Erkan Kiraz's Memoires

Cuma, Temmuz 29, 2005

Türkiye & Dünyada Gizemli Olaylar, Efsane, Söylence & Mitler

1000 Yılda Yapılan Kent: Pasifik Okyanusu'ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası, M.Ö 200'de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hâlâ sır.
13 Sayısı Niçin Uğursuzdur?; Bu inancın, Hz.İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü İskandinavya topraklarına kadar gider. O zamanlarda güzellik tanrısı Bal­der bir ziyâfet verir. Bu ziyâfete 12 kişi davetli iken, yalanların tanrısı Loki, dâvetli olmadığı hâlde 13. kişi olarak katylmak ister. Ancak çıkan tartışmada Loki, diğer tanrılar tarafından çok sevilen Balder’i öldürür. 13’ün uğursuzluğunun nedeni Loki’dir.
2012: Marduk’la Randevu: (2012: Ejderhanın Yılı) Burak Eldem. İnkilap Kitapevi. 8. Basım. 2003. ISBN: 975-10-1990-0. [Kerem Dedeler’in].
Alamut, Fedailerin Kalesi; [Alamut], Wladimir BARTOL, 2. Baskı Yurt Kitap-Yayın, Çeviri; Atilla Dirim, II. Baskı-Ağustos 1998, Ankara. ISBN975-7076-09-0, [Real Alışveriş Merkezi - İzmit,11.06.2000, 4,450,000 TL],
Alüminyumdan Kemer Tokası; M.S. 300'lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou'nun mezarında 1956 yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.
Amerikan Gizli Hükümeti [Kurukafa & Kemikler]: [America’s Secret Establishment, An Introduction to the Order of Skulls & Bones], Antony C. Sutton, ©1985, 1986, 2002 Antony C. Sutton, ISBN: 975-999-004-0, Koridor Yayıncılık Binbirdirek Mah. Setüzeri Sk, Mo: 4/2, 34122, Sultanhamam-İstanbul, Tel: 0212-638 62 64, Faks: 0212-638 62 65, www.beyazbalina.com.tr Email: info@beyazbalina.com.tr [Erkan Kiraz, CarrefourSA İzmit Alışveriş Mrkz, 10.03.05, YTL 15.- (TL 15,000,000)].
Annuit Coeptis MDCClXXVI: Latince. Masonik bi kelime. Türkçesi “Doğuşunu açıklarız 1776” demektir.
Antik Mitolojide Kim Kimdir; [Who’s Who in der antiken Mythologie], Gerhard FINK, Çeviri; Ümit Öztürk, Kabalcı Yayınevi, [İzmit, 31.05.1997, 650,000 TL].
Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri; [Les Croisades Vues Par Les Arabes] Amin MAALOUF. Çeviri; M.A. Kılıçbay. Telos Yayıncılık. ISBN 975-545-092-0. [CarrefourSa-İnkilap Kitapevi-İzmit. 16.11.2002. 8,500,000 TL.],
Atilla AKAR; “Derin Dünya Devleti” isimli kitabında ne diyor: “CFR, CIA ve onların kontrolündeki Vakıflar aracılığıyla finanse edilen ya da ‘gizli bordrolar’ından maaş alan bazı yazarlar, ‘sipariş üzerine’ ürünler vermektedirler. ‘Derin Dünya’nın bu kadrolu yazarları, özellikle CFR, Bilderberg ve Trilateral Komisyon gibi örgütlerin stratejisi doğrultusunda ürünler verirler. Böylelikle gelecekteki derin dünya manevraları için uygun bir entelektüel ortamın yaratılmasına katkıda bulunurlar. Birçok üçüncü dünya aydını da bunlara ‘tav’ olur.” [Yorum: Kurtuluş Cesurtürk, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 25.03.05, Şirintepe-İzmit].
Atlantıs, Efsane mi Yoksa Gerçek mi!; [Atlatis, Mythor Reality?] Murrey HOPE, çeviri; Sibel Özbudun, Milliyet Yayınları, 2. Baskı Kasım 1994, [İzmit, 31.05.1997,450,000 TL],
Aydınlanmış Avrupa ve Kutsal Papa: Dünyadaki 1 milyar 300 milyon Hıristiyan Katolik’in 26 yıl liderliğini yapan Papa İkinci John Paul, 2 Nisan 2005 günü 84 yaşındayken öldü. Avrupa gazeteleri, attıkları büyük manşetlerde Papa’yı şöyle tanımlıyorlardı: “İnsan özgürlüğünün şampiyonu”, “Büyük İnsan”, “Barışın yorulmak bilmez öncüsü”[1] “O Şimdi Cennette Huzur İçinde”[2] Papa’nın cenazesine katılmak üzere 4 milyon Katolik, Roma’ya akın etti. Yaklaşık yedi saat süren, yakın geçmişin en kalabalık cenaze törenini ABD Başkanı Bush, “Başkanlık dönemimin en müthiş olayı” diye nitelendiriyordu. İngiltere Başbakanı, “Manevi değerlerin savunulmasında ve dünya barışının sağlanması çabalarında büyük rol oynamış bu büyük insanın kaybıyla dünya fakirleşmiştir” diyordu. 200 devlet ve hükümet başkanının da hazır bulunduğu cenaze töreninde, Avrupa Birliği’ne alınma ümitleri besleyen Ukrayna Devlet Başkanı Yuveşenko, gözyaşlarını tutamıyordu. Peki, Avrupa üç yüz yıl önce Rönesans, Reform ve Aydınlanma Çağı’nı yaşayıp, din ile devlet işlerini birbirinden ayırarak laik toplum kimliğine ulaşmamış mıydı? Hatta, bireyler bile laikleşmemiş miydi? Bir dini liderin cenaze törenine, laik devlet ve hükümet başkanlarının katılması, ulusal bayrakların yarıya indirilmesi, milyonlarca kişinin Roma’ya akması, Aydınlanmış Avrupa medyasının günlerce bunu en önemli haber olarak canlı yayınlarla yaymasını nasıl açıklayacaksınız? İslam dünyasının saygın bir din adamı ölse ve ona da benzer bir cenaze töreni yapılmaya kalkışılsaydı, Aydınlanmış Avrupa bunu nasıl karşılardı, 200 devlet ve hükümet başkanı yine cenaze törenine katılır mıydı, ulusal bayraklar yarıya iner miydi? Bu haklı sorularımızı şimdilik bir yana bırakıp, dikkatlerimizi ölen Papa’nın gerçek kimliğine çevirelim. Papa İkinci John Paul, Aydınlanmış Avrupa medyasının anlattığı gibi gerçekten özgürlüğün şampiyonu, barışın yorulmak bilmez öncüsü müydü? İşte, Papa’nın sicili:Daha çok cinsel ilişki ile bulaşan AİDS hastalığının dünyada en yaygın olduğu kıta, Afrika’dır. AIDS’e karşı savaşım verenler, türlü önlemlerin başında, cinsel ilişkide kondom (prezervatif) kullanılmasını öğütleyip, parasız kondom dağıtarak propaganda yaparken, Papa, Katoliklerin kondom kullanmalarını yasakladı! Gerekçesi, bu uygulamanın Hıristiyan Katolik öğretiye ters düşmesiydi. Papa, yalnız kondomu yasaklamakla kalmadı. Katolik Kilisesi’ne, kondomun yararsız olduğu yalanını söylemesi buyruğunu verdi. Onun bu buyruğu üzerine, Vatikan’da aileden sorumlu Piskopos Alfonso Lopez Trujillo, kondomdaki küçücük deliklerden AIDS virüsünün geçtiği yalanını yaymaya başladı. Bilim adamlarının ‘abes bir saçma’ olarak nitelendirdiği bu yalan, dalga, dalga yayıldı. Kenya’nın başkenti Nairobi’nin Başpapazı daha da ileri gidip, kondomun AIDS hastalığına neden olduğu yalanını uydurdu! [3] Papa’nın kondomu Hıristiyan Katoliklere yasaklayarak AIDS’in özellikle Afrika’da yayılmasına neden olmasına, İngiliz yazar Michela Wrong, çok sert tepki göstererek şöyle yazdı: “AIDS hastalığının yayılmasında Papa, fahişelerle kamyon şoförlerinin toplamından çok daha etkili olmuştur.” [4] BM raporuna göre, 2025 yılına kadar 83 milyon Afrikalı AIDS’ten ölmüş olacaktır. Cinsel ilişkide kondomu yasaklayan Papa, kürtajı da yasakladı. Açlıktan, ilaçsızlıktan kırılan fakir Katolik Afrikalılar bu yasaklara uyarken, Kenya’nın nüfusu Papa’nın döneminde ikiye katlayarak 32 milyona çıktı. Papa için önemli olan katı Katolik kuralların uygulanmasıydı, Afrikalıların açlığı ve fakirliği değil!• Arika’da en dindar Katoliklerin yaşadığı Ruanda’da, Tutsi ve Hutu adlı iki kabilenin halkları 1994’ün başlarında kanlı bir savaşta birbirlerine girdiler. Çatışmalar sırasında Katolik kiliseye sığınan Tutsi'leri, Vatikan’ın papazları yalnız ölüm mangalarına teslim etmekle kalmadılar. Tutsakların canlı, canlı yakılması için Hutu militanlara petrol taşıdılar! Vahşi katliamdan kaçıp kurtulmaya çalışanların ırzlarına geçilmesine, kurşuna dizilmesine Katolik papazlar yardımcı oldular! Papa’nın Hutu militanlarını koruyup kollaması, yarım milyon insanın ölümüyle sonuçlanan Tutsi Soykırımı’nı desteklemesi, Naziler’inki kadar utanç vericidir. Bu kanlı katliamda Papa’nın rolüne dikkatleri çeken İngiliz yazar Michela Wrong şöyle diyor: “Papa’nın ellerinde masum insanların kanı var!” [5] 1973’de Şili’de, demokratik seçimlerle başa geçmiş Salvador Allande’yi ve hükümetini kanlı bir darbeyle deviren, on binlerce sosyalist ve demokrat kişiyi acımasızca öldürten faşist diktatör General Augusto Pinoşet ve karısını, Papa şöyle tanımlıyordu: “Örnek bir Hıristiyan çift” Pinoşet, Londra’da tutuklanıp yargı önüne çıkarılmak istendiğinde de Papa, hemen devreye girmiş, faşist generalin serbest bırakılmasını istemişti. İleri sürdüğü gerekçe ise şuydu: Pinoşet, iddia edilen suçları devlet başkanı iken işlemişti, dokunulmazlığı vardı! Mart 2003’te Amerika Irak’a saldırırken 9 Avrupa ülkesi de asker ve lojistik destek vermişti: İngiltere, İspanya, İtalya, Portekiz, Macaristan, Polonya, Danimarka, Çek Cumhuriyeti, Slovakya. Saldırı sonrası, Nisan 2003’te Irak’ı işgal eden Amerikan ve Aydınlamış Avrupa’nın askerleri 100 bin sivil Iraklıyı öldürürken, sözde barışın yorulmak bilmez öncüsü Papa sesini çıkarmıyordu. Oysa Papa, eğer isteseydi, ABD ve Avrupa’daki milyonlarca Hıristiyan Katolik’e bir çağrıda bulunabilir, ‘Amerika ve Avrupa’nın Katolikleri! Irak’a saldırmayın, Iraklılarla savaşa girmeyin! Irak’ta masum insanları öldürmeyin!’ der ve haksız ve kanlı bir saldırıyı önleyebilir, 100 bin masum insanın katlini engelleyebilirdi. Papa, böyle bir istek ve irade göstermemiştir. Ne Amerika’da ne de Avrupa’da hiçbir Katolik kilise, Irak’a saldırıya karşı bir eylem yapmıştır• Amerika ve Aydınlanmış Avrupa’nın Katolik kiliselerinde papazlar, küçük ocukların ırzına geçerken Papa sessiz kalmıştır. İngiltere’de 1990-95 sürecinde 21 Katolik papaz, kiliseye gelen küçük çocukların zorla ırzına geçmekten yakalanıp hapse atıldı. [6] Eylül 2000’de Katolik Kilisesi’nin Başpiskoposları Londra’da olağanüstü bir toplantı yaptılar. Kiliseleri, saldırgan, sapık, eşcinsel papazlardan temizlemenin yollarını aramaya başladılar, ama Vatikan’daki Papa’dan hiç ses çıkmıyordu. Herkes Papa’nın bir girişimde bulunmasını, papazların küçük çocuklara cinsel saldırılarda bulunmasını durduracak önlemler almasını beklerken, Papa, tüm kiliselere gönderdiği buyrukla, bu tür olayların “gizli” tutulmasını istiyordu! Ancak, Katolik papazların kiliselerde küçük çocuklara cinsel saldırısı büyük boyutlara ulaşınca, olayları medyadan gizlemek mümkün olmadı. Amerika’daki Katolik kiliselerdeki tüm papazların yüzde dördü hakkında yargıya ulaşmış cinsel saldırı iddiaları, Papa’nın gizlilik perdesini yırttı. Bu tür olaylara karışmış bazı piskoposlar kovularak ortam yatıştırılmaya çalışıldı. Peki, Papa sessizliğini sürdürürken kaç çocuğun hayatı kararmıştı? Bu soruyu dile getiren yazar Johann Hari şöyle diyor: “Kıyamet Günü, Tanrı’nın yargısıyla karşılaşacak olan Papa’nın Cennet’e gideceğine inanmıyorum. Ama, gün gelecek, geçen hafta onun cenaze töreninde söylenen aptalca övgüler çürüyüp gidecek ve onun adı bu dünyada lanetle anılacaktır.” [7] Peki, Papa İkinci John Paul’un sicili böyle de, kendisinden öncekiler çok mu temizdi? Hitler, Avrupa’da tarih sahnesine çıktığında, Vatikan’da Papa Onikinci Pius bulunmaktaydı. Araştırmacı John Cornwell’in bulguları, Papa Pius’un çok acımasız bir Yahudi düşmanı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Alman faşistler Yahudi soykırımına başladığında Almanya’da 23 milyon Katolik Alman yaşamaktaydı. Eğer Papa Almanlara, Nazilerle birlik olmamaları çağrısında bulunmuş olsaydı, Nazilerin Almanya’yı yönetmeleri mümkün olamazdı. Oysa Papa, bunun tam tersini yapmış, Hitler’le anlaşmıştır. Papa, Katolik Kilisesi’ne verdiği buyrukla, Katolikleri Almanya’nın siyasi ve toplumsal yaşamından geri çekmiş, Katolik siyasi partileri kapatıp, gazeteleri susturmuştur. Hitler bile Papa’nın bu tavrı karşısında, ‘büyük başarı’ demekten kendini alamamış, bu yaklaşımın ‘uluslararası Yahudiliğe karşı savaşta’ büyük destek verdiğini açıklamıştır. Naziler, tüm Alman kimliklerinde ‘etnik kökenin yazılmasını’ yürürlüğe koyarken de Katolik Kilise işbirliği yapmıştır... Nasıl Papa Pius öldükten sonra kanlı gerçekler yavaş, yavaş su yüzüne çıkıp tarihe geçtiyse, Papa İkinci John Paul’un da tüm insanlık dışı eylemleri birer birer ortaya çıkıp tarihe yazılacaktır. Papa’nın insanlık dışı eylemlerinden herhalde haberi olmadığı için Kapadokya toprağını Papa’nın mezarına serpilmek için Roma’ya yollayan Ürgüp Belediye Başkanı Bekir Ödemiş de tarihe, ‘kültürler kucaklaşıyor, dinler buluşuyor palavrasına kanmış bir ahmak’ olarak geçecektir. [Yılmaz Dikbaş, Y.Müh. TMMOB, Kimya Mühendisleri Odası Antalya İl Temsilcisi, 18.04.05, Antalya, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 22.04.05, Şirintepe-İzmit].
Aziz; Ermiş yada kutsal kişi. Rumca’a Aya, Hagia, Hagios, Ermenice Surp, Latin kökenli ve Germen kökenli dillerde Santa, Saint, kısaca “St.”.
Babil; Hamurabi’nin Mührü: [Babylan, Das Siegel Des Hammurabi]. Hans Kneıfel. Çeviri: Arzu Güloğlu Alarslan. ©1994 by Franz Schneekluth Verlag, München. Yurt Yayınları, I. Baskı, 2000, Ankara. ISBN: 975-7076-28-7. [Erkan Kiraz, İzmit. Kocaeli Kitap Kulübü 19.08.00, 5,250,000 TL].
Baudolino; [Baudolino], Umberto Eco, Çeviri; Şemsi Gezgin. Doğan Kitap, I. Baskı - Şubat 2003, ISBN 975-293-080-8, [26.09.2003, Migros-İzmit, 20,000,000 TL.].
Benedict: Latince. Türkçesi “mübarek kişi” demektir. Hıristiyanlıkta simgesi dünyanın her yerinde "zeytin dalı" olan barışı simgeleyen bir ad. İrlandalı aziz Malacchia, 111'inci papayla ilgili kehanetinde "Gloria Olivae" [zeytinin ihtişamı] ifadesini kullanıyor. Yorumlara göre kehanet, Joseph Ratzinger'in kendisine seçtiği papalık ismiyle kesişiyor. Ratzinger'in seçtiği 16'ncı Benedict adı, sembolleri zeytin ve söylemleri barış olan Benedict rahiplerinden geliyor.
Beynelmilel Sermaye ve İhtilaller: Henry Coston. Çeviri: Kemal Yaman. Otağ Yayınları, II. Baskı, Eylül 1976, İstanbul. [Erkan Kiraz, Derince-İzmit. 01.03.74, 15 TL].
Bilgisayar; Bir nevi bilgisayar: 1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilim adamları ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine yerleştirilmiş bir dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası, yüzeye çıkarıldığı anda dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği anlaşıldı.
Bir Mason İsterse Tabii ki İstifa Edebilir: Büyük Üstat Paşakay: "Ayrılmayı isteyen Masonik bilgiyle donatıldığı için o bilgiler onda kalır. Manevi yönden ayrılmak çok zordur ama dernekten istifa edilebilir". Localarda bulunan beyaz taş neyi ifade ediyor?: -Biz yontulmamış insanlarız ve Mason olmaya yani kamil olmaya karar verdiğimizde yontulmaya başlarız. Bu taş da onun bir simgesidir. Locanın ortasında kutsal kitapların yanında yer alan üç ışık ne anlama geliyor peki? -Öncelikle "Işık doğudan yükselir" ifadesini doğru olarak kabul ediyoruz. Peki doğu nedir? Anadolu. Bizim Anadolu'muzdan gelen hümanist fikirler Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş'ı kastediyorum, sayesinde oluşmuştur Masonluk. Ama onlar bu fikirleri sistematize etmişler. Üç ışığa gelince, üç sütundur o dikkat ederseniz. Bir tanesi güzellik, diğeri kuvvet, üçüncüsü ise akıl ve himmet sütunudur. Yani demek istediğim hayatta yapılacak işler önce tasarım gücüyle başlar, estetiğe ve güzelliğe mutlaka önem verilir ama her zaman akıl ve himmetle birleştirilerek ortaya çıkar. Loca toplantılarında belli kurallar var mıdır? Yani yüksek sesle konuşulmayacak, küfür edilmeyecek gibi. -Tabii ki. Her isteyen istediği anda söz alamaz. Küfür söz konusu bile değildir. Sigara, içki içilmez. Herkes belli bir düzende oturur. Her loca üyesi kendi toplantılarına mutlaka katılır. Büyük Üstat her locanın tabi üyesidir, istediğim loca toplantısına katılma hakkım vardır. Localar iki haftada bir toplanır, toplantılar yaklaşık 1.5 saat sürer. Sonra bildiğiniz gibi yemeğe geçilir ve en geç 23.00'te burası terk edilir. 111'i Tanımam * Sizden bağımsız olan 111 isimli Masonik bir grup daha var. Onlar Allah'a inanma şartı aramıyor, kadınları da aralarına alıyorlar. -Onları tanımlamak bana düşmez. Burada onlar hakkında hiçbir beyanda bulunamam. Ama şunu söyleyebilirim bizim o toplulukla uzaktan yakından resmi hiçbir ilişkimiz yoktur. Biz kurallara uyan, saygılı bir kuruluşuz. Bir Mason "Ben ayrılıyorum" diyebilir mi? -Tabii ki. İstifasını koyar ve ayrılır. Bu nasıl bir şey peki, yani Masonluk manevi bir durum, nasıl istifa edebilirler ki? -Evet o kişi Masonik bilgiyle donatıldığı için o bilgiler onda kalır, sorunuzu anlıyorum. Ama esas olan kişinin hür iradesiyle buradan ayrılabilme özgürlüğüdür. Masonluk bütün dünyada kan kaybediyor ama Türkiye'de size olan ilgide büyük artış var. Bunu neye bağlıyorsunuz? -Kendini sorgulama ihtiyacı, manevi değerlere dönüş diye düşünüyorum. Gençler arasında yaygın olması iş bulma ümidi ya da bir yere ait olma duygusu olabilir mi? - Onların da etkisi olabilir tabii. Beyaz Eldiven Derneği ne demek ve ne gibi faaliyetlerde bulunurlar? -Hemşirelerimizin, yani Mason eşlerinin kurduğu bir dernektir. Çeşitli yardım faaliyetleri yaparlar. Ama onun Masonik çalışmayla bir ilgisi yoktur. [Gazeteci Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu, Sabah Gazetesi, 26.05.05, Kayıt Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Bir Troia Şarkısı; Colleen McCullough, çeviri; Solmaz Kamuran, İnkilap Kitabevi, ISBN 975-10-1940-0, [Erkan Kiraz, II. El Kitaplar, Sahaf, Sanat Sokağı, Pasaj İçi İzmit. 13.12.2003, 5,000,000 TL].
Canavarın İntenet’teki Sayısı: 666. [Kutsal Kitabın Gözüyle İnternet]: [666: Die Zahl Des Tiers Im Internet]. Frank SUNN. Çeviri: Özgül Erman. ©1999 Wilhelm Goldmann Verlag (Bertelsmann GmbH). Cep Kitapları A.Ş. I.Basım 2001. ISBN: 975-480-123-0. [Erkan Kiraz. İzmit Real Alışveriş Merkezi, II. El Kitaplar. 21.04.04, 1,499,000 TL].
Casus belli: [L. Casus: neden, sebep, belli: savaş]. Latince. Türkçe’si “Savaş nedeni” demektir. Uluslarası siyasette bir ülke için diğerine savaş açma gerekçesidir.
Cennetin Dilleri, Tanrısal Bir Çift Ariler ve Samiler; [Les langues Du Paradis Aryens Et Sémites: Un Couple Provedentiel], Maurice Alender, çeviri; Nevzat Yılmaz, Dost Kitapevi, Eylül 1998, Ankara. ISBN975-7501-36-0, [Kocaeli Kitap Kulübü-İzmit, 04.03.2000, 1,450,000 TL].
CIA, Chatham House, Illuminati, Ocultism, Rose-Cross & Philosohpy Stone; CIA’nın devletler aracılığıyla 87 ülkede sinemaya büyük yatırım yaptığı kaydediliyor. Bunların yanında Samuel P.Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” kitabının CIA tarafından ortaya konulduğu ifade ediliyor. 11 Eylül’de gerçekleştirilen İkiz Kuleler’e yönelik saldırılardan sonra CIA ve Pentagon’un sinema sanayiine yön verme, hatta ortak projeler üretme gayretlerinde de bir artış göze çarpıyor. [1] Think-tank kuruluşları ise bünyelerinde fütüro-loglar barındırıyor ve burada özellikle dünyanın geleceğine ve ABD’nin alacağı konuma ilişkin muhtelif senaryolar üretiliyor. Şu anda ise bilim adamları, Hollywood senarist ve yapımcılarıyla ortak savaş projeleri tasarlıyor. Esinlendikleri kurum ise İkinci Dünya Savaşı’nda kurulan “Enformasyon Bürosu”. Mesela, yönetmenliğini Phil Alden Robinson’un yaptığı “The Sum of All Fears [En Büyük Korku], doğrudan CIA desteği alan bir film olarak tanınıyor. Film, şu anda muhtemel nükleer terörizm kabusuyla yaşayan dünyada bir “nükleer terörist saldırı tehdidi” üzerine kurulmuş ve tabi bu saldırı, CIA ajanlarının gayretiyle önleniyor. CIA’nın bu filmi desteklemesinin nedeni; bu korkuyu diri tutarak toplumdan “terörizmle mücadele”de destek almak. Film, tam da bu korkuları bir daha hatırlatmak üzerine oluşturulmuştu adeta. Zaten 11 Eylül sonrası Hollywood’un savaş, nükleer tehdit ve terörizm konulu filmlerinin senaryoları, CIA ajanlarıyla birlikte hazırlanmış. Başka bir örnek de, “Yüzüklerin Efendisi-Yüzük Kardeşliği” filmi. Burada asıl ilginç olan, romanı CFR’nin İngiltere’deki karşılığı olan “Chatham House” tarafından J.R.R Tolkien’e ısmarlanmış olması. Kitabın ilk basımı ise 1950’lerin ortası. Ancak 1990’larda ilk olarak popülerleştiriliyor. O 1990’lar ki küreselleşmenin de patladığı yıllar. [J.K. Rowling’in Harry Potter’ı, Ursula K.Leguin’in “Yerdeniz”i gibi “Yüzüklerin Efendisi” de metafizik, mistik bir dünya görüşünü özellikle çocuklara ve gençlere aşılıyor.] Bu filmler ya da romanlar aslında Iluminati, Gül-Haç gibi örgütlerin felsefesinden esintiler taşıyor. Hepsi de okültizmin propagandası niteliğinde. Hatta seçtikleri imgeler bile bunlara denk düşüyor: “Yüzük Kardeşliği” [Mason kardeşliği], Yüzük [halka/çember], “Felsefe Taşı”, gizli güçler vb... Sanki hepsi seküler bir dünyanın yerini alacak yeni dinin [tek dünya dini] ideolojik alt yapısını hazırlamak üzere kurgulanmış. Bütün bunlar ise “Derin Dünya”nın gizli doktrinine denk düşen şeyler. [Yorum: Kurtuluş Cesurtürk, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 25.03.05, Şirintepe-İzmit].
