcılarının açtıkları bir sürü çukur. Gaz basıncı dayanılmaz. Öğürme ve geğirmeler dahi rahatlatmıyor. Osurmalar işe yaramıyor. Kekik kokusu kötü vurdu. Tüm bağırsaklar ve mide harekete geçti. Fokur fokur kaynıyor.

Çevrede yer alan fundalıkları ve bir yabani gül ağacının kırmızı renkli tohumlarını yani Kuşburnu’nun (28) görüntüsünü alıyorum.

Açıklamalar & Dipnotlar
1. Heyecan Kiraz; [15.09.1953] [Babası; Mehmet, annesi; Necmiye, kardeşleri; Erkan, Hanife, Huriye (Ofluoğlu)]. Ev Adresi; Ankara Cad. 44 Evler Karşısı, Yavuz Sultan Selim Mah. No: 511, Derince-İzmit. Ev Tel; 0262-233 14 42, 0262-239 83 26. GSM: 544-539 83 26.
2. Uğur Pastanesi; Ekrem Kalkan. İstasyon Cad. No: 58, Derince-İzmit. 25.09.04, Saat: 09:54, Fiş No: 3, TL. 2,400,000.
3. 25.09.04, Saat: 09:55, TL. 2,400,000. Bir paket Muratti Ambassador sigarası 2,600,000 TL, Özgür Kocaeli Gazetesi 300,000 TL ve Express Derince Gazetesi 250,000 TL.
4. Ali Kızılkaya; [Dükkanının ilk sahibi Reşat Yıldırım]. İş: Çenedağ Mah. Hafız Hasan Yılmaz Cad. No: 72/A, Derince-İzmit. Tel: 0262-239 37 60. Ev: Kocatürkler Market, Soğuksu Cad. No: 24, Bahçecik-İzmit.
5. Express Derince Gazetesi; RTM Basın Yayın İnşaat Taahhüt San. & Tic. Ltd. Şti. Çenedağ Mah. İstasyon Cad. No: 72, K: 1, D: 1, Derince-İzmit. Tel: 0262-229 70 35 (3H), Fax: 0262-239 63 28, Email:
derinceexpres@yahoo.com. [Eski sahipleri; Tinnur Ulusal Basın Yayın Haber Ajansı][İmtiyaz Sahibi; Halit Altuntaş, Genel Yayın Müdürü; Seda Ceran, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü; Melek Sayın, Halkla İlişkiler Müdürü; Erol Gezer].
6. Halil & Emin Çopur; Çılgın Ucuzluk Pazarı; Çenedağ Mah. Dut Sk. Derince-İzmit.
7. Mustafa Direk; Gönül Erkek Kuaförü. Denizciler Cad. Derince-İzmit.
8. Şükrü Çalık; Yeni Sümer Manifatura, Mefruşat ve Çeyiz. Denizciler Cad. No: 100, Derince-İzmit. Tel: 0262-239 83 98, GSM: 542-264 1389.
9. Muhittin Bakan; [İzmit 1944, Babası; Mehmet, annesi; Hatice, kardeşleri; X, eşi; Nayime, çcukları; Elvan (Yurduşen, Eczacı), Elif (Yıldırım, Endüstri Müh.)]. [Babası inşaat işçisi, annesi köylü kadını. İki kuşak öncesi Karadeniz Rize’den göç. Emekli Felsefe Öğretmeni. Evlilik; 1971. İzmit Belediyesi’nde çalışma], Ev Adresi; Kemalpaşa Mah. Limonluk Geçidi, No: 2A-6, İzmit. Ev Tel; 0262-321 81 34, GSM: 0542-790 06 01.
10. Feyzullah Yavuz Ulugün; [İzmit, 1956. Babası: Ahmet, annesi: Meral, kardeşleri; Abdullah Oğuz, eşi: Hacer (Lüleci), çocukları: Ezgi (1986), Bora (1992)]. Ev Adresi: Cengiz Topel Cad. Müneccim Arif Sk. Kardelen Apt. Kat: 1, İzmit. İş Adresi: Melody Gemi Acenteliği Ltd. Ankara Cad. Bilyıl Apt. 135/5, 41200 İzmit. Tel: ++90-262-331 06 80, Fax: ++90-262-321 14 14
captain@melody.com.tr melody@melody.com.tr GSM: 0532-213 00 36.
11. Friedrich Karl Dörner; Inschriften und Denkmäler aus Bithynien 1941. ve Bericht über eine Reise in Bithynien: ausgeführt im Jahre 1948-1952.
12. Kocakaymaz Mezarlığı; Mezar taşlarında şunlar yazılıydı;
13. Akçaova; İzmit ve Kandıra ile Ağva arasında büyük bir yerleşim yeridir.
14. Aksakallar Köyü: Akçaova Yolu üzerindeki tarihi mezarlık bu köye aitmiş. Mezarlık içinde terk edilmiş tarihi bir cami kalıntısı doğusunda tamamen ahşağtan bir yapı bulunur.
15. Çandı;
16.
17.
18. Tekkişinler Köyü; [Ziyaret günü; 25.09.04, köylü Ekrem Candan (52) ve Necdet Kayaalp (45)]. Köy meydanında çitlembik ağaçlarından bir demet ve yükseltilmiş toprak zeminin köşelerinde figürlü tarihi taşlar. Alanın doğu-güney köşesindeki yapının temelinde figürlü bir mermer taş parçası. Köyün güneyindeki çeşme çevresinde lahit kapakları ve diğer tarihi malzemeler.
19. Çitlenbik Ağacı;
20. Yalı Çapkını;
21. Aksakallar Köyü; Köyün adına dair bir bilgi edinemedim.
22. Deliveli Köyü; Köyün adına dair bir bilgi edinemedim.
23. Erkan Baykal; [Babası; Sadettin, annesi; Fatma, kardeşleri; Ülkü (Koç), Hatice (Sevinç), Reyhan,].
24. Göğüşler Köyü; Köyün bir diğer adı Gümüşler’miş. Sözde köyle tarihi gümüş paralar saklanmış. Köyün her yerinden gümüş çıkarmış.
25. Dişbudak;
26. Kekik;
27. Halit Çamlıca; [Aslen Bolu Mudurnu Dedeler Köyü’nden. eşi; Hamide, çocukları; Meral, Zuhal.] Ev Adresi; Gündoğdu Kalıcı Konutları-İzmit. GSM: 532-260 84 21.
28. Kuşburnu;
(J) Hata ve yanlışlıklar müstesna.
[Bu yazi geçici sürümdür. Son düzenlemesi ve yazım yanlışları denetlenmemiştir]


© Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır.
Bu yazı ancak kaleme alanın izni alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir.
© Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved.
This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author.
Written & Edited By Erkan Kiraz
erkankiraz@yahoo.com on 25/09/04.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home