CIA, Çok Gizli, 1981-1987; [Weil; The Secret Wars of The CIA], Bob Woodward, ©Bob Woodward. Çeviri; Gönül Suveren. ISBN 975-10-0249-4, Varlık Yayınları. İstanbul 1991. http://www.varlik.com.tr varlik@varlik.com.tr [Erkan Kiraz, Real Alışveriş Merkezi, İzmit. II. El Kitaplar. 3,149,000 TL, 29.11.2003].
Cizvitler; Cizvitler’in en baştaki isimleri eskiden ‘siyah papa’ olarak anılırdı. Türkiye’de çok etkin değillerdi. Ama Cizvitler etkinlerdi. Türkiye’deki Fransız okulları Cizvit okullarıdır. Çünkü Osmanlılar Cizvitler’e çalışma imkánı tanımışlardı.
Concorde'un Atası; M.Ö 200'de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yılında Mısır'da bir lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne olduğu konusunda kimse bir fikir beyan edememişti. 1972'de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model uçak olduğunu, mükemmel bir aerodinamiğinin bulunduğunu ve kanatlarının Concorde'u andırdığını iddia etti.
Çakıltaşlarından Babil Kulesi’ne; Rakamların Evrensel Tarihi; (Histoire Universelle Des Chiffres L’Intelligence Des Hommes Recontee Par Les Nombres Et Lecalcul), George IFRAH, çeviri; Kurtuluş Dinçer, 4. Basım Eylül1996, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, ISBN 975-403-037-5, ISBN 975-403-038-3, [Kocaeli Kitap Kulübü - İzmit, 04.03.2000, 400,000 TL],
Çekicin Sırrı; Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936'da Teksas'ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.
Da Vinci Şifresi: [The Da Vinci Code]. Dan Brown. Çeviri: Petek Demir. Altın Kitaplar, 15. Basım. Mayıs 2004. ISBN: 975-21-0403-7. Altın Kitaplar Yayınevi. Celal Ferdi Gökçay Sok. Nebioğlu İşhanı, Cağaloğlu-İstanbul. Tel: 0212-513 63 65, Fax: 212-526 80 11, URL: http://www.altinkitaplar.com.tr, Email: info@altinkitaplar.com.tr, [Erkan Kiraz, İzmit Outlet Center, Tos ‘R Us Mağazası, 28.05.04, 17,000,000 TL].
Danone ve Yoğurt: 1900'lerin başında Yahudi bir aileye yoğurt satan Türk mandıracı, bir imparatorluğun esin kaynağı oldu. Selanik'ten 1912'de İspanya'ya göç eden ünlü Karasu ailesinden Dr. İzak Karasu, adını Isaac, soyadını da Carasso olarak değiştirdi. 1. Dünya Savaşı'nda bağırsak enfeksiyonundan ölen çocuklara çare ararken çocukluğunda kendilerine yoğurt satan Selanikli'yi hatırladı. Evinin bodrumunu mandıra yaptı ve 1919'da yoğurdu ilaç olarak geliştirip eczanelerde sattı. İlacın adını oğlunun isminden esinlenerek Danone koydu. Bir sanayi devi işte böyle doğdu. Selanik'te 1900'lerin başında bir Yahudi aileye gün aşırı bir tepsi yoğurt bırakan Türk mandıracı, dünyanın en büyük sanayi gruplarından birinin esin kaynağı olacağını aklına getirir miydi? Huzurlarınızda Carasso ailesinin öyküsü. Alın size her taşın altında Selanik Yahudileri ile Sabetayistler'i arayan paranoya tüccarlarının değirmenlerine su taşıyacak bir portre. 27 Nisan 1909 Salı günü öğleden sonra Yıldız Sarayı'nın -önceden haber verildiği için- ardına kadar açılmış büyük demir kapısından içeri yağız atların çektiği peş peşe dört kupe fayton girdi. Serin, zaman zaman yağmurun çiselediği bir gündü. Mabeynciler dört faytondan inen Meclis-i Milli heyetini saygıyla selamladıktan sonra önlerine düşüp sarayın arz salonuna yönlendirdiler. (Not: Osmanlı Parlamentosu iki kanatlıydı: Bir Meclis-i Mebusan vardı, yani milletvekilleri ya da millet meclisi. Bir de Meclis-i Ayan, yani senato. İkisi birlikte Meclis-i Milli, yani ulusal meclis diye anılıyordu. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra Türkiye'nin yaklaşık 20 yıl boyunca yeniden deneyeceği model.) Osmanlı İmparatorluğu'nu 33 yıldır yönetmekte olan 34'üncü padişah II. Abdülhamit geniş pencerelerden Boğaz'ı seyrediyordu. Dalgın ve hüzünlü. Çökmüş ve kamburu çıkmış. Başmabeyinci konukları haber verdi. Ağır adımlarla koltuğa oturdu. Tahtlar çoktan, kendisinden çok önce Topkapı Sarayı'nın hazine dairesine kaldırılmıştı.. Dört kişilik heyet içeri girdi. Biri başkan olduğunu vurgulamak için diğerlerinden bir adım önde. El-etek öpmek yok. Kim bilir o da kaç padişah önce terk edildi... Başlarını hafifçe öne eğerek II. Abdülhamit'i selamladılar. Padişah gelişmeleri biliyordu, heyetin kimlerden oluştuğunu da mabeyn başkatibi Cevat Bey'den öğrenmişti. Kısa bir sessizlikten sonra heyetin başkanı ya da sözcüsü sebeb-i ziyaretlerini anlatmaya başladı. O sözcünün adı Emanuel Karasu'ydu. Selanik Mebusu Karasu özetle Meclis-i Milli'nin Abdülhamit'in hal'ine (tahttan indirme, düşürme) karar verdiğini, kendilerinin bunu tebliğle görevlendirildiklerini söyledi ve hükmü üç sözcükle özetledi: "Millet sizi istemiyor." Abdülhamit'in gizlemeye çalıştığı acıyı ela gözlerinden bir anlığına gelip geçen keder bulutları ele verdi. Gözlerini heyet üyelerinin üstünde gezdirdi. Sırayla. Sonra tane tane konuştu: "Bir Türk padişahına ve İslam halifesine hal' kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?" Emanuel Karasu (Yahudi), Aram Efendi (Ermeni), Esat Toptani (Arnavut) ve Ahmet Hikmet Paşa (Abdülhamit'in uzun süre yaverliğini yaptıktan sonra muhalefet saflarına geçen Gürcü) hiç tepki vermedi. (Kimilerine göre, Abdülhamit'i aşağılamak için azınlık unsurlarından oluşan bir heyet seçilmişti. Kimilerine göre ise devletin ve Osmanlı halkının birliğini, bütünlüğünü vurgulamak için, heyette tüm nsurların temsil edilmesi amaçlanmıştı.) KARASU'NUN DÜŞÜ Abdülhamit ve yakınları hemen o gece Sirkeci'den trene bindirilip Selanik'e gönderildi. Selanikli Emanuel Karasu da yıllarca düşlediği bu "son"u görmenin mutluluğuyla, hayatının en unutulmaz gecelerinden birini yaşadı. Emanuel Karasu, Selanik'te doğup büyümüş bir Yahudi'ydi. 400 yıl önce, 1492'de İspanya'dan sürülmüş ve Sultan II. Beyazıt'ın izniyle Selanik'e yerleşmiş Sefarad'lardan. Hukuk öğrenimi görmüştü. Avukatlık yapıyordu ve meslektaşlarının cesaret edemediği garip davaları alıp müvekkillerine kazandırmasıyla ün yapmıştı. 1900'lerin başından söz ediyoruz. Bir ayağı İtalya'daydı o sıralar. İtalyan vatandaşlığına geçtiği çok yıllar sonra ortaya çıktı. Roma ama özellikle Venedik'te kurduğu dostluklar onun bir "ilk"e imza atarak tarihe girmesini sağladı: Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk mason localarını o örgütledi. Önce Selanik'te, ardından İzmir'de, Bursa'da, İstanbul'da. Hatta Osmanlı'nın artık pek hükmünün geçmediği Kahire'de. Locaların ortak genel kurulunda, Türkiye Süprem (Yüksek) Konseyi şöyle oluştu: Prens Aziz Hasan Paşa (general), Cavit Bey (İttihat ve Terakki döneminde Maliye Nazırı oldu, Lozan'daki Türk heyetinde görev aldı, Atatürk'e İzmir'deki suikast girişiminin ardından İttihatçılar'ı temizleme operasyonunda idam edildi), Jozef Sakakini Bey (Kahire locasından), Süleyman Faik Paşa (ordu komutanı), Mehmet Talat Paşa (eski Başvekil), David J. Kohen, Mişel A. Noradungyan, Osman Talat Bey (avukat), Emanuel Karasu (avukat), Dr. Rıza Tevfik Bey (senatör, filozof), Mehmet Arif (avukat), Galip Paşa (general, Emniyet Genel Müdürü), Mehmet Fuat Hulusi Bey (milletvekili, avukat), Sarim Kibar (tüccar), Mithat Şükrü Bey (milletvekili), Rahmi Bey (milletvekili, vali), Katipzade Sabri Bey (tüccar). Bir de loca yönetiminde olmayan perde arkasındaki güçlü isimler vardı Karasu'nun çevresinde. Örneğin Talat Paşa. O yıllarda gizli bir örgüt olan İttihat ve Terakki'ye toplantıları için Selanik'teki mason locasının (Bir İtalyan'ın mülkü olduğu için kapitülasyonlar uyarınca polis, mahkemeden özel izin almadan giremiyordu) kapılarını açtı. O da katıldı örgüte. Çabuk parladı. O kadar ki Resneli Niyazi Bey ve Enver Bey'in dağa çıkmaları sonrası iç savaştan korkan Abdülhamit II. Meşrutiyet'i ilan edince, kutlamalar için Selanik'teki Olimpos Meydanı'ndaki topluluğa hitap edenler arasında o da vardı. Ve de kısa süre sonra yapılacak seçimlerde Meclis-i Mebusan'ın Selanik temsilcileri arasında yer alacaktı. Ailece İstanbul'a taşınacaklar, Karaköy'de, Bankalar Caddesi'ndeki ünlü Assicurazioni Generali Han'da bir büro tutacaktı. Bugün de bir mimarlık şaheseri olarak dimdik ayakta duran o handa Karasu'nun komşularından birkaçını sayalım: Dönemin ünlü bankerleri Couteaux, Whitall, Rossolato, Antoine ve Cesar Vitalis, avukat Braggiotti, mimar Giulio Mongeri (binayı yaratan adam), zemin katın tümüne yayılan Selanik Bankası. Uzatmayalım. Emanuel Karasu, 1912 ve 1914 seçimlerinde de İstanbul temsilcisi olarak Meclis-i Mebusan'da yer aldı. İttihat Terakki iktidarında çok zengin oldu. Denildiğine göre, devletin alım ve satımlarında aracılık yaparak komisyon alıyordu. İttihat ve Terakki'nin çöküşünden ve tüm liderlerinin yurtdışına kaçmalarından sonra o nedense İstanbul'da kaldı. Servetinin önemli bir bölümüne el konuldu. İşgal yıllarında İtalya'ya gitti. Orada sefalet içinde intihar ettiği söylenir. ANTİ – SİYONİSTTİ: Ama yanlış. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1930'larda döndü. 1934'te son nefesini verdi. Arnavutköy'deki Sefarat Mezarlığı'nda gömülü. Adının çift m ile yazıldığı mezar taşında şöyle deniyor: "İkinci Meşrutiyet'in ileri simalarından İstanbul Mebusu Emmanuel Karasu. Ölüm tarihi: 1934." Mezarlığın kayıtlarına göre 1 Haziran 1934'te toprağa verildi. Emanuel Efendi için son bir not: Siyonizm'in kurucusu Theodor Herzl ile birlikte Abdülhamit'e çıkıp Osmanlı'nın tüm borçlarını üstlenmeleri karşılığı Filistin'den toprak istediği öne sürülür. O da yanlış. Karasu tam tersine anti-siyonistti. O kadar ki, Yahudi cemaati o dönemde ondan şöyle söz ederdi: "Emanuel Karasu se suvyo a la tribuna, i moz enkaşo una pruna." Türkçesi: "Emanuel Karasu kürsüye çıktı ve kazığı yedik." Çünkü Karasu, Meclis-i Mebusan'da azınlıkların da Müslümanlar gibi Osmanlı ordusunda askerlik yapmaları teklifini vermişti. "Cümle Osmanlılar müsavidir ve cümlesi de asker olmalıdır" cümlesiyle noktaladığı uzun konuşmasının ardından önerisi ayakta alkışlarla kabul edilmişti. O dönemde 80 bin Yahudi ve 20 bin kadar Sabetaycı'nın yaşadığı Selanik'te Karasu'lar önde gelen ailelerden biriydi. Emanuel Efendi'nin hukuk okuduğu yıllarda amcasının oğlu İzak Karasu tıp öğrenimini tercih etti. Muayenehane açtı. Evlendi. Bir oğlu oldu. Adını Daniel koydu. Sonra iki de kızı dünyaya gelecekti. Balkan Savaşları'nda Selanik düşünce, yani Yunanistan tarafından işgal edilince, Yahudi toplulukta büyük bir panik patlak verdi. Çoğu Avrupa yollarına düştü. (Kalanlar 30 yıl sonra, Hitler orduları Yunanistan'ı işgal edince toplama kamplarına gönderilecekti.) Yunanlılar'ın Selanik'e girmelerinden kısa bir süre sonra İzak Karasu, eşi ve oğluyla birlikte İspanya'ya göç etti. Tam 420 yıl sonra, kovuldukları topraklara geri dönüyorlardı. İlginç ayrıntı; İspanya 1492'de Yahudiler'i topluca sürmüş ama vatandaşlıktan çıkarmamıştı. Karasu ailesi Barselona'ya yerleşti. Yıl: 1912. Önce adını Latin alfabesine uyarladı. İzak oldu Isaac, Karasu ise Carasso. Sonra bir muayenehane açtı. Çok az hastası vardı, ailesini geçindirmek için zeytinyağı ticaretine de girişti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da müthiş bir yoksulluk dönemi başladı. İspanya da bundan nasibini aldı. En çok ilaç sıkıntısı çekiliyordu. Tam da o günlerde Barselona'da çocuklar arasında salgın halinde bağırsak hastalıkları patlak vermesin mi! Gözleri yaşlı anne-babalar kucaklarında bir deri bir kemiğe dönmüş yavrularıyla diğer doktorlar gibi Isaac Karasu'nun da muayenehanesine dayanıyor, "Kurtar çocuğumuzu" diye yalvarıyorlardı. Ama diğer doktorlar gibi Carasso'nun elinden de pek bir şey gelmiyordu. Gözünün önünde ölüp giden çocukların acısıyla uykusunun kaçtığı gecelerin birinde, bir ses yankılandı belleğinde: "Yoğurtçu geldi. Kaymaklı yoğurtlarım var." İrkildi. Selanik'te gün aşırı evlerine bir tepsi kaymaklı yoğurt bırakan Türk satıcının sesiydi bu. Ve "Eureka" çığlıklarıyla hamamdan dışarı koşan Arşimed gibi yataktan fırladı. "Tabii ya" dedi, "Tabii ya." Selanik'te bağırsak hastalıklarının tedavisinde yoğurt kullanıldığını anımsamıştı. Günde üç öğün birer kase yoğurt yediriyorlardı hastaya ve birkaç günde sağlığına kavuşuyordu. Yoğurdun nasıl yapıldığını biliyordu. Hemen ertesi gün, evinin bodrumunu hazırlamaya koyuldu. Orası artık mandıraydı. Birkaç çiftlikten topladığı sütle yoğurt imalatına girişti. Yıl:1919. İLAÇ YERİNE YOĞURT: Ancak bir sorun vardı. Avrupa'da yoğurt bilinmiyordu. Evet, 1500'lerin ortalarına doğru Kanuni Sultan Süleyman bağırsak enfeksiyonuna yakalanan dostu Fransa Kralı I. François'ya bir yoğurtçu göndermişti. Ne var ki, kral iyileşince yoğurtçu sırlarıyla birlikte İstanbul'a dönmüştü. Kayıtlarda öyle yazıyordu. Isaac Carasso, ürettiği şeyin Balkanlar'da ve Anadolu'da yaygın bir tüketim maddesi olduğunu nasıl anlatabilirdi? Çareyi yoğurdunu ilaç olarak kabul ettirmekte buldu. Ve Carasso'nun yoğurdu eczanelerde satılmaya başladı! Hasta çocuklarda etkisi çok çabuk ortaya çıktı. Doktor meslektaşları ona bir tavsiyede bulundular: Paris'teki Pasteur Enstitüsü'nden fermante edilmiş laktik getirtirse, yoğurdun ömrünü uzatabilirdi. Sözlerini dinledi. Böylece pastörize yoğurt doğacaktı. Ama Isaac Carasso bu buluşun önemini pek kavrayamayacaktı. "İlaç" tutunca, Isaac özel ambalajlar yapmayı akıl etti. Kapakları porselen cam kaseler. Sıra artık ilaca patent almaya gelmişti. Onun için de bir ad koymaya. Bir ışık çaktı; neden oğlunun adı olmasın? Yani minik Daniel'in? Yaşadıkları Barselona'nın yaygın dili Katalanca'da küçük Daniel'in ya da "Daniel'cik"in karşılığı çok hoştu doğrusu: "Danon!" Ancak bu özel ad olduğu ve marka namıyla tescil edemeyeceği için sonuna bir "e" ekledi. Hoşgeldin "Danone" yoğurtları! Yoğurtçuluk çok kısa sürede Isaac'ın asıl mesleği haline gelince oğlunu, Daniel'i onun "tahsili" ni yapmaya gönderdi Fransa'ya: Marsilya'da ticaret lisesinde okuttu. İşin pazarlama, satış, muhasebe bölümünü bilimsel olarak öğrenmesi için. Ardından Paris'te Pasteur Enstitüsü'nde bakteriyoloji stajı yaptırdı. İşin üretim aşamasına hakim olabilmesi için. Daniel öğreniminden sonra Fransa'da kaldı, çünkü babası, Isaac Carasso dünyadan göçmüştü. 6 Şubat 1929'da, Paris'te 18'inci bölgedeki bir dükkanda "Danone Yoğurtları Paris Şirketi" kapılarını açtı. Onu 1932'de Levallois-Perret'te ilk fabrika izledi. Danone imparatorluğu işte böyle doğdu. Bugün öyle bir imparatorluk ki o, 5 kıtada at koşturuyor. Cirosu 15 milyar euro'nun üstünde. 100 bin kişi çalıştırıyor. - Sütlü ürünlerde dünya birincisi: 18 ülkede (Türkiye dahil) 48 fabrikası var. - Şişe suyunda dünya ikincisi: 13 ülkede (Türkiye dahil) 97 fabrikası var. - Bisküvi ve tahıllı kahvaltı ürünlerinde dünya ikincisi: 21 ülkede 53 fabrikası var. İmparatorluğa -babasının sayesinde- adını verilen Daniel Carasso, Daniel'cik, Danone hala hayatta. 99 yaşında. Barselona'da yaşıyor. Uzun yaşamasının sırrı mı? Herhalde söylemeye gerek yok; her gün birkaç kase yoğurt! Ve Daniel'in kulaklarında -babasının anlattığı- Selanikli yoğurtçunun evlerinin kapısını çalarken seslenişi yankılanıyor: "Yoğurtçu geldi. Kaymaklı yoğurtlarım var..." [Sabah Gazetesi, Erdal Şafak, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 22.06.05, Şirintepe-İzmit].
Deccal; Sadece Hıristiyanlar arasında değil, tüm dinlere mensup milyonlarca insan arasında en çok konuşulan ve kafa yorulan konulardan biri de 'sahte mesih' Deccal!... Papa II. Jean Paul'ün ölümünden sonra Deccal'in vakti yaklaştı mı? Deccal kim, insan kılığında mı? Bir tane mi, birden fazla mı? Günümüze hakim olan bir zihniyet mi?.. Bu gibi sorular, şu günlerde çok sayıda din adamı ve esoterizm uzmanının kafasını yoruyor. Üç büyük kutsal kitabın da içinde yer alan inanışlara göre kıyamet gününden önce Deccal dünyayı hakimiyeti altına alacak. Bu kutsal kitapları yorumlayanlar Deccal'in bir insan, bir ulus ya da bir zihniyet de olabileceği üzerinde duruyorlar. Hz. Muhammed'in hadislerinde de yer alan 'yalancı mesih Deccal'in, İsa'dan önce geleceği belirtiliyor. İncil'de, kıyametten önce sahte İsa'ların, sahte peygamberlerin türeyeceği ve büyük iktidar sahibi olup seçilmişleri de hataya sürükleyeceği ifade ediliyor. Vatikan Kilisesi'ndeki bazı din adamlarına göre Deccal, 'Katolik Kilisesi'ni kökünden yıkacak bir adam ya da zihniyet' olabilir. Antisemitist suçlamasına karşı, isminin açıklanmamasını isteyen bir papaz, Hıristiyanlar'ın kutsal kitaplarına dayanarak sahte peygamberin yahudi kanı taşıyacağına inandıklarını belirttikten sonra, "4-5 milyon Yahudi Kökenli Hıristiyan olduğunu unutmayalım" diyor. Daha da ileri giderek İspanyollar'ın üçte birinin de Yahudi kökenli olduğunu vurguluyor. Vatikan'da Katolik Kilisesi'ni reform eden kuvvetlere, 'Deccal' gözüyle bakanların sayısı da bir hayli fazla. Bu reformlar kapsamında Papa II. Jean Paul Assisi'de ilk kez dinlerarası bir buluşmayı gerçekleştirmişti. Papa, camiye gidip Kuranı Kerim'i öptüğünde ise muhafazakar bir Papa'nın attığı adımlar kafaları karıştırmıştı. Tüm bu gelişmeler, 'Kıyamet günü bu dünyadaki kötülüğün en son belirtisi olacak olan Deccal, Vatikan'ı içerden çökertmeye mi başladı?" sorusunu soranların çığ gibi büyümesine yol açtı. [Sabah Gazetesi Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 14.04.05, Şirintepe-İzmit]
Digital Fortress; Dan Brown, St. Martin’s Paperbacks, Copyright 1998 By Dan Brown. Library of Congress Catalog Card Number; 97-33118, ISBN: 0-312-99542-3, Printed in the USA, St.Martin’s Griffin edition/May 2000, St.Martin’s Paperback edition / February 2004. St. Martin’s paperbacks are published By St.Martin’s Press,175 Fifth Avenue, New York, NY 10010. [Erkan Kiraz, CarrefourSA Alışveriş Mrk, İzmit 02.01.05, YTL 16,50, $ 7.99].
Erdoğan’la Polemiğe Giren Kardinal; Papa: Katolik dünyasının 265’inci Papa’sı, Alman Kardinal Joseph Ratzinger oldu. Erdoğan’la aralarında AB polemiği yaşanan Ratzinger, ‘16. Benedict’ adını kullanacak. Dün akşam TSİ 19.00’da Sistine Şapeli’nin bacasından tüten beyaz dumanla birlikte, 1.1 milyar nüfuslu Katolik dünyasının yeni lideri de belli oldu. Bundan böyle artık Katolik dünyasının ruhani lideri 16’ıncı Benedict. Ya da vaftiz ismiyle Joseph Ratzinger (78). Almanya’nın Bavyera eyaletinden olan ve İnanç Doktrinleri Kongregasyonu Başkanı sıfatıyla Vatikan’da görevli bulunan Kardinal Ratzinger, dördüncü tur oylama sonunda milenyumun ilk papası seçildi. Vatikan Radyosu papanın 24 saat gibi kısa bir sürede seçilmesini sürpriz olarak niteledi. 115 kardinalin katıldığı Sistine Şapeli’nde büyük gizlilik içinde yapılan oylamada papa seçilmek için oyların üçte iki çoğunluğunu almak gerekiyordu. Habemus Papam: Yeni papanın seçildiğini haber veren beyaz dumanın salınmasının ardından San Pietro Bazilikası’nın çanları da çalmaya başlayınca, meydanı dolduran binlerce insan ‘Çok yaşa Papa’ çığlıkları atmaya başladı. Ardından yeni papanın seçildiğini haber veren ‘Habemus Papam’ (Papamız var) açıklaması geldi. Şilili kardinal Jorge Arturo Medina Estivez’in yeni papanın adını ilan etmesiyle birlikte Ratzinger’in taraftarları arasında bir sevinç tufanı yaşandı. Vatikan balkonuna çıkan Ratzinger yaptığı ilk konuşmada ‘Sevgili kardeşlerim, büyük Papa İkinci Jean Paul’dej sonra kardinaller, Tanrı’nın basit ve naçiz hizmetkarı olarak beni seçti. Kendimi sizin dualarınıza emanet ediyorum’ dedi. 16’ıncı Benedict, pazar günü düzenlenecek ayinle görevine resmen başlayacak. AB’yi protesto için Benedict adını seçti: Kardinal Ratzinger’in 16’ıncı Benedict adını alması, AB’yi protesto olarak algılandı. Aziz Benedict Avrupa kıtasının koruyucusu. AB’nin Avrupa anayasasına ‘Hıristiyanlığın kökleri ve değerleri’ ibaresini koymamasını protesto etmek için bu adı aldığı söylentileri yoğunlaştı. Selefinden daha tutucu: 16’ıncı Benedict, kendisine çok yakın olduğu halde İkinci Jean Paul’den daha muhafakazar. Ruhban sınıfına evlilik yasağından, evlilik dışı doğum, kadın ve aile değerleri, kürtaj ve prezervatife kadar her alanda katı doktrinlerin takipçisi. Dinler arası diyalogda İkinci Jean Paul kadar esnek değil, Müslümanlar ve Yahudilerle yakınlaşmasını onaylamadığı da biliniyor. 1962-1965’deki İkinci Vatikan Konseyi’nde liberal kesimden olan Ratzinger 1968 öğrenci olaylarından sonra muhafazakarlaştı, laikliğe karşı tavır aldı. İleriki yıllarda eşcinselliğe karşı sesini yükseltti, Hıristiyanlık dışı dinleri, Tanrı’nın insanlık için hazırladığı bir plan olarak değerlendiren Asyalı rahipler üzerinde baskı kurdu. 2000 yılında, diğer Hıristiyan kiliselerini ‘eksik ve yetersiz’ diye niteleyerek Anglikan ve Protestanlar arasında şok yarattı. Tanrı’nın Rottweiler’i: Bundan sonra 16’ıncı Benedict adıyla anılacak Ratzinger, ‘Panzer Kardinal’ ve ‘Tanrı’nın Rottweiler’i lakaplarıyla tanınıyordu. Erdoğan ile AB polemiğine girmişti: YENİ papa Ratzinger, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı sözleri nedeniyle Başbakan Tayyip Erdoğan ile arasında polemik yaşanmıştı. Ratzinger, geçen Ağustos ayında Fransız gazetesi La Figaro’ya demecinde, ‘Çoğunluğu Müslüman olan Türkiye geleceğini Hıristiyan köklere sahip AB’de değil, İslam ülkeleri birliğinde aramalıdır’ demişti. Bu sözlere tepki gösteren Erdoğan, ‘Vatikan bir din devletidir. AB üyesi değildir. Biz AB üyesi ülkelerle konuşuyoruz’ diye cevap vermişti. [Hürriyet Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 20.04.05, Şirintepe-İzmit].
Esorcista; Latince. Türkçesi “şeytan kovan” demektir.
Evet Ben Bir Sabetayistim: Kendimin ve eşimin ‘Sabetayist’ olduğunu Yalçın Küçük sayesinde öğrendim. Eşimin rahmetli babasının adı Hüdai idi. Meğer ‘Hüdai’, Yahudiler’in kullandığı bir isimmiş. Eşimin erkek kardeşinin kızının ismi Elif. ‘Elif’ adı da, özellikle yurtdışındaki Türk Yahudileri’nin en sevdiği isimlerden biriymiş. Bana gelince adım Ertuğrul. Rahmetli babam bana, ‘Ertuğrul Gazi’ dolayısıyla bu ismi verdiğini söylerdi. Yani Osmanlı’nın kurucu ailesinin adı. Yalçın Küçük’ün ‘muhteşem’ teorilerine göre, adının, soyadının başında veya sonunda ‘Er’ eki bulunan herkes aslında Sabetayist’miş. Yani bir tür ‘gizli Yahudi.’ Ben o nedenle bütün gizli Yahudileri Hürriyet Gazetesi’ne toplamışım. Kimler mi? Mesela Pakize Suda. Mesela Hürriyet’in eski Ankara temsilcisi Sedat Ergin. Mesela Hadi Uluengin. İsimleri çoğaltabilirim. Dün Milliyet Gazetesi’nde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Yalçın Küçük’e yazdığı mektubu okuyunca bu zırvalar aklıma geldi. Ben farkında değilim. Meğer Yalçın Küçük işi büyütmüş. Abdullah Gül ile eşinin de Sabetayist olduğunu yazmış. Abdullah Gül de buna fena halde içerleyip kaleme sarılmış ve ‘Sabetayist olmadığını’ anlatmış. Yani, bu zırvaları ‘ciddiye almış’. Bana göre büyük hata yapmış. Gerçi, böyle saçmalıkların ‘bestseller’ olduğu bir ülkede yaşıyoruz, dolayısıyla en saçma şeyin bile ciddiye alınması gerekir diyebilirsiniz. Ben, böyle ‘şeylere’ cevap vermenin tek etkili yolu bulunduğuna inanıyorum. ‘Alaya almak...’ ‘Ti’ye almak.’ Evet bunun dışında her cevap verme girişimi, bu saçmalıkları meşrulaştırmaktan başka işe yaramaz. Ben geçmişte yazdığım yazılarda bunu yaptım. Dışişleri Bakanı’na da bunu yapmasını tavsiye ederim. Ancak bu olayda ciddiye alınması gereken başka bir nokta var. Farkında mısınız, Yalçın Küçük çoğumuzu ‘savunma duygusuna’ itiyor. Çoğumuzu ‘Ben Sabetayist değilim’ demek zorunda bırakıyor. Tabii hepimiz biliyoruz ki, bu şifrenin gerçek anlamı şudur: ‘Hayır, ben Yahudi değilim.’ Bizim işte asıl bu duyguyu sorgulamamız gerekir. Bize Amerikalı, Fransız, İtalyan, Yunan dendiği zaman böyle bir savunma ihtiyacı duymuyoruz da, ‘Sabetayist’ denince görünmez bir el bu refleksimizi neden harekete geçiyor? Korktuğumuz şey nedir? Hadi gelin cesaretle bunun adını da koyalım. ‘Yahudi olarak damgalanma korkusu.’ Marksist olduğunu iddia eden bir yazarın verdiği en büyük zarar, 500 yıldan fazla birlikte yaşamış bir toplumun içine bu korkuyu düşürmektir. Emin olunuz ki bu duygu ilerde yeni bir ‘iğneli fıçı ırkçılığının’ kaynağı olabilir. İşte bu nedenle böyle zırvalara verilecek en güzel tepki, alaya almaktır. Veya benim yaptığım gibi, hepimiz yüksek sesle ‘Evet ben Sabetayistim’ demeliyiz. Böyle düşündüğüm için diyorum ki, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bu zırvalıkları ciddiye alarak mektup yazmakla büyük yanlış yapmıştır. Dün öğleden sonra Ahmet Hakan’la konuşurken, onun da bu konuyu yazdığını öğrendim. Bir günde iki yazıyı buna ayırmak da fazla ciddiye almak anlamına gelecekti. Ama dediğim gibi, benim ciddiye aldığım şey farklıydı. Bizim önce bu duygunun iyi bir tahlilini yapmamız gerekir. Yani diyorum ki, Abdullah Gül bir mektup da kendi iç dünyasına yazmalıdır. Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 08.06.05, Şirintepe-İzmit].
Extra omnes: [L. extra: fazlalıklar, gereksiz olanalr, herkes, omnes: dış, dışında]. Latince. Türkçesi “herkes dışarı” demektir.
Fatıma'nın Son Sırrı; Papa II. Jean Paul'ün kendisini aziz ilan ettireceğine inandığı üçüncü sır Katolik dünyasının sonunun yaklaştığını anlatıyor. Fransız uzman Laurentin, Vatikan'ın 1917'den beri gizlediği Fatima'nın üçüncü sırrını açıkladı: Katolik dünyasının sonu gelecek. O dönemin Papa'sını askerler öldürecek... Fatima'nın üçüncü sırrı Katolikliğin sonu mu?..; 1917'de Portekizli üç çoban çocuk, kendilerine Meryem Ana'nın görünerek üç sır verdiğini iddia etti. İlk sır dünya savaşları, ikinci sır ise komünizmin çöküşüydü. Üçüncü sır gizemini halen koruyor. Her şey 1917 yılında Portekiz'in Fatima kasabasında başladı. Francisco, Jacinta ve Lucia adındaki üç çoban çocuk, 13 Ekim 1917 tarihinden itibaren belli aralıklarla, Meryem Ana'yı gördüklerini öne sürerler. Çocukların anlattıklarına göre, Meryem Ana kendilerine üç kehanette bulunur. Vatikan Başbakanı Kardinal Angelo Sodano, 13 Mayıs 2000'de Papa'nın Fatima'nın üçüncü sırrını açıklayacağını duyurur. Fatima'nın birinci sırrı Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'nı, ikinci sırsa komünizmin çöküşünü öngörmektedir. Kardinal Joseph Ratzinger, 26 Haziran 2000'de büyük bir gazeteci kitlesi önünde yaptığı açıklamada üçüncü sırrın, Mehmet Ali Ağca'nın 13 Mayıs 1981 tarihinde Papa'ya düzenlediği suikast olduğunu söyler. Ratzinger'in yaptığı açıklama herkesi huzursuz eder. Din adamlarının pek çoğu da yapılan bu açıklamaya inanmaz. Vatikan'ın 'esorcista' (şeytan kovan) rahiplerinden Monsignor Corrado Balducci, "Fatima'nın üçüncü sırrını açıklayan belgede, Papa'ya suikasti görmek çok zor" der. Demonolog, Monsignor Balducci "hayal kırıklığına" uğradığını belirtirken, Kardinal Sodano ve Kardinal Ratzinger'in açıklamalarının da birbirini tutmadığını vurgular. Balducci daha da ileri giderek, "Kehanetin diğer bölümlerine ne oldu? Kilisenin doktrinel krizi ve III. Dünya Savaşı ile ilgili kısımlara ne oldu?" sorusunu sorar. Katolik Kilisesi'nin Sonu mu?; Fransız Mariolog (Meryem Ana) uzmanı Rene Laurentin, Ağca suikastinin üçüncü sır olmadığını ve bunun 'Katolik Kilisesi'nin sonuna ilişkin bir kehanet olduğunu iddia ediyor. Sırrı bilen Kardinal Ottaviani'nin, 1963 yılında Meryem Ana Papalık Akademisi'nde, "Size sadece şunu diyebilirim; Kilise için çok zor günler gelecek, çok dua etmeniz gerekiyor. Umarım dinden çıkanların sayısı çok olmaz" dediği bilinmektedir. Aynı kardinal, 1963 yılında Fatima'nın üçüncü sırrının diplomatik bir dille "Santa Rita" dergisinde yayınlanmasına izin vermiştir. Aynı metin Papa Roncalli (Giovanni XXIII) tarafından ABD Başkanı John Kennedy ve Sovyet lider Nikita Krusçev'e de gönderilmiştir. "Fatima'nın Sırrı" hakkında bir kitap yazan Hellmuth Hoffman'a göre başlangıçta Vatikan Başbakanı Kardinal Sodano'nun ağzından kaçan, belki de bilerek söylediği "dünya trajedisi" sözü gerçek sırrı yansıtmaktadır. Bu nedenle daha önceki Papalar da Fatima'nın 3. sırrını yayınlamaktan kaçınmışlardır. Hoffman bir diğer neden olarak da, Fatima'nın üçüncü sırrının 'tarihin sonundaki papa' üzerine olması olasılığını gösterir. Bugün Katolik Kilisesi'nde son sırrın 'III. Dünya Savaşı ve Katolik Kilisesi'nin sonunu' içerdiğini düşünenler çoğunluktadır. [Sabah Gazetesi Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 14.04.05, Şirintepe-İzmit]
Fatima’nın Siyasi Misyonu Bitti mi?; San Pietro meydanını dolduran binlerce kişiye bakıp, onların Papa’nın cenaze merasiminde bulunmak için katlandıkları fedakarlığın boyutunu düşününce merak ettim. Acaba içlerinden kaçta kaçı Papa’nın çağrısına uyarak sevişirken kondom kullanmıyordu? Acaba kaç kişi kilisenin kürtaj yasağını hayatında bir kez bile olsun delmemişti? Acaba kaç kadın, Vatikan’ın kadın erkek eşitliğine karşı tutumun içine sindirip kariyer hayallerinden vazgeçip evine dönmüştü? Papa için ağlayanlar arasında her pazar kiliseye giden kaç kişi vardı acaba? Papa halk tarafından sevilen ama hayatın gerçeklerine uymayacak kadar muhafazakar bir din adamıydı ve önerileri de o muhafazakarlık çizgisi içindeydi. Fidel Castro, ‘Papa komünizme karşı değildi’ dese de II.Jean Paul’ün misyonunu belirleyen anti komünizmdi. 20’inci yüzyılın ikinci yarısında Karol Wojtyla, Katolik Kilisesi’nin ilk Slav Papa’sı olarak göreve gelmeseydi Polonya’da Dayanışma Hareketi diye bir şey olabilir miydi? Papa’nın misyonunu dünyanın gözü önünde görülebilir hale getiren olay Ağca’nın suikast girişimiydi. Bu suikastın, hiçbir zaman ortaya çıkarılamayan gerçeğinin peşindeki savcılar ve araştırmacıların buldukları ipuçlarında bile bir gerçek gizlenemeyecek biçimde açığa çıkmıştı. Güç odakları, mafya-devlet ve istihbarat örgütleri arasındaki ilişkiler. İnanç ve sembolizm, siyasetin kitlelere en kolay ulaşma yolu olarak benimsenmişti yine. [Mehmet Ali] Ağca suikastı savcılarından Carlo Palermo, 1997’de yayınlanan ‘Hedefteki Papa’ kitabında, suikast girişimlerinin ‘Fatima Meryemi’ adına yapıldığını ileri sürüyordu. Papa’nın Nisan ayının ilk cumartesi günü hayata veda etmesi bile bu sembolik çerçeveye uygun oldu. İnanışa göre Fatimalı Meryem, ocak ile mayıs aylarının ilk cumartesi günü ölenleri doğrudan cennete götürme vaadinde bulunuyordu. Sadece Palermo değil, Slovakyalı rahip Sebastiano Labo da, suikastın Fatima ile ilişkisi üzerinde durduğu ‘Fatima’nın ışığında Papa suikastı’ adlı kitabında Fatima kültünün Jean Paul II.’nin dönemindeki ağırlığını savunuyordu rahip Labo. Ağca suikastı 13 Mayıs 1981’de Fatima gününde gerçekleşiyor, bir yıl sonra yine 13 Mayıs’ta bu kez Papa Fatima’dayken İspanyol rahip Fernandez Krohn, ‘Kahrolsun Papa ve İkinci Vatikan’ diye bağırarak saldırıya geçiyordu. Peru’da Maocu gerillalardan, Bosna’da 1997’de yine ülkücü ve İranlı Müslüman militanların ortak girişimine kadar yedi kez daha suikast girişimi ile karşı karşıya kaldı Papa. Tesadüfler mi yoksa senaryolar mı hálá kesin değil ama, olaylar Fatima’nın kehanetlerini ve sembolik anlamını yayıyordu dünyaya. Fatima, Portekiz’de Cova da Iria’da bulunuyor. Sadece Hıristiyanlar değil, Fatima’nın Hazreti Muhammed’in kızı Hazreti Fatma olduğuna inanan Şii Müslümanlar için de önemli bir ziyaret yeri. Burada Hazreti Meryem’in 1917 yılında üç küçük çoban çocuğa göründüğü söyleniyor. O yıl, mayıstan ekime kadar her ayın 13’ünde görünen Meryem Ana üç kehanette bulunuyor. İlk iki kehanet 1942’de İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce açıklanıyor Vatikan tarafından. Bunlar, Rusya’nın dinden uzaklaşmasının insanlığa getireceği acıları, ikinci dünya savaşını ve ancak Rusya’nın dine dönüşü ile barış döneminin başlayacağını söylüyor. Üçüncüsü ise uzun yıllar Vatikan tarafından sır olarak saklandıktan sonra suikast girişimlerinden çok sonra, yakın bir zamanda Papa II. Jean Paul tarafından açıklandı. Beyaz elbiseli bir din adamı açılan ateş neticesinde yere yıkılacaktı. Bu son kehanet gizliydi ama suikastlerin arkasındaki büyük aktörlerin bunu bildikleri iddia edildi hep. Kehanetlerdeki komünizm karşıtı ve ‘Kilise’ye terörist saldırı’ mesajları ile siyasi telkinler, kitlelere ulaştı. Papa Jean Paul, dünyayı gezen Papa sıfatıyla sempati topladı ama hayatın gerçeğine uymayan aşırı muhafazakar yorumları etkili olmadı. Şimdi kardinaller yeni Papa’yı seçmek için toplanıyor. İnsanlığın karşısındaki büyük sorunlara çözüm getirecek bir Papa aranıyor. Avrupalı ve Amerikalı kardinallere göre büyük sorunların başında ise ne geliyor biliyor musunuz? ‘Agresif laiklik!’ Bilmem ki yeni Papa’nın misyonu hakkında ipucu sayılır mı bu?. [Ferai Tınç, Hürriyet Gazetesi, Emöail: ftinc@hurriyet.com.tr, Kayıt; Erkan Kiraz, 11.04.05, erkankiraz@yahoo.com Şirintepe-İzmit].
Frances Stonor Saunders; “Kültürel Soğuk Savaş: CIA, Sanat Dünyası ve Edebiyat” adlı kitabında CIA ile aydınlar, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar, şairler ve müzisyenler arasındaki ilişkilere değiniyor. Saunders, CIA’nın finanse ettiği kitaplar arasında, George Orwell’ın “1984” ve “Hayvan Çiftliği” kitaplarını gösteriyor. [Yorum: Kurtuluş Cesurtürk, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 25.03.05, Şirintepe-İzmit]
Gilgameş; Uruk Aslanı, Mitolojinin Romanı, Harald Braem, Çeviri; Atilla Dirim, II. Baskı Ankara-1998, Yurt Kitap Yayın, ISBN 975-7076-140-4, [Kocaeli Kitap Kulübü-İzmit, 29.07.2000, 5,250,000 TL].
Gizemli Kuru Kafa; Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.
Gloria Olivae: [Latince. Gloria: galibiyet, grökem, ihtişam, zafer, yengi, olivea: zeytin ağacı, zeytin]. Türkçesi “zeytinin görkemi” demektir. İrlandalı aziz Malacchia, 111'inci papayla ilgili kehanetinde "Gloria Olivae" (zeytinin ihtişamı) ifadesini kullanıyor. Yorumlara göre kehanet, Joseph Ratzinger'in kendisine seçtiği papalık ismiyle kesişiyor. Ratzinger'in seçtiği 16'ncı Benedict adı, sembolleri zeytin ve söylemleri barış olan Benedict rahiplerinden geliyor. [Yazan: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Gülün Adı; Umberto Eco, Can Yayınları, 5. Baskı Ocak 1991, [İzmit Fuarı Kitap Sergisi, 01.08.1992, 63,000 TL],
Habemus papam: [L. habemus: olmak, ortaya çıkmak, papam: papamız, bizim papamız]. Latince. Türkçe’si “Papamız oldu” demektir. [Yazan: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Haçlı Kafasından Kurtulmak İçin: 1953 Cumhuriyet tarihimizin çok önemli bir yılıdır, bir dönüm noktasıdır: 29 Mayıs 1953 günü, İstanbul’un Fethi’nin 500.yılı büyük bir tantana ile belediye ve devlet törenleriyle kutlandı. Türkiye’yi, İstanbul’u yönetenler için, İslamcı ve ırkçı Türk sağı için, nüfusun yüzde 99,9’u için son derece doğal olan bu kutlama, Osmanlı devletini yıkıp parçalamak amacıyla yüzyıllarca uğraşmış olanların ve gizli servislerinin kafasına iyice kazındı. Ne oluyordu, “Yurtta barış, dünyada barış!” şiarına sıkı sıkıya bağlı otuz yaşındaki genç Türkiye Cumhuriyeti politika mı değiştiriyordu? Bunun üzerine, Cumhuriyet öncesinin eski düvel-i muazzama koalisyonu, Türkiye politikasını yeniden gözden geçirmeye başlamış, eski defterler açılmış olmalı. Ama o sırada Türkiye’yi yönetenler böyle tarihsel incelikleri düşünecek durumda değillerdi anlaşılan. Dikkat edilirse ve anımsanırsa, Avrupa, 1923-1953 yılları arasında, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhinde olmamaya, böyle görünmemeye özen göstermişti. Aralarında içten sempati duyanlar bile vardı. Bunda Atatürk’ün dış politikası etkili olmuştu. Ama 29 Mayıs 1953 törenleri Avrupa’ya Osmanlı’nın cihat fetihlerini ve Haçlılar’ı anımsatmıştır. Aslına bakarsanız bunları pek unutmamıştı zaten! Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, mart ayı başlarında, Belçika Başbakan Yardımcısı Laurette Onkelinx ile Brüksel’de görüşmüştü. Bayan Ohkelinx, Türkiye’nin AB’ye katılımı konusunda şöyle diyordu: “Maalesef Avrupa’da Türkiye fazla tanınmıyor. Kültürel zenginliği bilinmiyor. Batılı tarafı tanınmıyor. Burada Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nin kurucusu olduğunu kim biliyor? Bu nedenle uzun bir yol bizi bekliyor. Bu müzakere sürecinden iyi yararlanmak ve bu süreci Türkiye’nin tanıtımında kullanmak gerekir.” (Hürriyet, 9 Mart 2005) Bakan hanımın sözlerini okuduğum sırada, Géraud Poumarède’ın “Pour en finir avec la Croisade” (Presses Universitaire de France, 2004) adlı kitabı masamın üzerinde duruyordu. Kitabın adını başkaları “Haçlı Seferi’ni Çözüme Bağlamak” ya da “Haçlı Seferi’nden Kurtulmak” olarak çevirebilir ama ben kitabın adını “Haçlı Kafasından Kurtulmak”, “Haçlı Saplantısından Kurtulmak” olarak anlıyorum. Kitabın alt başlığı da şöyle: “XVI ve XVII yüzyıllarda Türklerle yapılan savaşın mitosları ve gerçekleri.” Türk tarafı, Osmanlı devletinin XVI ve XVII yüzyılda Avrupa’da yaptığı savaşları Haçlı’ya karşı görmez; Haçlı Seferleri’ni 1096-1291 yılları arasında sınırlandırır. Türkler için Haçlılar bir milletler koalisyonudur, ama Avrupa için Haçlı Seferleri’nin karşısında sadece Türkler vardır. Bu nedenle, Belçika Başbakan Yardımcısı Laurette Onkelinx’in sözlerini ben başka türlü okudum, başka türlü anladım. Avrupa, Türkiye’yi çok iyi tanıyor, Türkiye ile ilgili olan her şeyi 1000 yıllık Haçlı süzgecinden, eleğinden geçirerek değerlendiriyor; bütün varlığı Türkiye’ye ve Türklere karşı Haçlı kafasının geçirimsiz (imperméable) zarıyla, katmanıyla kaplı. Paris IV Üniversitesi’nde tarih hocalığı yapan Géraud Poumarède bu geçirimsiz zırhı delmeye çalışıyor. Sonunda günümüzde de Avrupalılarla Türkleri karşı karşıya getiren çatışma noktalarını ortaya çıkartıyor. Kuşkusuz, Osmanlı ordularının sürekli saldırıları Hıristiyan Avrupalıların zihninde bir çatışma kültürünün ortaya çıkmasına yol açmış. Düşman (Osmanlı-Türk) bu kültürün aynasına bir dinsiz-imansız, bir barbar, daha sonra da bir despot olarak yansıyor. Tam anlamıyla bir zihinsel haçlı seferi bir anonim haçlı kafası oluşturuyor. Bütünsel bir karşıtlık ve gerçek bir haçlı seferi... Avrupa Birliği ülkeleri halklarının Türk ve Türkiye karşıtlığının kökeninde, temelinde, tabanında bu haçlı kafası var. Ama 1953 yılında İstanbul’un 500. Fetih Yılı’nın kutlanması aslında bir sağcı fantezisinden başka bir şey değil. Avrupa halklarının haçlı kafasının karşılığı yok Türk milletinde. Yeniden fetih hayalleri bile ciddi değil. İstanbul’un düşüşünün Avrupa’nın beyninde ve ruhunda yarattığı travma bizim sandığımızdan çok daha derin ve geniş boyutlu. “Daha önceki felaketlerin hiçbiri İstanbul’un düşüşü kadar vicdanları sarsmadı ve Batı’nın dikkatini Doğu üzerinde odaklandırmadı.” (S.26) İstanbul’un düşüşü simgeseldi; Batı ve Doğu kiliselerinin birleşmesi hayaline son veriyordu. Dolayısıyla Papalık ve Hırıstiyanlık kendi geleceğinin tehdit altında olduğunu hissediyordu. İstanbul’un düşüşüne tanık olan Kiev’li Isidore Avrupa’ya mektup yağdırıyordu: “İstanbul kenti öldü, hiçbir hayat belirtisi yok. İstanbul bir simgedir ve onun için ağlamalıyız, ama hemen silahlanmamız gerekiyor. Çünkü Deccal’ın habercisi, Türklerin sultanı kapımıza dayandı.”(S.28) 24 Mart 2005 tarihli Yunan Katimerini gazetesinde de şöyle bir cümle var : “Türkler Avrupalının ruhunda karanlık bir noktanın içinde yer alıyor. Bu karanlık Viyana kapılarına dayanan Osmanlılar nedeniyle Avrupalının içine işlemiş durumda.” (Radikal, 27.03.05) Avrupa’nın kafasında gerçek+mitos karışımı bir Türk imgesi var. Değişmiyor! [Özdemir İnce, Email: oince@hurriyet.com.tr, Hürriyet Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 18.04.05, Şirintepe-İzmit].
Harçsız Taş Set; Peru'nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360m boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş.
Hellmuth Hoffman; "Fatima'nın Sırrı" hakkında bir kitap yazan Hellmuth Hoffman'a göre başlangıçta Vatikan Başbakanı Kardinal Sodano'nun ağzından kaçan, belki de bilerek söylediği "dünya trajedisi" sözü gerçek sırrı yansıtmaktadır. Bu nedenle daha önceki Papalar da Fatima'nın 3. sırrını yayınlamaktan kaçınmışlardır. Hoffman bir diğer neden olarak da, Fatima'nın üçüncü sırrının 'tarihin sonundaki papa' üzerine olması olasılığını gösterir. Bugün Katolik Kilisesi'nde son sırrın 'III. Dünya Savaşı ve Katolik Kilisesi'nin sonunu' içerdiğini düşünenler çoğunluktadır. [Sabah Gazetesi Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 14.04.05, Şirintepe-İzmit]
Holy Grail: Kutsal Kase,
Hür & Kabul Edilmiş Masonlar Cemiyeti; Dernek Merrkezi İstanbul’da. Büyük Loca’nın Büyük Üstadı Kaya Paşakay.
Hz. İsa’nın Kutsal Kásesi Hatay’da Mı: Antakya Ortodoks Kilisesi Vakfı Başkanı, arkeolog Jozef Naseh, dört arkadaşıyla birlikte Hz. İsa’nın ‘bedenim ve ruhum onun içindedir’ dediği kutsal kaseyi arıyor. Naseh, Dan Brown’ın ‘Da Vinci Şifresi’ adlı kitabıyla tüm dünyada yeniden gündeme gelen kutsal kasenin Kudüs’ten sonra ikinci kutsal kent sayılan Antakya’da olması gerektiğini savunuyor. Satış rekorları kıran ‘Da Vinci’nin Şifresi’ kitabından sonra kutsal kase hikayesini bilmeyen kalmadı. Kasenin İtalya’da, İngiltere’de, Kanada’da olduğu öne sürüldü. Bir rivayete göre ise kase İstanbul’da Çemberlitaş’ın altındaydı. Son iddia ise kutsal kasenin Antakya’da, yani Hatay’da olduğu. Antakya Ortodoks Kilise Vakfı’nın başkanı arkeolog Josef Naseh, kentin tarihte Kudüs’ten sonraki kutsal kent olduğunu vurguluyor ve şunları söylüyor: Azizlerin Kenti: ‘Kudüs’ten sonraki ikinci kutsal kent Antakya’dır. Hz. İsa’nın ölümünden sonra azizler buraya geldi. Meryem Ana da buradan Efes’e gitti. Muhakkak kutsal kaseyi de yanlarında getirdiler. Çünkü Hz. İsa, kase için ‘Bedenim ve kanım bunun içinde’ demişti.’ Naseh’e göre ünlü sanatçı Leonardo da Vinci kanalıyla yapılan varsayımlar, Rönesans sonrasına yönelik ve fazla gerçekçi değil. Çünkü, kutsal kasenin saklandığı daha önceki yıllarda, Batı’nın böyle bir emaneti barındıracak kültürü yok. Kase Seramikten: Biri jeofizik mühendisi dört arkadaşıyla birlikte kutsal kaseyi bulmak için çalışmaya başlayan Naseh, kendi teorilerinin daha önce ileri sürülen iddialardan daha mantıklı olduğunu savunuyor. Naseh’e göre kutsal kase, altın, gümüş ya da bir metalden değil, seramikten yapılmış. Dönemin arkeolojik kalıntıları bunu gösteriyor. Yeni Bulunan Kilise: Kentte, üç yıl önce bir binanın alt katındaki tuvaletin üç metre çökmesiyle bulunan kilise kalıntısı, kutsal kaseyi arayan ekibi heyecanlandırdı. Naseh, kutsal kaseyi Ortodoks Hıristiyanlığın tüm mimari özelliklerini taşıyan kilisede bulacaklarından ümitli. Kültür Bakanlığı’ndan izin alınması durumunda kilisede araştırmalar başlayacak. Ekip, 21 Nisan’da Antakya’da toplanarak, çalışma takvimini belirleyecek. İlk yapılacaklardan biri, fotogrametrik araştırma. Yani bulunan tarihi kilisenin yer altının röntgeni çekilecek. Buradan elde edilen bulgulara göre de kazı başlayacak. Naseh, Hatay Valisi Abdulkadir Sarı’nın da konuya sıcak baktığını söylüyor. Káseye hangi anlamlar yüklü: Hıristiyan inanışına göre kutsal kase, Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde şarap içtiği kadeh. Türkçesi ‘iman tazeleme’ olan komünyon törenlerinde, Hz. İsa’nın son akşamını ruhsal olarak yaşamak isteyen Hıristiyanlar, şaraba batırılmış ekmeği, dini liderlerinin elinden paylaşıyorlar. Bir rivayet ise, kutsal kadehin Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğinde kanının toplandığı kadeh olduğunu öne sürüyor. Dan Brown’ın ‘Da Vinci Şifresi’ adlı kitabının ardından tüm dünyanın izini aradığı kutsal kaseye (holy grail) yüklenen bir başka anlam ise Hz. İsa’nın sevgilisi olduğu öne sürülen Maria Magdalena’nın dişiliği. Bazı kişiler, kutsal kasenin, doğurgan Maria Magdelena’yı simgelediğini öne sürüp Hz. İsa’nın soyunun izini sürüyorlar. [Ayda Kayar, Hürriyet Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 19.04.05, Şirintepe-İzmit].
Illimunati; Latince. Anlamı, aydınlanma, aydınlanmış kişiler. İnsanları gerçeklerden haberdar etme. Hıristiyanlık öncesi inançlara sahip güçlü bireylerin Hıristiyanlığın ilk evrelerinde oluşturdukları ve benzer bir çok teşkilatla iç içe geçmiş bir gizli örgüt. Örgüt temelde doğanın sonsuz doğurganlığa yani sonsuz üretkenlik döngüsüne tapınıyor. Sembolleri olan çift taraflı okunabilen amblem Illimunati’nin yazilış biçimi bir çok kişi tarafından taklit edilmiş. Illimunati gizli örgütünün temellerinin Kudüs’te atıldığı buradan Vatikan yoluyla Avrupa’ya geçtiği analtılır. Vatikan bu tür sapkın örgütlere savaş açıp üyelerini avlamaya başlayınca sağ kalan üyelerin İngiltere’ye kaçtığı anlatılır. Başkaları ise Illimunati’nin Hegelci düşüncelerin biçimledirdiği Prusya Almanya’sına bağlarlar. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, 25.03.05, Şirintepe-İzmit].
Illumınatı, Entrika çemberi; [Circle of Intrigue], Living Truch Publishers, 1996, 3. Edition, Texe. Texe MARRS, Çeviri;Ali Çimen & Petek Demir, 12. Baskı, Timaş yayınalrı/717, Yaşadığımız Dünya/23, Alayköşkü Cad. No: 11, Tel: 0212-513 84 15, Faks: 0212-512 40 00. URL: www.timas.com.tr Email: timas@timas.com.tr, Cağaloğlu-İstanbul. [Erkan Kiraz, Nehirkent-Adapazarı, Erdem Peren’in hediyesi. 28.03.05].
Imprımatur: [Imprimatur] Rita Monaldı & Francesca Sortı. Çeviri: Kemal Atabey. I. Basım, Nisan 2004. ISBN: 975-04-0247-2, 2002 Arnoldo Monadori Editore S.p.A, Milano, Literatür yayıncılık, Dağıtım, Pazarlama San. Tic. Lt. Şti.; İstiklal cad. No: 133, Kat: 2, Beyoğlu 34433, İstanbul. Tel: 0212-292 41 20 Pbx, Fax: 0212-245 59 87, Email: literatur@literatur.com.tr, URL: www.literatur.com.tr [Erkan Kiraz, İzmit Çarşı Migros Mağazası, 11.06.04, 25,000,000 TL].
Iucunditas Crucis: [Latince. Iucunditas: şenlik, crucis; haç, dörtgen, dört köşeli]. Türkçesi “Haçın şenliği” demektir. [Yazan: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
İsa: Christ, Jesus, Hristo, Cristo, Isaijah,
Jean Paul II.: Polonya asıllı, gerçek adı Karol Wojytla. “Zehirlenerek öldürüldü”ğü ileri sürülen I. Jean Paul’ün yerine seçildi. I. Jean Paul, P2 Mason Locası’nın Vatkan ve Vatikan Banaksı’na sızdıklarını açıklamsının ardından 33 gün sonra “öldürülmüş”tü. [Derleme: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 18.04.05, Şirintepe-İzmit].
Joseph Ratzınger; 1.1 milyar nüfuslu Katolik dünyasının yeni, Vatikan’ın ise 265. Papa’sı. Papa “16. Benedict” adını kullanacak. Alman asıllı. 75 yaşında. Almanya’nın Bavyera eyaletinden olan ve İnanç Doktrinleri Kongregasyonu Başkanı sıfatıyla Vatikan’da görevli bulunan Kardinal Ratzinger, dördüncü tur oylama sonunda milenyumun ilk papası seçildi. AB’nin Hıristiyab kökenli bir birlik olması ve Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğu gibi bazı farklı görüşleri var. II. Jean Paul’den bir çok konuda daha köktenci ve katı görüşleri var. [Derleme: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 20.04.05, Şirintepe-İzmit].
Kabala: Nümoroloji. Sayı Bilimciliği yada Sayı Gizemciliği. Sayıların derin dini anlamlarını ve alfabenin sayılarla gizli ilişkisini inceleyen kadim (eskiçağ) bilimi. İlkin Yahudilikte temel kitap Kabala’da başlatılan bu sayı biliciliği benzer biçimde Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta da uygulanmış ve uygulanmaktadır. [Derleme: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Kahramanın Sonsuz Yolculuğu: [The Hero With Thousand Faces]. Joseph CampbelL. ©Bolligen Foundation Inc. NY, 1949. Çeviri: Sabri Gürses. Kabalcı Yayınevi: Himaye-i Etfal Sk. 8B Cağaloğlu, 34410, İstanbul. Tel:212-526 8586, Fax: 212-513 6305.ISBN: 975-8240-04-8. I. Basım Eylül 2000. [Erkan Kiraz, Kocaeli Kitap Kulübü, 12.09.00, 4,000,000 TL.].
Katolik Kilisesi;
Katolik;
Kaunos, Kbid; 35 Yılın Araştırma Sonuçları (1966-2001), Baki ÖĞÜN, Cengiz IŞIK, A.Diler, O.Özer, B. Schmaltz, Chr.Marek,M.Doyran, Orkun & Ozan Medya Hizmetleri A.Ş.ISBN 975-7084-05-6, [Sabancı Kültür Sitesi, İzmit, 04.09.2003, 20,000,000 TL], info@orkunozan@com.tr
Kayıp Mesih, Sebatay Sevi’nin İzini Sürerken: [The Last Messiah] John Freely. Çeviri Ayşegül Çetin Tekçe, I. Basım , Ekim 2002. ©John Freely, 2001. ISBN 975-14-0881.Remzi Kitapevi A.Ş. Selvili Mescit Sok. 3, Cağaloğlu-3440, İstanbul. Tel: 0212-513 94 24, 513 94 74-75, Faks: 0212-522 90 55. URL: http://www.remzi.com.tr Email: post@remzi.com.tr [Erkan Kiraz. İzmit Real Alışveriş Merkezi, 17.03.04. 12,490,000 TL.].
Keşiş:
Kiribati’ye Yolculuk: [Reise Nack Kiribati], Erich Von Daeniken. Çeviri: Kayahan Şentin. ©Erich von Daeniken Beatenberg, Schweiz. 1981 Econ Verlag. Cep Kitapları. Üçüncü Baskı 1996. ISBN: 975-480-060-X. [Erkan Kiraz. İzmit Real Alışveriş Merkezi, II. El Kitaplar. 14.05.04, 3,999,000 TL].
Koalisyonun Kilidi Masonluk Oldu: 1995 yılındaki seçimlere iki gün kala bir fotoğrafla ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın Mason olduğu iddia edildi Suçlamayı Refah'ın yaptığını düşünen Yılmaz, bir özür bekliyordu. "Yoksa koalisyon kurmak için masaya oturmam" diyordu. Gazetecilik dışında hiçbir kimliği bulunmayan ama kendisine yönelik bir kampanyanın başlatılacağını haber alan Hürriyet gazetesinin sahibi Erol Simavi, birdenbire gazetesinde manşet olarak, Mason olduğunu açıkladı. Ama asıl ilginci, yanına milliyetçi lider Türkeş'in de bir girişimde bulunduğunu eklemişti: "27 Mayıs ihtilali olmuştu, 9 Kasım 1960 Çarşamba günü gazetedeydim. Sıkıyönetimden aradılar. Milli Birlik Komitesi üyesi Albay Alparslan Türkeş benimle görüşmek istiyormuş... Florya'ya gittik... Tanıştık... Komite içinde darbe yapacaklarını anlattı. Mason olduğumu öğrenince, kendisini de Masonluğa almamız için ısrar etti." Refah Birinci: Bu buluşmadan dört gün sonra 13 Kasım günü, aralarında Türkeş de bulunan 14 üyesinin başkan General Gürsel'in emriyle komiteden çıkarıldıkları açıklandı. Aksi olsaydı büyük olasılıkla Türkeş de biraderlerin arasında, daha doğrusu Büyük Üstatlığında bulunabilir ve devleti yöneten olarak dış ilişkilerinde özellikle sonradan görüldüğü gibi ABD ilişkilerinde kullanılabilirdi. Bu konuda çok yankı doğuran bir olay, Mesut Yılmaz'a yapılan yakıştırmadır. 1995 yılının 24 Aralık'ta yapılacak genel seçiminden iki gün önce, 22 Aralık'ta Takvim gazetesi, birinci sayfasının neredeyse tamamını kaplayan bir haberle, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın Mason olduğunu ilan etti. Haberin yanına konulan bir fotoğraftaki Mason üniformalı 12 kişinin arasından birinin başı daire içine alınmıştı ve bunun Mesut Yılmaz olduğu belirtiliyordu. Ertesi gün Sabah, Ateş ve Milli gazete haberden alıntı yaptılar. Seçim sonuçları herkesi şaşırttı. Tarihinde ilk kez Erbakan'ın partisi 158 milletvekili çıkararak birinciliği aldı. Onu 135'le DYP, 132'yle de ANAP izliyordu. DSP büyük bir ilerleme kaydederek 76 milletvekilliği kazanmış, CHP ise 49'da kalmıştı. Sonucu bu Mason tartışmasına bağlamak abartma olur. Aslında Merkez sağ ANAP-DYP diye ikiye ayrılmasa 267 ile yine birinci olabilirdi. Oysa bu sonuç koalisyon uygulamasının zorunlu olarak devamını gerektiriyordu. Seçimler öncesi ve sırasında birbirleriyle asla ortaklık kurmayacakları konusunda her lider öyle kesin sözler sarfetmişlerdi ki, en büyük parti olarak hükümeti kurma görevinin verilmesi gereken Refah'la nasıl bir araya gelinebileceği kafalarda soru işareti oluşturuyordu. Örneğin Çiller 9 Ağustos 1995'te Refah'ı PKK'ya benzetmiş ve onunla koalisyonu asla düşünemeyeceğini açıklamıştı. Refah ise, hepsini Mason ilan ettiği diğer partilerin bir belki de ikisi olmadan yakaladığı iktidar fırsatını kullanamayacağının farkındaydı. İşin ilginci daha sonra DYP ile Refah koalisyon kuracaklardı. Üstüne Almadı: Tıpkı Demirel olayında olduğu gibi Yılmaz vakasında da Türk seçmeninin Mason damgasından etkilenmediği, bunun politikacılar arası çamur atma taktiğinden ileri gitmediği belliydi. Buna karşılık Yılmaz suçlamanın Refah'tan geldiği iddiasıyla şahsen Erbakan'ın kamuoyu önünde özür dilemedikçe Refah ile koalisyon görüşmelerine oturmayacağını açıkladı. Mason olmadığını açıklayan ANAP lideri, böylece anlaşamayacaklarını ilan etmiş olan Çiller ile Erbakan'ı karşı karşıya bırakırken, bir taraftan da Erbakan'dan Refahlılar'ın Mason konusunda "tükürdüklerini yalamalarını" istemiş oluyordu. Refahçıların yanıtı mantıkiydi: "Suçlama bizden gelmedi, muhatap biz değiliz." dediler. [Gazeteci Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu, Sabah Gazetesi, 26.05.05, Kayıt Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Kurukafa & Kemikler: [Skull & Bones]. 1832’de Amerika’nın Doğu Sahilleri’ne varan ilk Köklü Ailelerin kurduğu kendi çıkar amaçlarına göre bir dünya oluşturma düşüncesi taşıyan bir örgüt. Örgütün kuruluşu Yale Üniversitesi’nde olur. Her yıl 2. sınıflardan itibaren 15 yeni üye alırlar. Köklü aileler İngiliz kökenli, Beyaz, Pürist ve Protestan’dır. Toplantıalrındaki zamanlamayı 322 ile devam ettiriler. 32 1832’nin 32’sidir. 2 ise örgütün 2. aşama olduğunu iafade eder. Zaman içinde ABD’de para, politika ve bilimi denetleyen en güçlü çıkar gurubunu oluşturmuşlardır. Teşkilata üye olan kişiler Hukuk, Eğitim ve Barış’a yönelik örgütlenmelere gitmişler ve bugünkü BM ve UNECO gibi uluslararası örgütlerin doğmasına yol açmışlardır. Tek Amaçalrı Yeni Dünya Düzeni adı altında bir Dünya devleti kurmaktır. Düşüncelerinin temelinde Judae-Grek düşünce ve innacı olsada üyeleri arasında çok Yahudi, Ermeni ve Yunan yoktur. Ama az da ols Ermeni kökenli üye vardır. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, 25.03.05, Şirintepe- İzmit].
Kutsal Kase: [Holy Grail]. Hıristiyan inanışına göre kutsal kase, Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde şarap içtiği kadeh. Türkçesi ‘iman tazeleme’ olan komünyon törenlerinde, Hz. İsa’nın son akşamını ruhsal olarak yaşamak isteyen Hıristiyanlar, şaraba batırılmış ekmeği, dini liderlerinin elinden paylaşıyorlar. Bir rivayet ise, kutsal kadehin Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğinde kanının toplandığı kadeh olduğunu öne sürüyor. Dan Brown’ın ‘Da Vinci Şifresi’ adlı kitabının ardından tüm dünyanın izini aradığı kutsal kaseye (holy grail) yüklenen bir başka anlam ise Hz. İsa’nın sevgilisi olduğu öne sürülen Maria Magdalena’nın dişiliği. Bazı kişiler, kutsal kasenin, doğurgan Maria Magdelena’yı simgelediğini öne sürüp Hz. İsa’nın soyunun izini sürüyorlar. [Ayda Kayar, Hürriyet Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 19.04.05, Şirintepe-İzmit].
Kutsal Kitap: Yeni Çeviri. Eski ve Yeni Antlaşma [Tevrat, Zebur, İncil]. ©The Biblical Society in Turkey, 2001. Yeni Anlaşma ©The Translation Trust, 1987, 1994, 2001. Haritalar © The Biblical Society Turkey, 2001 & The Translation Trust, 2001. ISBN: 975-462-046-6. Kitabı Mukaddes Şirketi; P.K. 186, Sirkeci-İstanbul. İstiklal Cad. No: 481, Tünel-Beyoğlu, İstanbul. Tel: 0212-244 20 60. Email: bibletr@superonline.com [Erkan Kiraz, İzmit Real Alışveriş Merkezi, 05.07.2004, 17,490,000 TL].
Lions: Amerikalı Melvin Jones tarafından 1917 yılında kurulur. Örgütün amleminin Arslan olmasına karar veren Melvin Jones arkadaşlarıyla Chicago sanat Enstitüsü önünde yer alan büyük aslan heykeli önünde resim çektirir. BM’in ilk tanıdığı Sivil Toplum Örgütü. Anlamı “Aslanlar”. Kuruculara göre ise “Liberty Intelligence Our Nations Safety”nin baş harflerinden oluşuyor Lions keliemsi. Anlamı da “Özgürlük ve Anlayış Ulusmuzun Güvenliğidir” demekmiş. Kimilerine göre Rotayanlar gibi gerçek amaçları kamuoyundan saklanan “şaibeli” bir örgüt. “Masonların arka bahçesi” yada “Yahudiliğin sevimli yüzü” biçimindeki suçlamalar en yaygın olanı. Örgütlenme içinde erkekler Lion, bayanlar “Lioness” ve geçler ise “Leo” adlarıyla anılmaktadır. Türk Lionslarının en eski üyesi, 41 yıllık Lions Suat Ballar. Söylemlerine göre “Topluma hizmet için bir araya” gelen insanlardan oluşuyor. [Derleyen: Erkan Kiraz, değişmez gerçeğiymiş. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, 05.04.05, Şirintepe- İzmit].
Lucifer: Eski Mısır okültiziminde Şeytan [Lucifer] karşılığıdır.
Lykia Güneşin Ülkesi; Ksanthos, Letoon, Patara, Myra, Soura, Kekova, Gezi Rehberi, Atlas, İstanbul Ağustos 2001.
Machu Picchu: 1911 yılında Peru’nun bu bölgesinde bulunan Inca harabelerini her yıl 500 bin kadar gezgin dolaşmaktaymış. 1532 yılında yıkılan Inca Uygarlığı’ndan canlarını kurtarmak için İncalar Machu Picchu’ya sığınmışlar. Peru’daki yerliler Inca ruhlarının Machu Picchu bölgesinde dolaştığına inanmaktaymışlar.
Marduk Geliyor...; Gazetecilikte yeni bir dalga baş gösterdi... Marduk gezegeni, Da Vinci Şifresi, Vatikan'ın sırları, Nostradamus'un kehanetleri, gaipten sesler, öbür dünyadan haberler... Sırlar, gizemler, şifreler, fallar, kehanetler... Gazete manşetlerine şimdi bu çeşit zırvalıklar çıkıyor. Tiraj da getiriyor. Gördüklerine değil, görmediklerine inanmayı huy haline getirmiş yurttaşımız, dünyadaki varlığına ve konumuna bu şekilde anlam getirmeye çalışıyor. Kimisi de belki hayatın bu kadar yavan ve tekdüze olamayacağını, çaresiz bir kadere bu denli sert ve sıkıca bağlı olunamayacağını düşünerek yeni yaşam tünelleri arıyor... Oysa hayat önlerinde durup duruyor garibanların... Çalışarak, üreterek, okuyarak, bilime inanarak çıkış yolu bulmaktan umudunu kesmiş yığınlar, mucizevi çıkış yollarını keşfetmeye uğraşadursun... Medya bu çaresizliği sömürüyor... Ama kabahat yalnızca medyada değil. Talep olmadan arz olmaz... Kabahatin birazı da senin kardeşim... Alman Die Welt gazetesi diyor ki: "Başbakan Erdoğan, şakaya karşı alerjisini paraya çeviriyor." Devam etselerdi: "Oysa küçük bir gülümsemeden yoksun bir hayatta, istediğin kadar paran olmuş neye yarar?.." [Milliyet Gazetesi, Melih Aşık. Kayıt; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com 13.04.05, Şirintepe-İzmit].
Mariolog; Hıristiyanlıkk dininde kutysal kabul edilen Meryem Ana kosunda uzman olan ilahiyatçı yada bilim adamı.
Mason Dernekleri: Budizm, Hinduizm ve bağlı mezheplerin egemen olduğu Uzak Doğu ülkelerinde kürsülerinin üzerinde kutsal kitap sayısı çoğalırmış. Genelde Semavi dinlere ait tek ciltte Eski & Yeni Ahit, Müslümanların egemen olduğu ülkelerde ek olarak Kur’an bulunurmuş. Kutsal kabul edilen kitap sayısı 9’a dek çıkabiliyormuş. Mason Locaları için Pergel, Gönye ve Kitap, 3 büyük “Nur”u temsil etmekteymiş. Kitaplar kürsünün üzerine açık dururmuş. Aday sağ elini kaldırıp, gözleri kapalı olarak her hangi birisi üzerine yemin edermiş. Hangisİ üzerine yemin ettiği önem taşımamaktaymış. En az 30 üye ile yeni bir Mason Locası kuruluyormuş. Ülkeden ülkeye uygulamalarda bazı ayrılıklara rağmen hep aynı sembolleri kullanmaktaymışlar. Bu Masonluğun değişmez gerçeğiymiş. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, 05.04.05, Şirintepe- İzmit].
Mason Üstadı 'Sır Oda'yı Açtı: Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası'nın Büyük Üstadı Kaya Paşakay ilk röportajını Sabah Yazıişleri Müdürü Balçiçek Pamir'e verdi. Mason nikâhı nasıl kıyılır? Toplantı sonrası Mason yemeği nerede yenir? Nasıl Mason olunur? Düşünce odası nedir? O odadaki sürpriz ne? Balçiçek Pamir bütün bu soruları, Mason dünyasının sırlarını en yetkili kişiye, '25 numara'nın Büyük Üstadı Kaya Paşakay'a sordu. Aldığı cevapları, yüzlerce yıllık 'Mason Üyelik Yemini'nin tam metnini ve bilinmeyenleri bu röportaj dizisinde soluk soluğa okuyacaksınız. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar'ın Büyük Üstadı Kaya Paşakay, locanın kapılarını SABAH'a açtı. Üstat Paşakay Masonlar hakkında en çok merak edilenleri anlattı. Londra'da eğer akşam saatlerinde, siyah takım elbiseli, beyaz gömlekli, ellerinde küçük bir siyah çanta taşıyarak koşuşturan erkekler görürseniz bilin ki onlar Masonlar'dır. Aklımda bu cümle Masonlar Büyük Locası'na doğru yola çıkıyorum. Sahi acaba bizdeki masonlar önlüklerini nasıl taşıyorlar? İngiltere'deki gibi siyah çantalarla mı? Gülümsüyorum. Amma da ilginç bir manzara olurdu. Sokağa girdiğimde özel korumalar gözüme çarpıyor. Arnavut kaldırımlı sokakta yürürken etrafıma bakınıyorum. Kocaman bir kapı, üzerinde "Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar" diye yazıyor. Fotoğrafçı arkadaşım Cenk Ertekin ile kapıdaki görevlilere kimliklerimizi veriyoruz. Giriş kartlarımızı aldıktan sonra kapının hemen girişindeki küçük odaya alınıyoruz. Bütün erkekler siyah takım elbiseli. Bazıları smokinli. "Acaba bütün çalışanlar da Mason mu?" diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Kısa bir bekleyişten sonra Büyük Üstat'ın makamına alınıyoruz. Görkemli bir oda. Görkemli bir antika iskemle. İskemle dediğime bakmayın öyle küçük bir şey değil, her tarafı oymalı kocaman bir oturma koltuğu. Büyük Üstat Kaya Paşakay gülümseyerek karşılıyor bizi. El sıkışırken aklımda bin bir soru var. Acaba nereden başlasam? Gizli mesajlarını mı sorsam yoksa selamlaşırken kaç kez öpüştüklerini mi? Yok yok, mutlaka Düşünce Odası'nı sormalıyım. Gerçekten de yeni üyeler o odada karanlıkta bir kafatasıyla baş başa oturup mu karar veriyorlar ne yapacaklarına? Masonluk ne anlama geliyor? Bir tarikat mı yoksa sivil toplum örgütü mü? Büyük Üstat Kaya Paşakay bütün sorularımı içtenlikle cevapladı. Masonluğun ne anlama geldiğini, felsefesini anlattı. Ayrıca locaları beraberce gezdik. Çırak, kalfa, üstat ne demek? Yeni üye nasıl alınır, nasıl araştırılır; Paşakay anlattı, ben de merakla dinledim. Merakla diyorum çünkü her ne kadar her yıl daha da şeffaflaştığını iddia etseler de Masonlar bizler için hâlâ büyük bir sır. Büyük Üstat Paşakay'a merak edilenleri sordum, cevaplarını ilgiyle okuyacağınızı düşünüyorum. Öncelikle Masonluk ne demek? Yani bir tarikat mı yoksa sivil toplum örgütü mü? –Masonluk bir ahlak sistemini benimsemiş ve bunun öğretisini yapan aydın insan demektir. Masonlar içinde yer aldığı toplumda bir sevgi birliği, bir kardeşlik duygusu, insana sevgi ve saygının yerleşmesini hedefler. Masonlar barışın ve huzurun toplumda yer etmesi için bir araya gelip çalışmalar yapar. Kesinlikle bir tarikat değildir. Masonluk bir sevgi birliğidir. Burada ahlaki bir sistem ortaya koyulur ve bu ahlaki sistem insanların erdemlerini yüceltecek ve insanı kâmil olma aşamasına getirecek bir çalışmanın yapılmasıdır. Amacımız Sevgi: Peki klasik bir sivil toplum örgütünden farkınız nedir? -Sivil toplum örgütleri, belli dernekler kendi işlevlerini yaparlar tabii ama Masonluk bir gönül işidir. Nasıl bir gönül işi bu? -Bu gönül işini ifade etmek aslında çok zor. Mason olmayan bunu anlayamayabilir. Sivil toplum örgütlerinin belli hedefleri vardır. Bu hedefler ya siyasidir ya da sosyaldir. Bizim siyasetle ya da sosyallikle alakamız yoktur. Biz tamamen kendi iç yapımızı mükemmele ulaştıran bir çalışmanın yolunda olan kimseleriz. Kendimizi mükemmel hale getirdikten sonra bu çalışmamızı topluma yansıtarak, toplumun da insanlık değerlerini yukarı çekmeyi hedefleriz. Daha önce de söylediğim gibi huzurun, barışın kardeşlik sevgisinin yeşermesini sağlayacak bir çalışma yapıyoruz. Yani başa siz gelseniz, siz derken Masonlar'ı kastediyorum tabii, neler yaparsınız? Yani nedir sizin hedefiniz? -Barışın, sevginin, saygının ve huzurun olduğu, kanun önünde insanların eşit hak ve özgürlüklerinin olduğu bir toplum ortamı arzu ediyoruz. Bizim olduğumuz bir dünyada sevgi temel olur. Anlayış, tolerans hüküm sürer. Herkesin özgür fikrine ve inancına saygı duyulabilecek bir yaşantı biçimi olur. Bir insan niye Mason olmak ister? Yani örneğin bir erkek niye Masonluk'a ilgi duyar? -Öncelikle insan kendi vicdanıyla baş başa kaldığında karakter ve şahsiyetindeki eksiklikleri tespit eder ve bunları giderme yolu arar. Kişi kendini mükemmele götüren ortamın özlemi içindedir. Ve o ortam mevcudiyeti bu çatı altında vücut bulmaktadır. [Gazeteci Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu, Sabah Gazetesi, 26.05.05, Kayıt Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Mason Üyeliği: Bir Mason diğer bir Mason üyenin durumuyla ilgili açıklama yapamazmış. Bunu belirten İstanbul’da yerleşik Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Cemiyeti büyük üstadı Kaya Paşakay. Ançak dileyen üye kendi Masonluğunu açıklayabilirmiş.
Masonluk Özgür Bir Kurumdur: İlhami Soysal, Masonluğu evrensel değişim sürecinin bir evresi sayıyordu. Çetin Altan ise Masonluğun özgür bir kurum olduğunun altını çiziyordu. İlhami Soysal Masonluk konusunu kendi siyasi görüşleri çerçevesinde değerlendirmekten kaçınmamıştır: "İdeolojik bir saptama yapmak gerekirse, başlangıcında bir ara Masonluğun totalitarizme karşı özgürlükçü ve liberal bir görüşü temsil etmesine karşın, giderek sosyalizm ve işçi sınıfı karşısında kapitalizmin savunuculuğunu üstlenmiş bir örgüt olduğunu söylemek gerekir. (...) Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de emeğinden başka değerlendirilecek şeyi olmayan birinin, Masonluğa alınması söz konusu değildir. (...) Büyük Üstatlardan Enver Necdet Egeran kitabında, Masonluğun kurulu düzeni koruyan bir inanış sistemi olduğunu şöyle dile getirir: Parayı Veren: 'Masonluğun eseri, her türlü bedeni ve ahlaki cebir ve şiddetin zıddı ve muhalifi bulunan toleransta meydana gelir. Faaliyeti tamamıyla itidal ve sükun dairesinde cereyan eder, mücadelenin ifrata vardığı karışık devrelerde bu faaliyet durur, localar kendiliğinden kapanır. (...) Fukaralığa ve muhtaç duruma düşen bir birader, locanın himayesine alınır. Ancak bu durum süresince fikir ve oy bağımsızlığını kaybettiği düşüncesiyle o birader loca çalışmalarına alınmaz.' Yani Masonluk, parayı verenin düdük çaldığı ve gereğince korunduğu bir inanış düzenidir... Üst tarafı laftır." Masonluğu insanlığa aykırı bir akım saymayan, aksine solcu görüşle evrensel değişim sürecinin bir aşaması sayan Soysal, Atatürk'ün kapatma kararını şöyle değerlendiriyor: "Atatürk devletin ve devleti yöneten tek partinin denetim ve yönetiminde olmayan, kökünün dışarıda olduğu ileri sürülen, ilişkilerinin derinliği bilinmeyen ve İttihat ve Terakki'den arta kalan hemen herşey gibi, zamanının geldiği inancıyla, Mason localarının da kapatılmasına karar vermiştir." Çetin Altan'ın Bakış Açısı: Atatürk'ün ilkeli bir davranış içinde bulunduğu belirttikten sonra, başka bir yayına rastlanmayan bir tahlille, Masonların herşeyi kendilerinin yönlendirdikleri tezini de şöyle eleştiriyor: "Atatürk'e pek sempati duymayan Masonluk düşmanı bazı çevreler, onun Mason localarını kapattırma yolundaki buyruğunu kendi duygularıyla çelişir gördüklerinden olacak, sonraları 'Masonlar, halin icabı olarak bir müddet uyumayı uygun bulmuşlar, fakat kendi kendilerini kapatmanın mensupları arasında uyandıracağı aleyhte tesirlerden kurtulmak için kapatılma kararını temin etmişlerdi' diye yazmaktan ve bir noktada Mustafa Kemal'in bile Masonlar'ın istekleri yönünde hareket ettiğini hiç değilse akla getirme çabasından geri kalmamışlardır." Solun içinde Atatürk'ün ve Kemalizmin yoğun tartışıldığı ve artık aşılması gerektiğinin savunulduğu bir dönemde, böylece Atatürk- Masonluk ilişkisinin yeniden değerlendirilmesi konusunun gündeme gelmesinde Soysal ilk planda rol oynamıştır. O yıllarda Çetin Altan, solun kuruma bir farklı bakışı bulunduğunu kanıtlıyordu: "Bir ülkedeki yasal dernekler arasında egemen sınıfın kontrolü açısından fark yoktur. Burjuvazinin egemen olduğu bir toplumda burjuvaziye karşı olan biri bile onun örgütlerine girmeden edemez. İşyeri, evi, çocuğunun okulu, o kontrolün altındadır. Kaldı ki Masonluk daha da özgür bir kurumdur. İttihatçılar, Namık Kemal, Yunus Kazım Efendi Mason'du. Abdülhamid, İttihatçılar'a Mason oldukları için kızıyordu. 'Türkiye bunların egemenliği altında olamaz' diyordu. Ülke tek başına egemenliği altında olsun istiyordu. Öte yandan Troçki, Allende, Mitterand Mason'dur. Türkiye'de Masonluğun ne olduğu bilinmiyor." Zaman içinde, CHP'nin kimliğini kaybetmesine, solun dağınık ve etkisiz durumuna tanık olan İlhami Soysal'ın, Masonluk konusunda daha radikal yargılara yöneldiğine tanık oluyoruz: "Meşrutiyetten bu yana Türkiye'de üç büyük şehrin emniyet müdürlerinin yüzde 99'u, MİT'in başındakilerin dörtte üçü Mason. İsim isim tespitlerim var. Bu rastlantı değildir. Aynı şekilde İzmir, Ankara ve İstanbul'un vali ve belediye başkanlarının yüzde 80'i Mason. Bu örgütün çapı hakkında bir fikir verir sanırım. Masonların el atmadığı bir alan olduğunu sanmıyorum. Bunlara karanlık işler de dahil olabilir. Niye olmasın? Yüzde yüz de var demiyorum. Çünkü elimde belge yok. 'Vardır' dersem, ispat edemem. Söylediğim o ki Masonlar her yere belli adamlarını yerleştirip çok geniş bir şekilde kendi güvenlikleri için istihbarat örgütlerinin bir organı gibi çalışıyorlar. Güçleri de buradan geliyor zaten. (...) Özel Harp Dairesi ile MİT'in Mason locaları ile ilişkisi tabii olabilir. Olmaz, diyemem. Ziverbey Köşkü'nden ben de geçtim. Kontrgerillayı bu yüzden iyi tanıyorum." Damga Vurma Tutkusu: Masonluk kurumunun Masonlar'a rağmen aşırı şekilde siyasetle özdeşleştirilmesi, her fırsatta rakip aşağılamak için araç olarak kullanılması sonucunu doğurmuştur. Avrupa ve ABD'de olağan sayılan bu üyelik bizde hep siyasi bağlantıyla değerlendiriliyordu. 1984'den itibaren devlet yönetiminde tek sözcü durumuna gelen Turgut Özal da aynı damgadan payını almakta gecikmedi. Refah'ın sözcüsü Milli Gazete 1 Ekim 1987 tarihli sayısında "ANAP'ta Mason diktatörlüğü" başlığı altında şöyle yazıyordu: "Özal, Masonlar'ı ve biracıları mahkum eden Dinçerler'i bu seçimde kadro dışı bıraktı. Engin Cansızoğlu'nu liste dışı bıraktı. Demek ki Özal'ın muhafazakârlığı yalnızca lafta kalıyor. ANAP, Lions kulüplerini bakanlar kurulu kararıyla resmi dernekler şekline getirerek, Mason diktatörlüğüne, Yahudi ve Rotary, Lions kulüplerinin egemenliğine resmiyet kazandırmıştır. Muhafazakârlarla yola çıkılarak kurulan, muhafazakârların oylarıyla iktidar olan ANAP çirkin bir şekilde Mason diktatoryasını kuruyor. Dıştan icazetli Özal, dıştan aldığı direktiflerle listelerini Mason, Rotaryen ve Lionslar'la doldurdu. Dindar kimliğinin reklamı yapılan Özal, bu sahte kimlik altında Demirel'den çok daha tehlikeli bir şekilde Mason diktatörlüğüne ve Yahudi nüfusuna meşruiyet kazandırdı." [Gazeteci Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu, Sabah Gazetesi, 26.05.05, Kayıt Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Masonluk: Okült Masonluk bayrağındaki kartal aslında Zümrüt-ü Anka Kuşu’nun (Phoenix) resmidir. Bu da Eski Mısır okültiziminde Şeytan (Lucifer) karşılığıdır. http://www3.tky.3web.ne.jp/~jafarr/favorite.htm.
Masonluk’ta Büyük Bölünme: Demirel olayı Masonlar'ın iç çekişmelerini tetikledi. Sorumluların ihraç edilmesini isteyen Yüksek Şura ile, karşı saldırıya geçen Büyük Loca'nın inatlaşması bölünmeyle sonuçlandı. Partilerin kendi başarısızlıklarını ya da yetersizliklerini bir kenara itip Demirel üzerinden Masonluğu sürekli yermeleri ister istemez kurumu da etkiledi. Masonluğa saldıranların aynı zamanda Demirel'le koalisyon ortaklığı yaptıklarını kimse anımsamak istemiyordu. Üstelik onun başbakanlığı altında iktidara geliyorlardı. Herşeyden evvel Büyük Loca, Demirel tarafından partisine ve kamuoyuna sunulan belgenin gerçekliğini sorgulamaya yöneldi. Kurumun bilgisi dahilinde belge verilmediği ya da yetki dışında verildiği kabul ediliyordu. Büyük Daimi Heyet, 14 Mart 1965 tarihli raporunda şu sonuca varmıştı: "Araştırmamız neticesinde, ortada bilerek, isteyerek işlenmiş bir suç unsuru olmadığı gibi, yapılan jestlerin camiamızın siyasete karışmasından çok uzak, tamamen insani hislerin tesiri altında karşılıklı yardım gayesine matuf olduğu merkezindedir." Dul Kadının Çocuğuna Yardım: Bu yorumun daha iyi anlaşılmasını sağlamak için "Dul kadının çocuğuna yardım" tezi gündeme getirildi. Masonlar'ın her biri dul kadının çocuğu sayılırlar. Dul kadın Masonluğun kurucusu Üstat Hiram'ın anasıdır. Masonlar yardım arayan bir biraderleri için, "dul kadının çocuğuna yardım" çağrısını kullanırlar. Bu çağrıya her Mason uymak zorundadır. Demirel'i temize çıkaran belgeyi imzalayan Büyük Üstat Necdet Egeran'ın bu düşünceyle davrandığı kabul edildi. Konu Masonluğun içindeki çekişmeleri yepyeni bir yöne kaydırdı. Yüksek Şura, işlenen suçun bütün Masonluğu töhmet altında bıraktığı düşüncesiyle, Haysiyet Divanı aracılığıyla bir Yüksek Mahkeme oluşturdu ve ilgilileri Masonluk'tan ihraç kararı aldı. Oysa aynı sırada Büyük Loca Egeran'ı Büyük Üstat seçmekteydi. Egeran, asıl kendisini siyaset yapmakla suçlayanların siyaset yapmakta olduklarını ileri sürerek karşı saldırıya geçti. Bu inatlaşma Yüksek Şura ile Büyük Loca ilişkilerinin tamamen kopmasına yol açtı. Aralarındaki konkordato feshedildi. İstanbul'dan 5, İzmir'den 2 locanın katılmasıyla Türkiye Büyük Mason Mahfili 4 Haziran 1966'da kuruldu. Büyük Mason Mahfili İstanbul Tepebaşı'nda Meşrutiyet Caddesi 111 numaralı binayı merkez tuttu. Gerektiğinde 111 numara diye anılmaktadır. Türkiye Hür ve Kabul edilmiş Masonlar Büyük Locası ise Nuru Ziya Sokak 25 numarada bulunduğundan kısaca 25 numara diye anılır. Ortak bir girişimleri olduğunda 136 diye anıldığına da rastlanır. Aralarındaki en büyük fark, 25'in bir dine inancı temel kabul etmesine karşılık 111'in iman konusunu gündeme getirmemesi, laik olmasıdır. Bugün kısaca Mason diye adlandırdığımız kimselere daha eskiden Farmason denilirdi. Bu, İngilizce'deki Freemason deyiminin Türkçeleştirilmiş şekliydi. Önce onun anlamını açıklamak gerekiyor. Taş İşçiliğindeki Ustalık: Mason (Fransızcası da Maçon), eski çağlardan beri inşaatlarda çalışan balta, çekiç ve keski kullanan duvarcı, taşçı anlamına gelir. "Free" deyiminin buna katkısı, taş işleyiciliğindeki ustalıkla ilgilidir. Sert taşı ya da mermeri işleyenin yanında, daha kolay yontulan bazen de Malta taşı denilenleri işleyenler vardır ki bunlara Freemason dendiği ileri sürülüyor. Yani mesleğin içinde bir uzmanlaşma grubunu belirtiyor. Aynı işte çalışanların, özellikle mesleki kuralları korumak amacıyla örgütlendikleri ve işleri usta-çırak ilişkisi çerçevesinde yürüttükleri eski çağlardan beri bilinir. Loca adı verilen toplantı yerlerinde, yabancıların karışmaması için de, özel işaretler ve parolalar kullanılırdı. Bugün Mason locaları olarak andığımız kurumun, modelini Freeamason'ların localarından almasının sebebi, yapıların özelliğidir. Duvarcı ustaları sabit bir dükkana bağlı çalışmıyor, devamlı yer değiştiriyor ve basit ev inşaatlarında değil kutsal yapılarda çalışıyorlardı. Çalışma süreleri de işverence değil, kendilerince belirleniyor, sohbetlerini toplantılarını da yine kendileri saptıyorlardı. Sistemli Örgütlenme Dönemi: Rönesans ve Reform ile Avrupa'nın toplumsal yapısının kökten değiştirilmesi sürecinde, dönemin gerektirdiği gizliliği sağlayacak buluşma yeri aradıklarında, bu denenmiş locaları yeğledikleri anlaşılıyor. Buralarda sadece duvarcı ustalarının egemen olduğu dönemin 17. yüzyılın başından itibaren kapanmaya başladığı ve 18. yüzyılda tamamen yok oldukları kabul ediliyor. Ancak meslekten duvarcıların hiç bulunmamasına rağmen bunlara Mason locası denmesine devam edildi. 1717'de üç Londra locasının bir Büyük Loca çerçevesinde birleşmeleri ve 1723'te Büyük Loca'nın, James Anderson adlı bir rahibe "Book of Constitution," yani nizamnameyi yazdırıp yayınlamasından sonra, kurum tam bir sistemli örgütlenme dönemine girdi. İnsanlar arasında yakınlaşma ve özgürleşme alanında rolünü oynadıktan sonra 19. yüzyılın ortalarından itibaren gizliliğe ihtiyaç hissedilmemeye başlanınca, Masonluğun Avrupa'daki rolü de değişti. Osmanlı ve peşinden İslam toplumlarının Batı'ya açılışı tam anlamıyla 19. yüzyılda başlamıştır. O güne kadar dışlanmış kural ve kurumların benimsenmesinde -tıpkı demokrasi işinde olduğu gibi- bunalımlı bir alışma sürecinin yaşanması kaçınılmazdı. Kurumun, Batı dünyasında ve bizdeki bugünkü durumunu belirtmek yararlı olacaktır. [Gazeteci Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu, Sabah Gazetesi, 26.05.05, Kayıt Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Masonlukta Ahlak & Erdem’in Sembolleri; Gönye, Pergel, Tesfiye, Şakül, Güneş, Ay, Beş Köşeli Yıldız, Altı Köşeli Yıldız, J & B harfleri, Yazı Kalemi, Taşçı Kalemi, Ham Taş, Küp Taş, Önlük, Beyaz Eldiven, Kurukafa, Ayna, Tuz, Yağ, Şarap, Nar, Akasya Dalı, Defne Dalı, Zambak, Gül, Kareli Döşeme, Gök Kubbesi, Yer Küresi, Kılıç, Dorik Sütun, İonik Sütun, Korintiyen Sütun, Arı Kovanı vb. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, 05.04.05, Şirintepe- İzmit].
Masonlukta Sembollerin Dili: Altı Köşeli Yıldız, J & B harfleri, Melik Süleyman ve Mabedi, Tanrı’ın Gizli Adı’nın Tevrat’ta yer alması gibi sembollerin tümü Eski Yahudi inancından alınmadır. Tek tanrıya iabdet eden İbranilerin kralı Melik Süleyman tapınmak için Tanrı’ya bir mabet inşaa eder. Bunu gözönünde tutan Ortaçağ’ın Katedral yapımcıları “Etkin Duvar Yapımcıları” yani “Operatif Masonlar” tanrıya ithaf edilen Gotik Kiliseler yapmaya başlarlar. Model olarak da Süleyman Mabedi’ni almışlar kendilerine. Masonların seçtiği tüm semboller Süleyman Mabedi’nden kaynaklanmaktaymış. İşin ilginci “Etkin Duvar Örücüleri”nin ilkleri ve ardılları hep Hıristiyan inancına sahip olup Yahudileri sevmemeleridir. Diğer yandan ise Yahudiler hiç bir zaman bu tür Masonik örgütlenmelerin dışında da hiç kalmamışlardır. Parasal olarak her tür Masonik Örgütlernmeleri desteklemiş ve diğer ülkelerde de yaygınlaşmasını sağlamışlardır. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 05.04.05, Şirintepe- İzmit].
Mehmet Ali Ağca; Türk. Sivaslı. 13 Mayıs 1981 günü devrin Vatikan Papası Polonya asıllı XX, II. Jean Paul’e, Vatikan Meydanı’nda toplanmış binlerci kişi arasında tabancayla süikast düzenler. Papa elinden yaralanır. Ağça yakalanır ve öldürmeye teşebbüsten yargılanıp ömür boyu hapis cesası alır. İtalya’da hücre hapsine atılır. Daha sonra kendisini Papa affeder ve hücresinde ziyaret eder. Süikastin ne amaçla düzenlendiği asla öğrenilemez. Gerçek nedeni ziyareti sırasında Papa’ya açıkladığı söylenir. Kendisini bir ara İsa Mesih olarak açıklayan Ağca yıllar sonra özgür bırakılır ve Türkiye’ye döner. Başka suçlardan tutuklanır ve hapse konulur. [Sabah Gazetesi Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 14.04.05, Şirintepe-İzmit].
Melekler & Şeytanlar; [Angels & Demons]. Dan Brown. Çeviri; Petek Demir. Altın Kitaplar Yayınevi. 12. Basım. ISBN: 975-21-0455-X. [Erkan Kiraz, İzmit Real Alışveriş Merkezi, 05.07.2004, 15,990,000 TL].
Meryem Ana: Mary, St. Mary, Maria,
Mesih: Messiah. Kıyametten once dünyaya geleceğine olan ve insanlığı Tek Tanrı inancına davet edip inanları etrafında toplayacağına inanılan kişi. Göksel [Semavi] üç dinde de benzer inanış vardır. Yahudlikl’de ayrı olan ise Mesih sadece Yahudileri kurtaracak diğer insanlar ise köleler olacaktır. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe- İzmit].
Nomen est omen: [L. Nomen: çoğul anlamada ad, isim, est: dır yada dir, omen: belirti, işaret, emare]. Latince. Türkçe’si “Ad belirtidir” demektir.
Nostradamus: Michel De Nostradame, 14 Aralık 1503 yılında Fransa’nın Saint Remy De Provance kasabasında dünyaya gelir. Geceği Görme yeteneği büyükbabaları Jehan De Saint Remy ve Pierre De Nostradame tarafından desteklenen Nostradamus 1522’lerde Tıp okumak için gittiği Montpellier Üniversitesi’nden mezun olur. Keganetlerini topladığı Centuries “Yüzyıllar” adlı kitabı 1555’de basılır. 1556 yılında kehanetlerini merak eden Kraliçe Catherine De Medici’nin de etkisiyle Kral Henry tarafından saraya çağrılır. Kısa sürede kralın özel doktoru ve Saray Astrolğu olur. Dörtlü dizeler biçiminde [Nostradamus Quatrain] kaleme ladığı yaklaşık bin kehanetini içere “Centuries” adlı eseri “Michel Nostradamus’un Kehanetleri” adıyla yayınlanır. 62 yaşındayken 1566 yılında yaşama gözlerini yumar. Kaleme aldığı kehanetleri ölümündne sonra seneden sene büyük ilşgi toplar. Kehanetlerini Latince olarak kaleme aldığı için çeşitli ülkelerde yayınlanan kitabı çeşitli uzmanlarca farklı yorumlara ve bir çok yaşanmış olatylara göndermeler yapımasına neden olmuştur. İlk okudğum kehanet kitabı İngilizce’ydi. Latyince yazılmış dörtlükleri İngilizce açıklıyor ve ardındna yaşanmış olaylara göndermeler yapıyordu. [Derleme: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, 05.04.05, Şirintepe-İzmit].
Novus Ordo Seclerum: Latince. Masonik bir tabir. Türkçesi “Yeni Dünya Düzeni” demektir.
Nuh Tufanı; Tarihi Değiştiren Olaya İlişkin Yeni Bilimsel Keşifler; [Noah’s Flood – The New Scientific Discoveries About The Event That Changed History], William RYAN, Walter PITMAN, Çeviri; Dursun Bayrak, Arkadaş Yayınevi, 1998, ISBN 975-509-347-8, Ankara-2003, [Real Alışveriş Merkezi, İzmit, 12.07.2003, 11,950,000 TL], arkadas@arkadas.com.tr http://www.arkadas.com.tr.
Nümoroloji [Sayı Bilimciliği, Sayı Gizemciliği]: Sayıların derin dini anlamlarını ve alfabenin sayılarla gizli ilişkisini inceleyen kadim (eskiçağ) bilimi. İlkin Yahudilikte temel kitap Kabala’da başlatılan bu sayı biliciliği benzer biçimde Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta da uygulanmış ve uygulanmaktadır. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe- İzmit].
Odessa; [The Odessa File] Frederic Forsyth, Çeviri Fikret Arıt. E Yayınları. 1972. 20 TL. [Erkan Kiraz, II. El Kitaplar, Sahaf, Sanat Sokağı, Pasaj İçi İzmit. 24.11.2003, 2,500,000 TL].
Opus Dei Tehlikelidir Hakkında Konuşmam; Papa 2. Jean Paul’ün ardından Vatikan’da yeni papa seçimi 18 Nisan 2005’de başlayacak. Ama tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ‘Derin Vatikan’ın masonik örgütü ‘Opus Dei’ ile ilgili tartışmalar başladı. Türkiye’nin en etkili haftalık haber ve aktüalite dergisi Tempo, son sayısında Vatikan’daki son gelişmeleri ve Opus Dei örgütünü mercek altına aldı. Vatikan uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Yel, Tempo’nun sorularını yanıtladı. Papalık seçiminde Vatikan’daki grupların çatışması etkili olur mu?; -Grupların sayısını kesin olarak söylemek biraz zor. Çünkü o kadar farklı Katolik grupları var ki. Bundan 20-30 yıl önce sorsaydınız Cizvitler ne derse o olur derdim. Çünkü Cizvitler, Katolik Kilisesi’nin elitleri olarak ele alınır. Hatta Cizvitlerin en baştaki isimleri eskiden ‘siyah papa’ olarak anılırdı. Ama bugün öyle bariz bir şekilde bir grubun üstünlüğü olduğunu söylememiz çok zor. Ölen Papa’ya Opus Dei örgütünün ciddi desteği olmamış mıydı? Şimdi nasıl olur?; - Öyle söylentiler var. Bunların hiçbirisi doğrulanamaz. Vatikan asla böyle bir açıklama yapmayacaktır. Opus Dei’nin önemi nedir peki? Gizli bir örgüt, yapılanması farklı, masonik bir tarafı var. Ciddi bir finansal gücü var. ; -Dan Brown’un ‘Da Vinci Şifresi’nde yer alan bilgilerin yüzde 95’inin gerçek olduğunu düşünüyorum. Opus Dei, şu anda Katolik Kilisesi’nde oldukça etkin durumda. Muhafazakárlığıyla ve üst düzeydeki yöneticileriyle etkin durumda. Opus Dei’nin etkin olmasının en büyük sebebi de, iş áleminde etkin üyelerinin olması. Çok zengin bir tarikat. Ama Papa seçiminde, bu kadar etkili olabileceklerini sanmıyorum. Neden?; -Çünkü kardinallerin çoğunluğu Opus Dei’den değil. Opus Dei’nin karıştığı skandallar var.; -Opus Dei hakkında konuşmak çok da doğru olmasa gerek. Tehlikeli bir durum. Duyabilirler, bizim aleyhimize çalışıyor denebilir. O yüzden Opus Dei’ye çok girmeyelim. Sadece genel hatlarını çizelim. Opus Dei tehlikeli mi?; -Bütün örgütler için geçerlidir bu. Kendi çıkarları için böyledir. Finansal gücü büyük mü?; -Tabii. Özellikle İspanya’da. Vatikan’ın ve Opus Dei’nin parasal gücünü tahmin edebilir misiniz?; -Yok, hayır. Trilyon dolar gibi olabilir mi?; Kesinlikle evet. Hiç kimse bugüne kadar tahmin yapmadı. Dünyanın en zengin devleti, sermaye gücü. Opus Dei’nin Türkiye’de bağlantıları var mı?; -Bildiğim kadarıyla yok. Opus Dei, Türkiye’de çok etkin değil. Ama Cizvitler etkinler. Türkiye’deki Fransız okulları Cizvit okullarıdır. Çünkü Osmanlılar Cizvitlere çalışma imkánı tanımışlardı. Örgüt Üyeleri ‘Çile’ Çekiyor; Opus Dei, 2 Ekim 1928 tarihinde Kutsanmış Josemaria Escriva tarafından İspanya Madrid’de kuruldu. Günümüzde dünyanın çeşitli ülkelerinden yaklaşık 80 bin kişi bu piskoposluğa üye. Escriva, 26 Haziran 1975’te öldü. Yerine yıllardır yanında bulunan Dr. Diez Sollano geçti. Opus Dei’ye katılan üyelerden günlük olarak bazı şiddete yönelik uygulamalar da istenir. Opus Dei numerary’lerinin çile uygulamalarından bazıları şöyle: a. Cilice: Kilisenin bayram ve pazar günleri hariç her gün iki saat boyunca bacakların üst kısmına dikenli bir zincir bağlanır. Opus Dei üyeleri bu uygulamayı nadiren itiraf ederler. Bu çile insanın etinde deliklere yol açar ve bu sebeple Opus Dei üyeleri diğerlerinin yanında mayo giymezler. b. Disiplin: Makrameye benzeyen bir kırbaç ile kalçalara ve sırta vurulur. Normalde haftada bir gün yapılan bu çile, eğer üst yetkililerden izin alınabilirse daha sık yapılabilir. c. Soğuk Duş: Numerary’lerin çoğu her gün soğuk duş alırlar. [Milliyet Gazetesi, Kayıt; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com 13.04.05, Şirintepe-İzmit].
Opus Dei; [Latince. Opus: çoğul, işler, olaylar, edimler, Dei: Tanrı, Yaratan]. Türkçesi “Tanrının İşleri” demektir. 2 Ekim 1928 tarihinde Kutsanmış Josemaria Escriva tarafından İspanya Madrid’de kuruldu. Günümüzde dünyanın çeşitli ülkelerinden yaklaşık 80 bin kişi bu piskoposluğa üye. Escriva, 26 Haziran 1975’te öldü. Yerine yıllardır yanında bulunan Dr. Diez Sollano geçti. Opus Dei’ye katılan üyelerden günlük olarak bazı şiddete yönelik uygulamalar da istenir. Opus Dei numerary’lerinin çile uygulamalarından bazıları şöyle: a. Cilice: Kilisenin bayram ve pazar günleri hariç her gün iki saat boyunca bacakların üst kısmına dikenli bir zincir bağlanır. Opus Dei üyeleri bu uygulamayı nadiren itiraf ederler. Bu çile insanın etinde deliklere yol açar ve bu sebeple Opus Dei üyeleri diğerlerinin yanında mayo giymezler. b. Disiplin: Makrameye benzeyen bir kırbaç ile kalçalara ve sırta vurulur. Normalde haftada bir gün yapılan bu çile, eğer üst yetkililerden izin alınabilirse daha sık yapılabilir. c. Soğuk Duş: Numerary’lerin çoğu her gün soğuk duş alırlar. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe- İzmit].
Ortodoks;
Papa & Sırları: Papalar bile ölür ve öldü de zaten. Papanyn ölümünden sonra "güdümlü" medyada çıkan "Papanın ölümüne Müslümanlar bile ağlıyor" tarzı sipariş haberlerde çok ilginçti çünkü Papanın ve Vatikan'ın hangi gücün pençesinde olduğunu bilen bazı Katolikler için bile ortada üzülecek bir şey yoktu. 2004 yılbaşı gecesi tüm dünyada "Yeni Dünya Düzeni" için çağrıda bulunabilen bir Papaydı o ve yeni düzenin sahiplerinin kim olduğunu da çok iyi biliyordu. 1981 senesinde yazdığı "Kırık Haç" kitabı çıktığının haftası Vatikan tarafından toplatılan eski Katolik rahibi Piers Compton da bu gizli efendilerden bahsetmişti zaten. Tam 14 sene boyunca Vatikan'ın yayın organı "Kainat" dergisinin editörlüğünü yapmış olan Compton çok iyi biliyordu o gizli efendilerin kim olduğunu. 200 sene boyunca Vatikan'a sızmak için her yolu deneyen ve sonunda başarıya ulaşan Illuminati örgütüydü gizli efendilerden birinin adı. 1903 senesinde Mason Kardinal Rampollo papa olmak üzereyken devrin Avusturya Macaristan İmparatoru Franz Joseph bu seçime engel olmuştu ve zaten o yüzden defteri dürüldü Avusturya Macaristan'ın Birinci Dünya harbinde. Fakat Illuminati çok sabırlıydı ve bir 55 sene bekledikten sonra sonunda ilk Mason papa Kardinal Rongalli’yi Papa 23.John olarak Vatikan'a çıkarmayı başardılar. Mason papalardan biri olan Papa 6.Paul o zamana kadar Papaların kullandığı asadaki haçı değiştirerek yeni bir haçla ortaya çıktı. Kırık veya eğrilmiş bir haçın üzerinde garip bir çarmıhtaki İsa figürü olan bu haç Vatikan'ın yüzyıllarca önce kullanılmasını yasak ettiği bir haçtı. Çünkü bu haçın üzerindeki figür Katolik inancındaki İsa'yı değil tüm Ortaçağ boyunca büyücülerin asalarında kullandığı "İsa Düşmanını" temsil ediyordu. İncil'de İsa düşmanı olarak adlandırılan bu varlığın ismi İslam'da kıyamete yakın çıkacağı düşünülen Deccal olarak geçer. Uzaktan normal bir haça benzeyen bu "yasaklanmış" haçı Papa 6. Paul kullanmaya başladı ve ondan sonraki tüm papalar da devam etti. Illuminati Vatikan'ı ele geçirdiðini tüm dünyaya böyle ilan ediyordu işte. Tabi bu hakimiyete karşı çıkmak isteyen Papalarda yok değildi. Bunlardan biri olan Papa 1.John Paul 1978 senesinde seçildiği zaman masonik etkiyi kırmayı amaçladı. Yaptığı soruşturmalarda P2 Mason Locası’nı ve bunlara üye 121 üst düzey din adamını deşifre etti. Bunun dışında Vatikan Bankası’nda aklanan mafya paralary ve P2 bağlantısını da bulmuştu. Tüm bunlar karşısında dehşete düşen Papa 1.John Paul tüm dünyaya bir açıklama yapmak üzereyken seçildikten 33 gün sonra faili meçhul bir "zehirlenme" suikastiyle öldürüldü. Onun yerineyse Papa 2. John Paul yani şu an ölen Papa geçirildi. Gerçek adı Karol Wojytla olan papanyn seçilmesi büyük sürprizdi Çünkü kendisi 1522 senesinden beri seçilen ilk İtalyan olmayan Papaydı ve üstelik ülkesi olan Polonya o sıralar hala komünizmle idare edilen bir demirperde ülkesiydi. Bunların dışında rahip olmadan önce Nazi işgali altyndaki Polonya da Almanların Yahudileri zehirlemek için kullandığı zehirli gazları imal eden bir kimya fabrikasında çalıştığı söyleniyordu. Papa 2. John Paul koltuğa oturunca kendisinden önceki Papanın akibetinden ibret alarak Masonlarla iyi geçinmesi Gerektiğni anlamıştı. İşte bu yüzden Vatikan'ın içinde kurulmuş gizli "Opus Dei Werk Gottes" [Tanrının eseri] mason locasını resmi olarak tanımak ve girilmesi yasak örgütler listesinden çıkarmak yaptığı ilk icraatlardan oldu. Fakat zamanla Papa masonların ve arkasındaki gücün kuklası olmaktan sıkıldı ve işleri eline almaya yeltendi. Bu hareketi üzerine de bildiğiniz gibi "Uyarıldı". Nasıl uyarıldığını ve uyaranın kendisinin bile bunun farkında olmadığını bilenler bilir. Bu uyarıdan sonra Papa bir anda kendine gelerek Hıristiyanlık ve Yahudilik arasındaki anlaşmazlıkları gidermek için bir kurul topladı ve çalışmalara başladı. 1994 senesinde Vatikan'ın İsrail'i resmen tanımasıyla bu çalışmaların meyveleri toplanmış oldu. Papayı kendisine getiren "Uyarma" eyleminin Bulgarlar ve KGB üzerine atılması da gene aynı gizli eller tarafından yapılan propaganda çalışmasının bir ürünüydü. Papanın ölümünün aslında son derece gizli başka bir anlamı daha var. Kehanetleriyle ünlenmiş Nostradamus Quatrain ismini verdiği kehanet dizelerinin 6.6 bölümünde şöyle der. "Ursa Minor takım yıldızlarının orada görünecek bir gök cisminin çıktığı gün Roma’nın büyüğü ölecek ve karanlık çökecek." Konuyla ilgilenen bazı dostlar derler ki şu an tam da o bölgede bir gök cismi çıkmış ve eğer kehanet doðruysa Papanın ölümü Hıristiyanlık ve Avrupa için felaketlerin başlamasının işaretiymiş. Tabi ben böyle konuları çok bilmem ama kulağıma gelen bu ilginç bilgiden de haberiniz olsun istedim. Kısacası sevgili dostlar görev süresinde Sovyetler’in ve Komünizm’in çökmesi, Amerika önderliğinde "Yeni Dünya Düzeninin" kurulması ve Irak İşali gibi tarihsel olaylar yaşanan Papa 2. John Paul sırlarıyla ölmüştür [ve sırları, her tür not, bilgi, belge ve bireysel kalıtları yakılıp yok edileceği açıklanmıştır. Erkan Kiraz] ve yerine seçilecek yeni Papanın kimliği gelecekte yaşanacak olaylara da ışık tutacaktır. [Yazar: Anonim. Bilinmiyor. Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 22.04.05, Şirintepe-İzmit].
Papa Seçimi; Nomen est omen: Latince, son günlerdeki "Casus belli" ("Savaş nedeni gerekçesi" demek) tartışmasıyla birkaç yüz sözcükle sınırlı konuşma dilimize bir pencere açtığına göre, başlığı pek yadırgamayacağınızı umarız. "İsim işarettir" anlamına geliyor. İlginç rastlantı; coğrafi olarak küçük iki ülkede, sonuçları büyük iki seçim aynı günlere rastladı.KKTC'de Rauf Denktaş'ın 29 yıllık dönemini noktalayan seçimlerin, Türkiye-Yunanistan-ABD-AB-BM beşgeninde parametreleri ne ölçüde değiştireceğini önümüzdeki aylarda göreceğiz. Vatikan'da bugün Türkiye saati ile 17.30'da görevlilerin "Extra omnes" (Tabii o da Latince; "Herkes dışarı" demek) diye bağırmalarının ardından Sixtus Şapeli'ne kapanacak 115 kardinalin, Polonyalı Papa 2'nci Jean-Paul'ün 27 yıllık dönemini bitirecek seçimi de 21'inci yüzyılın paradigmalarını belirleyecek. Tek tanrılı, kutsal kitaplı üç evrensel dinin sadece ruhani ve sosyolojik değil, onların ötesinde siyasal, hatta stratejik boyutlar taşıyan ilişkilerinin geleceği o kardinallerin tercihine bağlı olacak. Şahinler-güvercinler Üç evrensel din sözün gelişi. Hıristiyanlık-Musevilik ilişkilerinde geçmişin acıları dışında ciddi bir sorun yok. Problem, Hıristiyanlık-İslamiyet dengelerinde, çerçeveyi daha küçültüp Vatikan'a indirgersek, Katoliklik-İslamiyet ilişkilerinde düğümleniyor. Şam'daki Emeviye Camii'ne (hani geçen hafta Sezer'in ziyaret ettiği kutsal mekan) ayak basan ilk Papa olan, ayrıca dinlerarası diyalog çerçevesinde Müslüman gruplarla 60'ı aşkın toplantı yapan 2'nci Jean-Paul'ün misyonunun Vatikan'ın yeni dönem politikalarında ne ölçüde ağırlık taşıyacağını anlamak için, Kardinaller Meclisi'ndeki seçimin ardından iki veriyi değerlendirmek gerekecek: Yeni Papa'nın kimliği. Seçeceği isim. İlkinden başlayalım ve en güçlü birkaç adayla örnekleyelim. "Habemus papam" (Elbette Latince. Anlamı: "Papamız oldu!") çığlıkları eşliğinde 265'inci Papa olarak Josef Ratzinger'in seçildiği açıklanırsa, bilin ki, her biri milyarlık cemaate sahip iki din arasında gerilimli günler kapıda. Çünkü "Vatikan'ın Neo-Con'u" denilen Alman kardinal, hayatını Katolikliğin diğer dinlere üstünlüğünü kanıtlamaya adamış bir şahin. "İsim" çizginin aynası: Yok, İtalyan Carlo Maria Marti seçilirse, dünyaya daha açık, İslamiyet'e daha sıcak el uzatacak bir Papa ile karşılaşacağımız yorumunu yapabilirsiniz. Daha cesur tercihi gerektiren, sadece ılımlı İslam'la değil, radikallerle de diyalog kurmak isteyen ilerici bir aday daha var: O da İtalyan; Dionigi Tettamanzi. Şanslılar arasında sayılan Latin Amerikalı kardinallerden biri, örneğin Brezilya Devlet Başkanı Lula'nın dostu Sao Paulo Başpiskoposu Claudio Hummez seçilirse, bilin ki, Vatikan'a laikliğe sıcak, ılımlı solcu Papa oturacak. Gelelim ikinci veriye. Her Papa seçildikten sonra kendine tarihi ağırlığı yansıtacak bir "isim" koyuyor. Tıpkı Roma imparatorları gibi. Yeni Papa, örneğin "Pie" adını seçerse, bilin ki Vatikan'da koyu tutucu bir dönem başlayacak. Pierre veya Jean olursa yeni Papa'nın adı, daha liberal bir politika umuduyla "oh" diyebiliriz.. Yok 3'üncü Jean-Paul'ü seçerse, "süreklilik" mesajı çıkarabiliriz. Yani, dinler arasında diyaloga açık ama Hıristiyan dünyasında tutucu çizgi. Biz yazıya boşuna "Nomen est omen" başlığını koymadık. [Sabah Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 18.04.05, Şirintepe-İzmit].
Papa, Mafya, Ağca; Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, 3. Basım, Eylül1984, [İzmit, 03.11.1984, 650 TL].
Patrik: sözcüğü, eski Rumca'dan geliyor. ‘‘Baş Peder’’ demek.
Petrus: Yunanca. Türkçe anlamı “kaya” demektir. Diğer dillerdeki karşılıkları; Peter, Petra, Pierre, Piotr, Piyotr. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe- İzmit].
Pil; Irak; 2 bin yıllık pil. Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938'de Irak'ın başkenti Bağdat'ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi "dünyanın en eski pili" olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800'lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan Kont’unun da şöhretine gölge düştü. Elektrikteki Volt kelimesi bu mucidin soyadından gelir.
Pirireis’in Haritası: Geleceği gören harita: Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu'nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818'de gerçekleşmişti. Dahası, Piri Reis'in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.
Pluribus Unum: Latince. Masonik bir deyim. Türkçesi “Çokluktan Birliğe” demektir. [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe- İzmit].
Ramses, Batı Akasyası’nın Altında; [Ramsès, Sous L’acacia d’Occident], Christian Jacq, Çeviri; A.Rıza Yalt, Remzi, Kitapevi, 2. Basım Kasım 1999, ISBN 975-14-0684-6, http://www.remzi.com.tr post@remzi.com.tr, [Erkan Kiraz, 25.09.99, İzmit],
Ramses, Ebu Simbel Tapınağı; [Ramsès, La Dame d’Abou Simbel], Christian Jacq, Çeviri; A.Rıza Yalt, Remzi, Kitapevi, 6. Basım 1999, ISBN 975-14-0681-1, http://www.remzi.com.tr post@remzi.com.tr, [Erkan Kiraz, 25.09.99, İzmit, Migros A.Ş. Çarşı Mağazası, 3,000,000 TL.],
Ramses, Işığın Oğlu; [Ramsès, Le Fils de la lumière], Christian Jacq, Çeviri; A.Rıza Yalt, Remzi, Kitapevi, 8. Basım 1999, ISBN 975-14-0632-3, http://www.remzi.com.tr post@remzi.com.tr, [Erkan Kiraz, 26.06.99, Şirintepe-İzmit].
Ramses, Milyonlarca Yılın Tapınağı; [Ramsès, Le Temple des millions d’années], Christian Jacq, Çeviri; A.Rıza Yalt, Remzi, Kitapevi, 3. Basım Ocak 1999, ISBN 975-14-0653-6, http://www.remzi.com.tr post@remzi.com.tr, [Erkan Kiraz, 26.06.99, İzmit],
Sabetay Sevi ve Sonrası: Sabetay Sevi İzmirli bir Osmanlı Yahudisi. 1626'da doğmuş. 16 yaşında iken inzivaya çekildiğine göre, kuvvetli bir mistik mizaca sahiptir. Bu bir... İkincisi, mistik olduğu için hahamların Ortodoks Tevrat yorumuna ve hiyerarşisine karşı çıkıyor! Musevi tasavvufu olan kabalanın çileci mistisizmini benimsiyor ve inziva sonunda "Mesih" olduğunu ilan ediyor! Mistisizm Yahudi cemaatini etkiliyor, sarsıyor. Hahamların şikâyetiyle tutuklanıyor. Yargılanırken idam edileceği korkusuyla, bazı müritleri Musevilik’ten Müslümanlığa "dönüyor". Bazı müritleri ise Yahudilikte kalıyor. Böylece "iki kimlikli" bir cemaat ortaya çıkıyor. Sevi'nin Mesihlik iddiası Avrupa Yahudileri arasında da çalkantılara sebep oluyor. Aynı yüzyılda, Avrupa'da da yaygın ve güçlü Hıristiyan mistik hareketlerinin ortaya çıktığını ve "kurulu kilise" otoritesi ile çatıştıklarını unutmamak lazım. Bunun uzun sosyolojik sebepleri vardır. (D. H. Pennington, Europe in he Seventeenth Century, sf. 142, vd.). "Yahudi komplosu", klasik antisemitizme göre hahamlar tarafından yönetilir! Sabetay Sevi ise hahamların otoritesini sarsan mistik bir hareketin lideridir! "İki kimlikli" Sabetaycılar Osmanlı Türk toplumu ile daha bir entegre olmuşlardır tabii... Resmen Müslüman oldukları için ayrı bir "millet" halinde örgütlü değillerdi, ayrı kurumları yoktu. Bu entegrasyonun bir sonucu olarak, İlber Ortaylı'nın "Osmanlı Modernleşmesi ve Sabetaycılık" adlı makalesinde belirttiği gibi, Sabetaycılar Meşrutiyet hareketinde ve modern eğitimin gelişmesinde belli bir etkiye sahip olmuştur. Ortaylı, Maliye Nazırı Cavit Bey'in de İzmir'in işgalinde Yunan'a ilk kurşunu sıkan şehit Hasan Tahsin'in de Sabetaycı kökenden geldiklerini belirtir. Selanik'te kurdukları okulları, Osmanlı devlet adamları övmüşlerdir. Benim yorumum şu: Sabetay hareketinin Musevi ortodoksisine karşı çıkması onların moderniteye daha erken açılmasını sağlamıştır. "İki kimlikli" olmaları entegre olmalarını, Türk modernleşme hareketlerine katılmalarını kolaylaştırmıştır. İttihat ve Terakki'ye karşı olanların Meşrutiyet'i bir "dönme, Yahudi, mason komplosu" olarak görmeleri bu tür dış görüntüler yüzündendir. Klasik Osmanlı kayıtlarında hiçbir şekilde görülmeyen bu "komplo" duygusu, 1900'lerin başında bu şekilde ortaya çıkmıştır. Dört yüz elli sene önce 'zahiren' Müslümanlığı kabul eden "çift kimlikli" Sabetay Sevi cemaatinin aynen öyle devam ettiğini düşünmek, hayatın gerçeklerine aykırıdır. Kimi bu çift kimliği sürdürmüş, kimi daha kolay entegre olduğu Türk ve Müslüman kültürünü samimiyetle benimsemiş, ülkeye hizmet etmiş, ama belirttiğim sebeplerle "muhafazakâr" değil, laik, Batılılaşmacı hareketlerde yer almıştır. Şimdi bu tarihi süreci "emperyalizm"e veya "Yahudi komplosu"na bağlamak, ancak cinnet derecesinde saplantılı bir kafayla mümkündür! Cavit Bey tipik bir örnek: Bizde modern maliyeyi o kurdu... Sonra İstiklal Mahkemesi kararıyla idam edildi; "dönme" olduğu için değil, Enver Paşa gibi İttihatçı olduğu için. Netice: Kişileri de hareketleri de kurguladığımız komplo teorileriyle değil, karmaşık tarihi süreçte ve karmaşık hayatın içinde yaptıklarıyla, yaşadıklarıyla değerlendirmek lazım. Bilim de ahlak da bunu gerektirir. [Taha Akyol, Email: t.akyol@milliyet.com.tr, Milliyet Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 10.06.05, Şirintepe-İzmit].
Sabetaycılık Paranoyası: Türkiye gizli, açık işgal ediliyor! Amerika işgal ediyor! Yahudiler işgal ediyor! Emperyalistler işgal ediyor! Bir de "gizli Sabetaycılar" işgal ediyor! Bu Sabetaycılar yok mu?!! "Uluslararası Yahudi komplosu"nun en tehlikeli kolu onlardır! Çünkü bunlar Türk ve Müslüman 'gözüken' bir Yahudi örgütüdür! İmparatorluğumuzu yıktıkları yetmiyormuş gibi, şimdi de "ulusal" Türkiye'yi yıkacaklar! Vural Savaş, "Türkiye Cumhuriyeti Yıkılırken" diye kitap yazdı ya, işte yıkıcılar! Her yer hain dolu; kim nedir, ne değildir belirsin! Bakın, Müslüman Anadolu çocuğu sandığınız Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül bile "gizli Sabetaycı" olabilir! Kanıt? Kanıt, Hayrünnisa Hanım'ın adıdır: "Nisa adının başında ve sonunda olan ekleri önemsemiyoruz!.. Önemli olan Nisa adıdır; tiyatro sanatçısı Nisa Serezli nedeniyle bilinen isimdir. İbranicede de olup tomurcuk anlamındadır..." Bu cümleler Yalçın Küçük'e ait! "Deli saçması" deyip geçmeyin! Elbette deli saçması ama delilik de bir hastalıktır ki, belli sosyal ve politik ortamlarda bulaşıcı hastalık gibi sirayet de eder! Hitler'i iktidara getiren bu "toplumsal delirme" değil miydi?.. Yazılarımda pek çok yazardan ve eserden bahsettim, kaynak gösterdim veya eleştirdim. Yalçın Küçük'ü eleştirecek kadar bile ciddiye almadım. "Büyük devrimci" diye Apo'nun yanında 'feylesofluk' oynadığı sıralarda bile onu ciddiye almadım. Belliydi ki bunu sebebi siyasi bir tercih değil, psikolojik bir marazdır. PKK'nın kundaktaki çocukları öldürmesine bile itiraz etmemiş olması nasıl izah edilebilirdi? Bugün Küçük'ten bahsetmem, onu ciddiye almamdan değil, bu komplo takıntısının artık bir "sosyal maraz" haline gelme istidadı göstermesidir. Geçenlerde Nişantaşı'nda D&R mağazasına gittim; kitaplarla dolu rafların bir bölümünde "Gizli Dünya İmparatorluğu" ve "Dünyayı Yöneten Gizli Güçler" gibi kitaplar vardı. Bakın 'en çok satan' kitapların adlarına: "Komplo Teorileri", "Türk-ABD Savaşı", "Abluka", "İpler Kimin Elinde", "Metal Fırtına" vesaire... Her romanda biraz komplo olur. Politik komplo romanları da olur tabii... Ama bu kadarı fazla, tam bir komplo takıntısı...'NİSA', Kuran'da bir surenin adıdır. "Kadınlar" demektir, "Hayrünnisa" da "kadınların hayırlısı" anlamına gelir; Müslüman Türk kültüründe çok yaygın bir isimdir. Güller 'ırken' Türkmen kökenli Türk, dinen mütedeyyin Müslümandırlar. Dört yüz elli sene önce Balkanlar'da Sabetay Sevi'ye inanmış bir kökenden gelseler ne yazardı! Hiçbir insan soyundan, inancından, hayat tarzından, kıyafetinden dolayı suçlanamayacağı gibi horlanamaz da... Daha vahimi, "Sabetaycı" terimi tarihi bir hadiseyi ve izlerini akademik olarak dört yüz sene önceki bir olayı ve varsa izlerini araştırmak için değil, "iç düşman" yaratmak için kullanılıyor. "İrtica paranoyası" da böyledir. Kanıtsız, ispatsız, belirsiz kör bir şüphe, kezzap gibi insanlarımız arasına savruluyor! Herkesin herkesten şüphelendiği, herkesin herkesi "iç düşmanlardan biri" diye gördüğü bir "millet" olur mu?! Türkiye'ye karşı en korkunç "komplo", insanlarımızı birbirine karşı "ihanet şüphesi" ile zehirlemektir! Şu diye, bu diye... Her şeye rağmen, çok şükür ki, "cinnet" hâlâ marjinaller mahallesinden dışarıya pek taşabilmiş değil. [Taha Akyol, Email; t.akyol@milliyet.com.tr, Milliyet Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 09.06.05, Şirintepe-İzmit].
Sebatay Sevi-01; Mirası 'Gizlilik' Oldu: Padişahın iktidarına meydan okumakla suçlanan Sabetay, canının bağışlanması karşılığında İslam'ı seçti. Bunun üzerine müritleri de hızla Müslüman olmaya başladı 1676'da sürgündeyken ölen Sabetay'ın ardından müritleri gizlilik ilkesine sadık kaldı. Toplum içinde Müslüman kimliklerini korurken, Yahudi inançlarını gizlice yaşamaya devam etti. Sabetay 1666 yılının ilk günlerinde İzmir'den ayrılarak İstanbul'a doğru yola çıktı. Müritleri onun İstanbul'a, iktidarı Padişah IV. Mehmed'ten almak üzere gittiğine inanıyorlardı. İzmirli hahamların şikayetiyle saray da bu durumdan haberdar oldu. Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa'nın emriyle, Sabetay'ın içinde bulunduğu gemi Çanakkale Boğazı'nda durduruldu. Sabetay elleri ve ayakları zincire vurularak İstanbul'a getirildi. Hemen ardından da kürek mahkumlarının tutulduğu Haliç'deki Bagno Zindanı'na kapatıldı. Sevi üç gün sonra yargılanmak üzere Sadrazam'ın başkanlığındaki Divan'a çıkarıldı. Girit Seferi öncesinde ortalığın karışmasını istemeyen Osmanlı yönetimi, Sabetay'ı Çanakkale Gelibolu'da bulunan bir kaleye hapsetmeye karar verdiler. [Nevzat Atal, Sabah Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 22.04.05, Şirintepe-İzmit].
Sebatay Sevi-02; Zindanda Saray Hayatı: Sabetay, Gelibolu'da eski limanın yanı başındaki kaleye kapatılırken müritleri de peşinden gitti. Zaten onun kellesinin vurulması yerine hapis cezasına çarptırılmasını, 'bir mucize daha gerçekleşti' şeklinde yorumluyorlardı. Sabetay'ın hapsedildiği kale, kısa süre de dünyanın dört bir yanından gelen ipek halılar ve atlas kumaşlar gibi hediyelerle onun sarayı haline geldi. Bir süre sonra Gelibolu'daki kale Sabetaycılar arasında 'Migdal Oz' yani 'Kudret Kulesi' olarak anılmaya başlandı. Bu isim biraz da Sabetay'ın buradan müritlerine yazdığı bir mektuptan dolayı verilmişti. Zira bu mektupta Satebay, içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtulup tam bir aydınlanmaya girdiğini belirterek, "Tanrı'nın adı bir kudret kulesidir; ona sığınanlar kurtulacaktır" diyordu. Ama yapılan şikayetler üzerine IV. Mehmed Sabetay'ın Edirne'ye getirilmesini emretti. Edirne'de Padişah'ın da paravan arkasından izlediği bir sorgudan geçirilen Sabetay'a iki seçenek sunuldu. Karşısına bir okçu yerleştirilen Sabetay'a, "Peygamber olduğunda ısrarlıysan sana ok attıracağız. Mucizeni göster de kurtul. Yok ısrarlı değilsen o zaman ceza olarak Müslüman olacaksın" denildi. [Nevzat Atal, Sabah Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 22.04.05, Şirintepe-İzmit].
Sebatay Sevi-03; Padişahın Memuru Oldu: Sabetay Müslümanlığı seçtiğini bildirince hayatı bağışlandı. Hatta Edirne Sarayı'na kapıcıbaşı tayin edildi ve maaşa bağlandı. Sabetay'ın Müslüman oluşu müritleri arasında bir dalgalanmaya neden oldu. Bazıları onu izlemekten vazgeçerken bazıları da bunu 'Mesih'in' anlamını henüz bilemedikleri bir hareketi olarak yorumlayıp ona sadık kaldı. Zaten bir süre sonra Sabetay da çevresine bunun bir oyun olduğu mesajını yaydı. Bunun üzerine müritler tıpkı onun yaptığı gibi Yahudilik'ten çıkarak Müslümanlığı kabul etmeye başladılar. Bu tarihten sonra da 'Avdeti' ya da 'Dönme' olarak adlandırıldılar. Edirne Sarayı'nda yedi yıl kalan Sabetay bir süre sonra Padişah IV. Mehmed'in takdirini kazandı. Zaman zaman İstanbul ve Selanik'e bile gidebiliyordu. Bu ziyaretlerinde sinagoglara gitmesi ve müritleriyle beraber Yahudi ayinlerine katılması, bir süre sonra şikayet konusu oldu. Padişah'ın emriyle Arnavutluk'ta bulunan Ülgün'e sürgün edildi ve 17 Eylül 1676 tarihinde burada öldü. [Nevzat Atal, Sabah Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 22.04.05, Şirintepe-İzmit].
Sebatay Sevi-04; Müritleri Ona Sadık Kaldı: Sabetay ölmesine rağmen müritleri ona sadık kaldılar. Zira Mesih'lerinin bir gün geri geleceğine inanıyorlardı. Bu nedenle onun tavsiyelerine uyarak toplum içinde Müslüman kimlikleriyle yaşayıp gizli gizli Yahudi inançlarını sürdürmeye başladılar. Diğer Yahudiler onları Müslüman olarak kabul ettiklerinden cemaatlerinden ayrı tuttular. Sabetaycılar aradan 300 yıldan fazla bir süre geçmesine ve Yakubiler, Kapaniler ve Karakaşlar gibi gruplara bölünmelerine karşın Sabetay'ın en önemli tavsiyesine uyarak inanışları ve yaşayışlarıyla ilgili olarak dışarıya hiç bilgi sızdırmadılar. Zaten inançlarının en temel kuralı da bu gizlilikti. Onlar hakkında yazılmış onlarca kitaba ve yapılan çeşitli spekülasyonlara rağmen 300 yıldır Sabetaycılığın sürdüğünü kanıtlayan tek bir belge bile bulunamaması, belki de inançlarının yegâne kanıtı. [Nevzat Atal, Sabah Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 22.04.05, Şirintepe-İzmit].
Sebataycılık, Siyonizm, Masonluk Mahkemelik Oldu: Siyonizm, Masonluk, Sabetaycılık tartışması mahkemeye taşındı. “İsrail ve Siyonizm Kıskacında Türkiye” kitabının yazarı Prof. Dr. Cemal Anadol hakkında Yahudi bir vatandaş suç duyurusunda bulundu. Anadol, TCK’nın 312’nci maddesi uyarınca yargılanmaya başlandı. Prof. Dr. Cemal Anadol’un, “İsrail ve Siyonizm Kıskacında Türkiye” adlı kitabı nedeniyle, Asil Sami Aci, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Cumhuriyet Savcılığı, Anadol hakkında kamu davası açılmasına karar verdi. İddianamede, "kitabın bazı bölümlerde halkın din farklılığı gözeterek düşmanlığa kışkırtıldığı" suçlaması yer aldı. 72 yaşındaki Profesör Anadol’un kitabında, Siyonizm, Masonluk, Mason Locaları ve bu Locaların Çalışma Faaliyetleri, Siyon Protokolları, Dönmelik, Sabeyat Sevi, Yahova Şahitleri, Bilderberg Grup, İsrail Devleti’nin Kuruluşu Hamursuz İnanışı, Meşhur Yahudi Devlet Adamları, Politikacılar, Nil’den Fırat’a kadar olan tüm toprakların ele geçirilmesi, 31 Mart’ta Masonların etkisi, Türk Devlet yönetiminde Yahudiler’in etkisi, Sütlüce Suikastı konularını ele alıyor. Anadol’un kitabının sonunda ise "bu kitabın amacı, yaşadığı ülkenin bir parçası olan Yahudi vatandaşlarımızı rencide etmek değildir" ifadesine yer veriyor. Kitapta, Kuran-ı Kerim’den de bir çok alıntı bulunuyor. Davada "Günah" Tartışması: Anadol hakkındaki davanın ilk duruşması yapıldı. Dava tarafların "günahtır" tartışmasına sahne oldu. Duruşmanın bitimine doğru, Prof. Anadol, davaya müdahil olan Sami Aci’nin avukatına "Sen Yahudi misin?" diye sordu. Avukatın, "Hayır" yanıtını vermesi üzerine, Anadol, "Utanmıyor musun? Günahtır. Neden bu işi yapıyorsun" diyerek, avukata yüklendi. Mahkeme, Anadol hakkındaki kararını, bir sonraki duruşmada açıklayacak. [Haber: ANKA, Hürriyet Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 06.05.05, Şirintepe-İzmit].
Solun Masonluk Değerlendirmesi: İlhami Soysal'ın Mason araştırması tarafsız olmakla beraber solun bakış açısını yansıtması açısından önemliydi.... Masonluk, Batı'nın tarihinde, Rönesans yapılaşması ve arkasından dünyaya egemen olma sürecinde işlev üstlendiği için özel bir gelişme gösterir. Bizde ise çöküş ile çağdaşlaşma sürecinde belirir. Dolayısıyla toplumu yönlendiren fikir ve siyaset akımlarının etkisinden bütünüyle sıyrılamaz. 1908'de İttihatçı girişiminde, 1935'te Kemalist devrimlerinde, 1950'de demokratikleşme dönemlerinde olduğu gibi. 1960 sonrasında da solculuğun hüküm sürdüğü aşamada yeni değerlendirmelerle de karşılaşmıştır. İlhami Soysal, 1964'te başladığı Mason araştırmalarını 1977'de Vatan'da "Türkiye'de Masonlar ve Masonluk" dizisine ulaştırmış, sonra bunu daha da genişleterek 1978'de "Dünya'da ve Türkiye'de Masonluk ve Masonlar" isimli ekleriyle birlikte 532 sayfalık kitap halinde yayınlamıştır. Bu eseri, yaklaşımları dolayısıyla objektif sayamayacağımız Mason ve anti-Mason kitapların dışında, Haydar Rıfat'ın 1934'deki kitabından sonra ilk tarafsız yayın olarak kabul ediyoruz. Bu yargımız Soysal'ın Masonluğu kendi siyasi görüşüyle değerlendirmekten kaçındığı şeklinde alınmamalıdır. Ancak karşılıklı tezleri objektiflikle yansıttığı için, eser döneminde de gayet etkili olmuş, 1980'li yılların sonlarına kadar Hariciler için de başvuru kitabı niteliği taşımıştır. Yaklaşımını şöyle aktarıyor: Yan Kuruluşlar: Dünyanın hemen her ülkesinde olduğu gibi günümüz Türkiyesi'nde de Masonlar -dünlerde olduğu gibi-, inanılmaz ölçüde etkin olmasını, köşe başlarını tutmasını biliyorlar. Ülke kaderinin çizilmesinde başkaca hiçbir baskı grubunun sağlayamadığı ve sağlayamayacağı etkinlikleri Masonlar sağlayacak durumdadır. Masonluğun bir tür yan kuruluşları sayılabilecek Propeller, Lions ve Rotary kulüpler de bu etkinlikte önemli katkıda bulunuyorlar. Masonlar ve yan kuruluşlarında yer alanlar, Türkiye'nin kamu kesimi kadar, özel sektör kesiminde de kilit noktaları tutmakta umulmaz bir uyanıklık göstermektedirler. Ticaret ve Sanayi Odalarında, Borsalar'da, özel ve resmi bankalarda, sigorta şirketlerinde, vakıflarda, holdinglerde, tekelci sermayenin Türkiye'deki uzantısı şirketlerde, çokuluslu şirketlerin temsilciliklerinde, Devlet Planlama Örgütü'nden Dışişleri Bakanlığı'na kadar pek çok yere el atmış Masonlar, üniversiteler, yüksek okullar, sağlık kuruluşları, KİT'ler, Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi yerlerde de önemli rol oynamaktadırlar. Basın, radyo, televizyon, reklam şirketleri gibi kamuoyu oluşturmasındaki etkili alanlarda da Mason denetimi ve etkinliği yaygındır. [Gazeteci Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu, Sabah Gazetesi, 26.05.05, Kayıt Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
St. Jean Sövelyeleri;
Tanrıların Şoku: [Der Götter Shock], Erich Von Daeniken. Çeviri: Esat Nermi Erendor, Cep Kitapları. 3. Baskı 1998 İstanbul, ISBN: 975-480-083-9, [Erkan Kiraz. İzmit Real Alışveriş Merkezi, II. El Kitaplar. 21.04.04, 3,999,000 TL].
Tapınak Şövalyeleri, Mabet Ve Loca: [The Temple And The Lodge]. Richard Leıgh, Michael Baıgent. Çeviri: Muzaffer Renan Mengü. 1.Basım, Mayıs 2004. ISBN: 975-8823-31-0, Nokta Yayınları: Muhtar Kamil Sok. Basmacı Han, No: 5/3,Taksim-İstanbul. Tel: 0212-24340 03, Fax: 0212-243 4040. URL: http://www.noktayayin.com, Email: info@noktayayin.com, [Erkan Kiraz, İzmit Çarşı Migros Mağazası, 01.06.04, 5,990,000 TL].
Tapınak Şövalyeleri; Kısaca tapınakçılar, kökeni Ortaçağ'a kadar uzanan, etkinlikleri ve yandaşları ise zamanla değişikliğe uğrayan gizli bir örgüttür. 1. Haçlı Seferi'nden sonra ortaya çıktılar, kısa sürede geniş bir siyasi nüfuza sahip oldular ve Ortaçağ'ın en büyük maddi güçlerinden biri haline geldiler. Başlangıçta kendilerini dindar gibi gösterdiler ve bu yolla kazandıkları ıtibar ve ımtiyazları kullandılar. Tapınakçılar’ın 1307 yılında başlayan mahkemelerine ait tutanaklar ıse, örgütün ıçyüzünü gözler önüne serdi: Örgüt, kurulduktan kısa süre sonra bir tür sanatçı öğretiye yönelmiş, ayrıca Avrupa'nın en büyük servetlerinden birini elde etmişti. peki Tapınak Şövalyeleri, bu büyük maddi gücü nasıl elde ettiler? Servetlerinin boyutu neydi? Dahası, elde ettikleri karanlık servet günümüzde kimlerin elindedir ve ne amaçla kullanılmaktadır? [Derleyen: Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe- İzmit].
Tevrat; [Tora, Neviim, Ketubim]. Eski Anatlaşma (Tevrat, Zebur). ©The Biblical Society in Turkey, 2001. Yeni Anlaşma ©The Translation Trust, 2001. Haritalar © The Biblical Society Turkey, 2001 & The Translation Trust, 2001. ISBN: 975-462-050-4. Kitabı Mukaddes Şirketi; P.K. 186, Sirkeci-İstanbul. İstiklal Cad. No: 481, Tünel-Beyoğlu, İstanbul. Tel: 0212-244 20 60. Email: bibletr@superonline.com [Erkan Kiraz, İzmit Real Alışveriş Merkezi, 05.07.2004, 17,490,000 TL].
Tevrat’ın Şifresi ve Gizli Kehanetler; [Future Prospects Of The World According To The Bible] Joseph NOAH, Çeviri; Hande Ölçeroğlu, I. Baskı Ağustos 2003, ISBN 975-8312-22-7, [Özdilek Alışveriş Merkezi - İzmit, 15.09.2003, 10,950,000 TL), Sınır Ötesi Yayınları, http://www.sinirotesi.com info@sinirotesi.com.
Texe MARRS; Circle of Intrigue adlı kitabı Illuminati, Entrikalar Çemberi adıyla Türkiçe’ye çevrilen yazar, Amerika Savunma Politikası, stratejik silah sistemleri ve ilgili konular üzerinde eğitim veren Texas Üniversitesi’nde yaklaşık 10 yıldır uzay çalışmaalrı ayrdımcı profösörüdür. İki ayrı üniversitede de daha uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi üzerine dersler vermektedir. Kansas City, Missouri’de bulunan Park Collage’dan mezun olduktan sonra Yüksek Lisans Derecesi’ni North Carolina Satet University’den almıştır. Şimdilerde USAF’den emekli olan yazar elektronik iletişim ve mühendislik bilimlerinde yöneticilik yapmıştır. Vietnam Hizmet Madalyası gibi sayısız ödüller almıştır. Almanya, İtalya ve Asya’da hizmetlerde bulunmuıştur. Living Truh Publishers Yayınevi’nin genel müdürü olan Texe Marrs ABD ve Kanada’da sayısız TalkShow’lara ve radyo programlarına katılmıştır. Flashpoint adında çıkardığı aylık dergi tüm dünyada satılmakatdır. Kehanet Dünyası isimli radyo programlarıyla da bilinmektedir. Çeşitli konularda kaleme aldığı ve yayınlanmış 34 adet kitabı bulunmakatdır. [Derleyen: Erkan Kiraz, 28.03.05, Şirintepe-İzmit].
The Odyssey, Homer: [Odysseus, Greek Mythology, Poetry]. Translated By Robert Fagles. Introduction and Notes By Bernard Knox. © Robert Fagles, 1996. Published by the Penguin Group, Penguin Books USA Inc. 375 Hudson Str. NY, 10014,USA. [Erkan Kiraz. 02.04.98, American BOMC].
Tutankamon Olayı; [L’Affaire Toutankhamon] Christian JACQ, çeviri; Ebru Erbaş, Arion Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul Temmuz 1999, ISBN 975-571-080-9, [Migros Alışveriş Merkezi-İzmit, 29.10.1999, 3,400,000 TL.].
Türk Masonları'nın En Büyük Bunalımı: Parti içi çekişmelerle gündeme getirilen Demirel'in Masonluğu konusu, basında yoğun kampanyaya neden oldu. Mason olmadığına dair belge gösteren Demirel için sorun kapandı, fakat kurumun bunalımlı günleri bu olayla başladı. 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi, kurumun DP'nin güdümüne girmesinden rahatsız olmuş ama engelleyememiş olan üyelerin harekete geçmesine ortam hazırladı. Mason olan İçişleri Bakanı Namık Gedik, tutuklu bulunduğu yerde intihar etmişti. Büyük Üstat Ahmet Salih Korur da hakimlerin karşısındaydı. Gerçi 27 Mayıs siyaset etkisinden kurtulmaları için yararlı oluyordu ama, bu müdahale lehinde bir girişimde bulunuyormuş gibi davranmak da Masonluğun siyasetle bütünleştiği şeklinde yorumlanabilirdi. Üstelik Milli Birlik Komitesi'nin içinde de üç Mason'un bulunduğu belirtiliyordu. Çözüm Korur'un, bilgisi dışında ve kurallara aykırı olarak istifa etmiş sayılmasına bağlandı. Yüce Adalet Divanı'nın onu mahkum etmesi bu kararın kurallara aykırılığını örttü. Ancak 1973'te Masonluğa tekrar kabul edilerek ve arkasından 33. dereceye terfi ettirilerek kuraldışılık tamamen kapatıldı. 27 Mayıs sırasında 50'ye yakın DP'linin (ki 9'u milletvekiliydi) Masonluk'tan kayıtları silinmiştir. Asıl çaba, bir ölçüde temel kurallardan ayrılmış olan yapıyı geleneksel yerine oturtmaya yöneltildi. Özellikle bir türlü tam yoluna oturtulamamış olan uluslararası tanınma girişimleri hızlandırıldı. 1963'te İskoçya Büyük Locası'nın Türkiye Büyük Locası'nı tanıması ve onların uyarısı ile Gayri Muntazam sayılan Fransa Grand Orient'ı ve Grand Loge de France ile ilişkilerin kesilmesi suretiyle önemlibir adım atıldı. Tam bu yönde çaba sarfedilirken, sonradan "Münkir Mason olayı" olarak adlandırılacak Süleyman Demirel konusunun gündeme gelmesi, kurumu daha da büyük bir sorunla karşı karşıya getirdi. Ahmet Salih Korur'un teşvikiyle tekris ettirilmişler arasında bulunan Demirel, 1962'de Adalet Partisi'ne girmiş ve partinin başkanlığına aday olmuştu. Parti içi çekişmeler sırasında Milliyetçilerin adayı Sadettin Bilgiç grubu tarafından Masonluğu gündeme getirildi. Konu basında yoğun bir kampanyaya sebep oldu. Üyeliğini belirten resmi içeren bir kitap herkese dağıtıldı. Yasal bir kurumun üyesi olmak tabii ki suç değildi, ancak bunun siyaset alanında açıklanması ortalığı karıştırdı. 29 Kasım 1964 günü kürsüye çıkıp Mason yetkililerinden Necdet Egeran'ın hazırladığı bir belgeyi göstererek Demirel Mason olmadığını ilan etmekle, delegelerin güvenini kazandı ve başkan seçildi. 'O Hesaplar Çoktan Kapandı: Sorun Demirel için kapanmış gibi görünüyordu ama Kurum için en büyük bunalımlardan biri bu olayla başladı. Belgenin nasıl sağlanmış olduğunun perde gerisi basında açıklandı. Bir yandan kurum içinde gizli bir soruşturma yürütülürken, diğer taraftan konu tamamen bir siyasi tartışmaya dönüştürüldü. Ve kaçınılmaz olarak onun kişiliğinin yanı sıra ilke olarak siyaset dışılığı savunan kuruma eleştiriler yöneltilmeye başlandı. Buna rağmen 1965 seçimlerinde partisine oyların yüzde 53'ünü kazandırmak ve "O hesaplar çoktan kapandı" söylemiyle kendisini tartışmaların ötesine taşımayı başardı. Buna karşılık bu ilişkisini hedef alarak onu yıpratmak isteyenler daha çok Masonluğun tutarsızlıkları ve kötülükleri tezini ön plana çıkararak kampanya sürdürdüler. Başta CHP'liler, her kaybettikleri seçimde Mason parmağı arar oldular. Liberal ekonominin yerleşme döneminde, ihalelerin dağıtımındaki her yolsuzluk Mason Biraderler'e malediliyordu. 1968'de Ulus'ta çıkan "Mason Birader" başlıklı yazı bu kampanyanın ilginç örneklerindendir: "Mason Birader ne kadar aslan postuna bürünürse bürünsün, ne kadar dil dökerse döksün, seçmen yurttaş onun sırtındaki boyayı suratına bir kova su çalarak akıtacak ve asıl çehresini apaçık ortaya koyacaktır. Çünkü halk bir ikinci Mason Birader'i denemeyecek kadar aklı selim sahibidir." 'İmam Değil Lider Seçiyoruz': CHP muhalefetine ek olarak, kısmen AP'den ayrılanların da katılmasıyla kurulan milliyetçi bir parti yanlıları da aynı nitelikte, hatta daha da sert bir kampanya yürüttüler. "Bir Adam ki" başlıklı bir yazıda Demirel hedef alınırken şöyle saldırılıyordu: "Bir adam ki Mason olduğu halde, halkı aldatmak için birkaç defa camiye gelir; namaz kılanların arasına karışır, iftar zamanıoruç tutanlarla bir olur, sair zaman odasında purosunu tüttürür. O adamdan hayır gelmez!" Bu yazıyı kaleme alan O.Y. Serdengeçti'ye, böylesine suçladığı birinin lider olduğu partide neden milletvekilliği yaptığı sorulduğunda verdiği yanıt, iyice emin olmak için beklediği ve ondan sonra partiyi kurtarmak için kampanya başlattığı yolundadır. Demirel'i hedef aldığı savunulan kampanyanın onu yıprattığını söylemek güçtür. Bir CHP'linin bir AP'liye yönelttiği "Bir Mason'u nasıl lider kabul edebilirsiniz?" sorusuna aldığı yanıt partidekilerin onun başarısından memnun olduklarını kanıtlıyordu: "Biz imam değil, partiye lider seçiyoruz." En sonunda dinci kesim, Erbakan'ın başkanı olduğu Milli Nizam Partisi çerçevesinde Demirel üzerinden Masonluğu en katı yeren bir kampanya başlattı. İşin ilginci, uzun süredir unutulmuş olan Masonluk/ Siyonizm özdeşleştirmesi onlar tarafından yeniden gündeme getirildi. Komplo teorileri Menderes'i yok etmek için ABD ile Masonluğun işbirliği yaptığı noktasına getirildi. Hatta 27 Mayıs'ı yapan Milli Birlik Komitesi de aynı şekilde suçlandı. Oysa Komite'nin üniversiteden 147 bilim adamını uzaklaştırma kararında bunların "Komünist, Mason, cinsi sapık, vb..." oldukları hakkında bir iddia yer alıyordu. 1980'lerden beri, Adnan Hocacılar denilen grupla Akit/Vakit gazetesi, Masonluk aleyhtarı kampanyayı, Siyonizmle de birleştirerek sürdürmektedirler. [Gazeteci Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu, Sabah Gazetesi, 26.05.05, Kayıt Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Türkiye'de Masonluk: Masonlar’la ilgili aklınızda tek bir soru işareti kalmayacak. Sabah sır dolu bir dünyanın kapılarını araladı. 'Dünyanın en çok tartışılan konularının başında geliyor Masonluk. Bunda, Biraderlerin kurumsal disiplin çerçevesindeki ketumluğu etkili oluyor. Karşıtları da bu davranıştan doğan esrarengizlik havasından yararlanarak, her türlü yakıştırmayı, araştırmadan gündeme getiriyorlar. Bu yüzden, Emre Kongar'ın icadı "kafakarıştıroloji" deyimi, en çok bu alandaki tartışmalara uygun düşüyor. Ben Masonlar'a özgü deyimle bir "Harici" olarak, konuyu toplumsal işlevi üzerinde yoğunlaşıp inceledim. Böylece, objektif bir değerlendirmeye yöneldim.' [Gazeteci Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu, Sabah Gazetesi, 26.05.05, Kayıt Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
UFO: Unidedified Flying Objects; Belirlenemeyen Uçan Cisimler. UFO Müzesi: Nuri Sözkesen, http://ww.sirusufo.org,
Uygar Ülkelerde Değerli Bir İltifat: Refah cephesi, "Masonluğun kötü olduğu ortaya çıktı" açıklaması yaptı. Masonlar ilk kez gazete ilanıyla saygın bir kuruluş olduklarını duyurdular. Mesut Yılmaz'ın avukatı Erden Arısoy, Takvim gazetesi hakkında tazminat davası açtı. Delil olarak, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'ndan Oryal Güventürk ve Can Arpaç imzalı, "Davacı Mesut Yılmaz'ın Çankaya veya başka bir locada halen üye olmadığı gibi derneğin kayıtlarının tetkikinden hiçbir zaman derneğe üye olmadığı" nı belirten yazısı sunuldu. Gazete 10 milyar lira tazminata mahkum edildi. Bu sonuç öncelikle Refahlılar'ı memnun etti. İstanbul milletvekili Mustafa Baş şöyle bir açıklama yaptı: 'Engel Kalmadı': "Burada asıl sevindirici olan Masonluğun kötü bir şey olduğunun ortaya çıkmasıdır. Mesut Yılmaz'ın gösterdiği hassasiyet bunun kanıtı. Kendisinin Mason olmadığı kesinleştiğine göre Refah Partisi ile koalisyon yapmasına engel kalmadı." Masonlar Demirel olayının aksine, bu kez görevlerini dürüst bir şekilde yapmakla birlikte, olaya tepkilerini göstermekten de geri kalmadılar. Mesut Yılmaz'a gönderdikleri mektupta üzüntüleri şöyle ifade edilmişti: "Size Mason dedikleri için göstermiş olduğunuz tepki ve yanlış değerlendirmeleriniz karşısında büyük üzüntü duyduğumuzu belirtmek isteriz. Mason sözcüğü, uygar ülkelerde bir iltifat olarak değerlendirilir." Arkasından Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği basında bir de ilan yayınladı. Bunda Mason ilkelerinin saygınlığı anlatılıyor, bir bakıma Mesut Yılmaz'ın davranışı kınanıyordu. Diğer yandan Masonlar mahkeme kararını da derneklerinin mahkumedilmesi olarak algıladılar. Bu konuda açıklama yapan Adnan Tarman adındaki Mason "Bir Galatasaraylı'ya Fenerli'sin" demenin hakaret sayılıp sayılmayacağını sorguluyordu. Refah Partisi'nin Masonluk karşısındaki tutumunun hiç de kesin ilkelere bağlı olmadığı sonraki girişimlerinden anlaşılmıştır. Önceki dönemde meclise Masonluk konusunda verdikleri araştırma önergelerinin geçersiz kalmış olması sebebiyle, yeni dönemde bunlar tekrar gündeme getirildi. Ancak koalisyon olasılığı belirince, bunları "geçici" diyerek geri çektiler. Konya milletvekili Mustafa Ünaldı ve arkadaşlarının hazırladığı, Rotary, Lions dernek ve kulüpleri ile Bilderberg kulübünün "şüphe uyandıran türden ilişkilerinin incelenmesi için" Meclis başkanlığına sunulan üç ayrı önerge 2 Şubat'ta "gayri resmi olarak ve geçici bir süre için, gerekçelerde bazı düzeltmeler yapıldıktan sonra tekrar sunulmak üzere" geri çekildi. Mason Refahlı: Geri çekmenin tek sebebi koalisyon sorunu muydu? Bir gazetenin yaptığı açıklama, Refah'ın içinde Mason bulunduğunu ortaya koymuştu. Refah Partisi'nce Tunceli'nin Hozat ilçesinde belediye başkan adayı gösterilen Settar Dinler'in "Ankara Vadisi"ne bağlı Dikmen locasının 203 numaralı biraderi olduğu belirtiliyordu. Bu da Refah'ı köşeye sıkıştırmak isteyenlere koz oldu. Daha da ilginci, aynı günlerde Erbakan'ın özel ilgi gösterdiği İslam Konseyi'nin Arap başkanının ve hatta Suudi Arabistan'da petrol işlerinden sorumlu bazı kişilerin de Mason oldukları ortaya çıkarılmıştı. [Gazeteci Tarihçi Dr. Orhan Koloğlu, Sabah Gazetesi, 26.05.05, Kayıt Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Uzaylılara İniş Pisti; Peru'nun Pampa sahilindeki 450 km2’lik alan üzerine çizili motifler, M.Ö. 300’üe M.S. 600 arasındaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki şekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafından yapıldığı düşünülen bu garip motiflerin, uzaylılar için bir iniş pisti vazifesi gördüğü öne sürülüyor.
Vatikan Temsilcisi: Erdoğan İçin Her Gün Dua Ediyorum: Vatikan'ın İstanbul Temsilcisi George Marovich, her gün Başbakan Tayyip Erdoğan için dua ettiğini söyledi. Harbiye'deki temsilcilik binasında her gün yapılan "Cevşen-i Kebir'' duasından söz eden Marovich, Cevşen-i Kebir kitabının arasına koyduğu Erdoğan'ın resmini göstererek, "Cevşen'i okurken, Başbakan'a da dua ediyorum. Çünkü dümen onun elinde. Hepimize barışı sağlasın'' diye konuştu. 15. Benediktus'un 1921'de dönemin Padişahı Vahdettin'in de bağışlarıyla heykeltıraş Quattrini tarafından yapılan anıtının Harbiye'deki Saint Esprit Katedrali avlusunda yer aldığını da hatırlatan Marovich, "15. Benediktus, bir barış ve sevgi papası olmuştu. Yeni Papa'nın da dünya barışı için aynı ideali devam ettireceğini sanıyorum'' dedi. [Sabah Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 22.04.05, Şirintepe-İzmit].
Vatikan: Kutsal Roma İmparatorluğu sınırları içinde kurulmuş oldup bugün İtalya’da buluna Vatikan, Katolik Hıristiyanlığın merkezi olup, en yüksek ve yetkili ruhani lideri Papa’dır. Papa Katolik Hıristiyan din adamlarından seçilmektedir. Ortodokslar dışında her tür Hıristiyanmez hebinin de merkezi kabul edilir. İçişlerinde ve dışişleri bağımsız ama savunmada İtalya’ya tabidir. [Kayıt; Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].
Vatikan: Vatikan Dan Brown’un Da Vinci Şifresi adlı kitabına savaş açmış. Kitapta yer alan yalan, iftira ve saptırmalara karşı mücadele edildiği açıklanmış. Kitap 44 ülkede 18 milyon adet satış yapmış. Vatikan Katolik Kilisesi’nin zayıflatılmak istendiğini ileri sürülüp, kitapta anlatılan eski bir fahişe olduğu savunulan Mary Magdelena’nın Hz. İs’dan gebe kaldığı, ardından Fransa’ya kaçarak İsa’nın soyunu devam ettirdiği, Kutsal Kase adlı sırrın Mary Magdelena ile ilgili olduğu gibi görüşlere karşı çıkıyor. Kardinal Tercio Betone ABD, Fransa, Brezilya ve Arjantin gibi Katolik olan ülkelerde kitabın çok satmasının Katolik inancı zayıflatacağı görüşünü iddia etmiş.
Ve kıyamete Bir Papa Kaldı: Ratzinger'in papa olacağını 866 yıl önce bilen İrlandalı rahibin son kehaneti: Sonraki papayla kıyamet kopacak. 12'nci yüzyıl rahibi Malacchia'nın kendinden sonraki 111'inci Papa için verdiği 'kehanet şifresi' de tuttu. sembolü. Rahibin son kehaneti ise "112'nci Papa'nın gelişiyle Kilise yıkılacak, kıyamet kopacak"tı. 111'inci kehanet gerçekleşti: Aziz Malacchia, kendi döneminden sonraki 111'inci Papa için "zeytinin ihtişamı" demişti. Ratzinger, simgesi zeytin olan rahiplerden gelen Benedict papalık adını alınca din uzmanları "Kehanet gerçek oldu" diyor. On ikinci asırda yaşamış bir aziz, Piskopos Malacchia. Kendi döneminden sonra gelecek papalarla ilgili kehanetlerde bulundu. 112 papa sonra kıyametin geleceğini öngören Malacchia'nın kehanetlerine göre önceki gün seçilen Ratzinger, 111'inci papa. Ve Malacchia'nın sondan bir önceki olacağını söylediği bu papayla ilgili kehaneti de gerçek oldu... İrlandalı aziz, 111'inci papayla ilgili kehanetinde "Gloria Olivae" (zeytinin ihtişamı) ifadesini kullanıyor. Yorumlara göre kehanet, Ratzinger'in kendisine seçtiği papalık ismiyle kesişiyor. Barişin Simgesi Zeytin: Ratzinger'in seçtiği 16'ncı Benedict adı, sembolleri zeytin ve söylemleri barış olan Benedict rahiplerinden geliyor. Din uzmanlarına göre Malacchia'nın sondan bir önceki kehaneti de bu noktada gerçekleşmiş oluyor. Konuyla ilgili görüştüğümüz dinler tarihi uzmanı İtalyan Prof. Mariano Bizzarri, Malacchia'nın kehanetinin daha farklı bir biçimde ortaya çıktığı kanısında. Bizzarri'ye göre Benedict yani "mübarek", simgesi dünyanın her yerinde "zeytin dalı" olan barışı simgeleyen bir isim. Ratzinger de bu ismi, savaş karşıtı Papa 15'inci Benedict'in izinden gitmek için aldı. Bizzarri'ye göre Kilise içindeki gizli çıkar gruplarını ve tarikatları da temizleyen 15'inci Benedict'in çizdiği yoldan yürüyecek olan Ratzinger, dış ve iç barış için mücadele edecek. "Fazla Yaşamayacak": Malacchia'nın kehanetlerinin doğruluğunu kabul edenler için kıyamet günü yaklaşıyor. 1148'de ölen Malacchia'ya göre Ratzinger yani Papa 16'ncı Benedict fazla yaşamayacak. Ondan sonra Papa olarak Romalı Petrus (Peter) Katolik Kilisesi'nin başına geçecek. Bu, aynı zamanda Kilise'nin son dönemi olacak. Malacchia'ya göre 112'nci Papa, kıyamet gününün geldiği ve Mesih'in yeryüzüne dönüşünün de bir anlamda habercisi olacak. Papa 16'ncı Benedict, 1992'de açıklanmayan ancak ağır bir hastalıktan ameliyat oldu. Roma'daki bu ameliyat sonrası Almanya'da bir süre tedavi gördüğü biliniyor. O dönemde görevinden istifa etmek istediği kardeşi tarafından açıklandı. Aziz Malacchia, Papa 10'uncu Innocent için "Iucunditas Crucis" yani "haçın şenliği" demişti. 10'uncu Innocent, haçın şenliği kutlamasından bir gün sonra seçildi... [Sabah Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 21.04.05, Şirintepe-İzmit].
Venüs Gezegeni: 8 Haziran 2004-6 Aralık 1882’den bu yana ilk kez tekrar Güneş’in önünden geçiş yapacak olan Venüs, Avrupa, Afrika ve Asya’dan tam olarak gözlemlenebilecek. Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan geçişin sadece başlangıcı izlenirken, bu bölgelerde güneş batacağından, olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika’nın doğusundaki gözlemciler Güneş doğarken Venüs geçişinin sadece sonunu görebilecek. Geçiş, Türkiye’den tam olarak izlenebilecek. Geçiş sırasındaki en önemli anlar, Venüs gezegeninin Güneş diskine girişi ve çıkışı sırasında gerçekleşecek. Gezegenin Güneş diskine girişi, Güneş’e dışarıdan teğet olduğu an (1. kontak), Venüs kenarda küçük bir çentik gibi gözükecek. 2. kontak diske içerden teğet olduğu an ve bu andan itibaren Venüs’ün tamamı gözükmeye başlayacak, ardından diskin üzerinde saatlerce sürecek bir ‘yolculuk’ başlayacak. 3. Kontakta Venüs, Güneş’i terk etmeden önce bir kez daha diskin kenarında içten teğet olacak ve 4. kontakta geçiş Venüs’ün Güneş’e dıştan teğet olması ile tamamlanacak. 1. ve 2. kontaklar geçişin giriş evresini, 3. ve 4. kontaklar ise geçişin çıkış evresini oluşturuyor. Venüs’ün Güneş’in önünden geçişi, yaklaşık 6 saat 12 dakika sürecek. 1. kontak 08:13’te, 2. kontak 08:32’te, Güneş’in tam ortasına varış 11:19:44, 3. kontak 14:06 ve 4. kontak ise 14:25 saatlerinde gerçekleşecek. istanbul için venüs geçiş dakikaları: İstanbul için Venüs geçişinin kontak zamanları ve Güneş’in ufuktan yüksekliği şöyle: 1. Kontak Güneş- 08:19:41, 2. Kontak Güneş- 29 derece, 08:39:15, Geçişin ortası (0 kontak) Güneş-33 derece, 11:22:03, 3. Kontak Güneş- 62 derece, 14:03:43 4. Kontak Güneş- 68 derece, 14:23:00. ankaralılar gözlemevine: TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi geçişinin tamamını internet sayfasından canlı olarak yayınlayacak. Ankara Üniversitesi Gözlemevi de bu ilginç gökyüzü olayını izletmek amacıyla kapılarını 08.00-14.00 saatleri arasında halka açacak. Gün boyunca üniversitenin Astronomi Araştırma Topluluğu gözlem yapan meraklılara bilgi verecek. son 400 yılda 6 kez: Venüs geçişi, Güneş tutulması sırasında kullanılan güneş filtreleri ile doğrudan Güneş’e bakılarak gözlemlenebilir. Teleskop kullanılıyorsa, teleskopun göz sağlığını koruyacak filtre sistemi ile donatılmış olması gerekiyor. 1610 yılında teleskopun icadından bu yana sadece 6 Venüs geçişi gerçekleşti. Venüs geçişleri; 8, 105.5, 8 ve 121.5 yıl aralıklarla tekrarlanıyor. 8 Haziran’dan sonraki Venüs geçişi 8 yıl sonra 6 Haziran 2012’de, bir sonraki ise 105.5 yıl sonra 11 Aralık 2117’de gerçekleşecek.. [kayıt: Erkan Kiraz, 08.06.04, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe- İzmit].
Yalçın KÜÇÜK: Prof.Dr. [DT: 1938, İskenderun. Babası Toroslardan Küşükefendilerden: Hakkı Bey, annesi: Halep’ten İskenderun’a yerleşmiş Sabuni Ailesi’nden Şerife Hanım, kardeşleri: Talay, Nilgün, Ömer, Faruk ve Nilüfer, eşi: Temren, çocukları: ]. Mülkiye mezunu. DPT’de ve Uzun Vadeli Planlar Dairesi Müdürlüğü’nde çalışır. Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışır. Anka Ekonomik Bülten’i çıkartır. 12 Eylül 1980’de 1402’likler Listesi’nden gazi Üniversitesi’nden uzaklaştırılır. Bir Yeni Cumhuriyet adlı kitabı dolayısı ile tutuklanır ve 8 yıl hapis yatar. 1993 yılında Türkiye’den kaçıp Fransa’ya gider. PKK’nın tutuklu terörist başı Abdullah Öcalan’la yaptığı söyleşilerden tanınır. 1999 yılından itibaren ise Sebatay Sevi müridleri ile ilgili olarak yapmış olduğu isimbiliciğinden (onomastik) ve Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de yaşayan “Dönemeler” yani “Selanikliler” yada bilinen başka bir adla “Dönme Yahudiler” ile ilgili kaleme almış olduğu “Tekelistan” .
Yeni Papa, Müslümanlara da Mesaj Verdi: Roma Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri Papa 16. Benedikt, Katolikler dışındaki Hıristiyanların ve diğer dinlerin temsilcilerini kabul etti. Kendisini ziyaret eden heyette Müslümanların da bulunmasından memnuniyet duyduğunu dile getiren 16. Benedikt, “Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki diyalogun, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde artmasını takdir ettiğimi belirtmek istiyorum” dedi. Papa 16. Benedikt, “Kilise'nin diğer dinlerin müntesipleriyle dostluk köprüleri inşa etmeye devam edeceğini” de belirtti. Papa, diğer dinlerin inananlarını barış için hep birlikte çalışmaya davet ederek, şöyle konuştu: “Papalığımın başlangıcında, temsilcisi olduğunuz diğer dinlerin inananları olarak sizleri ve de samimi bir şekilde hakikati aramakta olan herkesi, hararetle hep birlikte karşılıklı anlayış, saygı ve sevgi esası çerçevesinde barışın mimarları olmaya çağırıyorum.” 16. Benedikt, Katoliklik dışındaki Hıristiyanlık temsilcilerine ise Papalığı süresince Hıristiyanlar arası birlik çalışmalarına önem vereceği mesajını verdi. Papa'yı bugün Vatikan'da ziyaret eden heyet üyeleri, dün Aziz Petrus Meydanı'nda 16. Benedikt'in Papalığa resmen başlamasını simgeleyen yüzük ve atkı takma merasimine katılan heyetlerin üyelerinden oluştu. [Hürriyet Gazetesi, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 25.04.05, Şirintepe-İzmit].
Yıldızlara Dönüş: [Zurück zu Den Sternen], Erich Von Daeniken. Çeviri: ©Erich von Daeniken Beatenberg, Schweiz. 1981 Econ Verlag. Cep Kitapları. Üçüncü Baskı 1996. ISBN: 975-480-060-X. [Erkan Kiraz. İzmit Real Alışveriş Merkezi, II. El Kitaplar. 14.05.04, 3,999,000 TL].
Yuhanna Pavlus, 2.; Bana, ‘20. yüzyılın en büyük devlet adamlarını kendi kıstaslarına göre say’ deseniz, hiç tereddütsüz, zirvelerin zirvesine Büyük Winston Churchill’i koyarım. Ondan hemen sonra da ve yine hiç tereddütsüz, sıralamanın ikinci basamağına, cumartesi günü vefat eden Papa Büyük 2. Yuhanna Pavlus’u oturturum. Birincisinin dirayeti ve cesareti sayesinde insanlık faşizm belásının üstesinden geldi. Diğeri ise aynı tür dirayet ve cesaretle, o insanlığı komünizm kábusundan kurtardı. İman ettiği ve temsilcisi addedildiği İsa Mesih’in mağfireti üzerinde olsun. Ancak, merhum papanın tarihi misyonuna yarın değineceğim ve bugün, onun klise ismini burada neden ‘Yuhanna Pavlus’ olarak zikrettiğimi açıklayacağım. EN önce, dil asla ve asla ‘sekülerleştirilemez’. Böyle bir şey katliama tekabül eder. Başka bir deyişle, merámımızın, yani özünde düşüncelerimizin aynası olan o dil, şahsiyetleri, mitolojileri ve deyimleriyle hiçbir şekilde ‘din kültürü’nden kopartılamaz. Oysa, işgüzárlığı ve cehaleti aynı potada eriterek, biz bunu haniyse ‘becerdik’. Şu işe bakın ki, tüm semavi inançların ortak coğrafyasında yaşıyoruz ve genel imani tarihi aidiyetimiz sayesinde de o inanç lugatlerine aslında tümden vakıf bulunuyoruz. Fakat buna rağmen budalalığı, öz be öz lisanımızı yukarıdaki aidiyetin ve tarihin zengin mi zengin ve evrensel mi evrensel hazinesinden ‘ayıklamaya’ (!) vardırıyoruz. Müslümanlık önce Arapça, sonra Farsçayla özdeşleşiyor ya, sözümona ‘laikleşme’yi bu iki dev uygarlık dilini ‘hadım ederek’ gerçekleştirdiğimiz gafletine düşüyoruz. Hayır hayır, bunun adı ‘laikleşme’ falan değil ‘yabancılaşma’dır! ‘Kendinden kopuş’a tekabül eder ki, işte Yuhanna Pavlus da orada düğümleniyor. ÖYLE, zira yüzyıllardır düşüncemizi belirleyen ‘dil kültürü - din kültürü’ o coğrafya ve o tarih sayesinde öyle geniştir ki, sırf Arabi lugate ve İslami imana indirgenemez. Dinde İseviliği ve Museviliği; dilde ise Arabi ve Farsiye ek olarak önce İbranice, Kaldanice, Yunanca ve kısmen Ermeniceyi; sonra da tedricen Latince ve İtalyancayı kapsar. Başka bir deyişle, peygamberleri, havarileri, káhinleri, adları ve göbek adlarıyla Yahudiliğin ve Hristiyanlığın bütün terminolojisi ‘T-ü-r-k-ç-e’de mevcuttur! Çünkü, bizim kullandığımız ‘Türkçe’ ne şamanist inançların Orta Asya veya Sibirya ‘öz Türkçesidir’ (!); ne de yamalı bohça ve sonradan görme ‘kopya Türkçesi’dir. BİZİM kullandığımız Türkçe, bir zamanlar hilafeti de barındıran ve patriklerinden hamambaşılarına çeşitli ‘dil kültürü - din kültürü’ temsilcilerinin merkez olan ‘Dersaadet Türkçesi’dir ki, bu da hiç tereddütsüz, sonsuz zengin bir ‘uygarlık lisanıdır’. O uygarlık lisanında ise merhum papaya, ne geç musallat olmuş Fransızcayla Jean Paul; ne de daha berbatı, Katolik yoksunu Anglo-Saksonların İngilizcesiyle John Paul denir. Türkçede, cumartesi günü ölen ruhani lidere 2. Yuhanna Pavlus denir! Zira bizim ‘uygarlık lisanımız’ tüm İsevi isimlerde önce Arabi, İbrani Keldani kökenlileri; sonra da, yukarıda olduğu gibi Yunanca, Rumcadan inenleri kullanır. Dolayısıyla, Osmanlı arşivini temel almak kaydıyla, Hristiyan terminolojiyi doğru olarak ancak, çevirisi hala aşılamayan ilk yeni harf baskı ‘Kitab-ı Mukaddes’i; ibadet dili Türkçe olan Ermeni ve Karamanlı incillerini ve yine Karamanlı Evangelinos Misailidis’in Türkçe yazdığı ‘Temaşa-i Dünya ve Cefakár-u Cefakeş’i kıstas belleyerek kullanabiliriz. Bunların hiçbiri gökten zembille inmediler ve ortak aidiyetimizi, mirasımızı ve uygarlığımızı belirleyen ‘dil kültürü - din kültürü’nün varlık payandalarını oluşturdular. ‘2. John Paul’un değil, 2. Yuhanna Pavlus’un büyük kişilliğine yarın geleceğim. [Hadi Uluengin, Hürriyet Gazetesi, 05.04.05, kayıt: Erkan Kiraz, 05.04.05, Şirintepe-İzmit].
Yüzüncü Ad; [Le Périple de Baldassare] Amin MAALOUF, Çeviri; Samih Rifat, Roman. YKY-İstanbul. I. Baskı-İstanbul, Ekim 2000. ISBN 975-08-0003-6. [Özdilek Alışveriş Merkezi - İzmit, 15.09.2003, 12,500,000 TL].
Zeus Adına [Yunanlılar, Bilmeceler, Arganotlar]: [In Name von Zeus; Griechen, Raetsel, Arganauten]. Erich Von Daenıken. Çeviri: Esat Mermi Erendor. Cep Kitapları, I.Basım 2000. ISBN: 975-480-117-7, [Erkan Kiraz. İzmit Real Alışveriş Merkezi, II. El Kitaplar. 21.04.04, 3,999,000 TL].

[Bu bir geçici deneme ve derleme çalışmasırdır. Amaç esaneler, söylenceler, mitler, gizemler, UFO benzeri dünya dışı medeniyelere olan inançlara, Yahudilik, Kabala Mistizsmi, Eski & Yeni Ahit’e, Roma Imparatorluğu’nun Hıristiyanlığı benimsemesine, Hıristiyanlık inanıncı görüntüsünde ortaya çıkan gizli derneklere [Sion Tarikatı, Tapınak Şovölyeleri & Kurukafa ve Kemikler vb], Masonluğa, Hıristiyanlık’a ve Eski Mısır İnançları’na ve Hıristiyanlık öncesi pagan inançlarına ve olaylara ait her tür bilgilerin az yada çok bir arada toplanmasını ve kısa bilgiler elde edilmesini sağlamaktır. Çalışma sürekli güncellenmeketedir. Bu ilk çalışma zaman zaman güncellenmiş biçimle yer değiştirecektir.]

© Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazı ancak kaleme alanın izni alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir. © Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved. This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author. Edited By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on 24.03.05.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home